LGS geride kaldı. YKS’ye ise yalnızca birkaç gün kaldı. Bu günlerde evlerde, okul koridorlarında ve sosyal medyada aynı sorular dolaşıyor: “Kaç net yaptın?”, “Kaç puan bekliyorsun?”, “Hedefin tutacak mı?”
Oysa gözden kaçırdığımız önemli bir gerçek var: Sınav sonuçları yalnızca sayılardan ibarettir; ancak o sayıların çocuklara ve gençlere yüklediği değersizlik hissi bazen yıllarca taşınabilir.
Psikolojide bireyin kendisi hakkındaki genel değerlendirmesine özsaygı (self-esteem) denir. Özsaygı, kişinin yalnızca başarılarıyla değil, koşulsuz kabul gördüğü ilişkilerle de şekillenir. Ne yazık ki birçok öğrenci sınav dönemlerinde şu mesajı duyar: “Başarırsan değerlisin, başaramazsan eksiksin.”
Bu durum, psikolojide koşullu kabul olarak adlandırılır. Çocuk ve genç, sevginin ve takdirin ancak performansla kazanılabileceğine inanır. Sonuç olarak sınav, bilgi ölçen bir araç olmaktan çıkar; kişinin kendi değerini ölçen bir terazeye dönüşür.
Bir öğrencinin aldığı puan birkaç rakamdan oluşur. Ancak o rakamların ardından duyduğu şu cümleler çok daha kalıcı izler bırakabilir:
“Bu kadar çalışıp bunu mu yaptın?”
“Komşunun çocuğu senden daha yüksek aldı.”
“Senden daha iyisini beklerdim.”
“Bizi hayal kırıklığına uğrattın.”
Bu ifadeler yalnızca o ana ait değildir. Zamanla bireyin iç sesi hâline gelir. Yıllar sonra bile kişi bir hata yaptığında kendi kendine aynı cümleleri kurabilir. Çünkü eleştirel ebeveyn sesi, zamanla içselleştirilir.
Oysa destekleyici bir iletişim dili, öğrencinin psikolojik dayanıklılığını güçlendirir. Aynı durumlar için şu cümleler tercih edilebilir:
“Sonuç ne olursa olsun senin emeğini görüyorum.”
“Bu sınav senin değerin hakkında değil, belirli bir gündeki performansın hakkında bilgi veriyor.”
“Hayal kırıklığı yaşayabiliriz ama birlikte yeni yollar bulabiliriz.”
“Başarınla gurur duyarım, fakat seni sevmem başarına bağlı değil.”
“Bu sonuç seni değil, sadece sonucu anlatıyor.”
Bu tür ifadeler öğrencinin öz-yeterlik algısını korur. Yani birey, başarısızlık yaşasa bile yeniden deneyebileceğine inanır. Çünkü hata yapmakla değersiz olmak arasında bir fark olduğunu öğrenir.
Özellikle YKS’ye günler kala ebeveynlerin en büyük görevi, öğrencinin kaygısını artırmak değil, onu düzenlemesine yardımcı olmaktır. Sürekli net hesabı yapmak, rakiplerden söz etmek veya gelecekle ilgili felaket senaryoları kurmak kaygıyı yükseltir. Bunun yerine öğrencinin duygularını dinlemek, dinlenmesine izin vermek ve ona güven vermek çok daha koruyucudur.
Unutmamak gerekir ki bir sınav sonucu hayatın tamamını değil, yalnızca küçük bir bölümünü anlatır. İnsan değeri ise herhangi bir optik formun içine sığamayacak kadar büyüktür.
Bir bahçıvan düşünün. Bahçesindeki her çiçek aynı gün açmaz. Bazısı ilkbaharda tomurcuklanır, bazısı yaz ortasında renklenir, bazısı ise geç açmasına rağmen en dayanıklı çiçek olur. Akıllı bir bahçıvan, henüz açmamış bir çiçeğe bakıp “Sen yetersizsin” demez. Çünkü bilir ki her canlının kendi zamanı vardır.
Çocuklarımız ve gençlerimiz de böyledir. Sınav sonuçları yalnızca o gün açan yaprakların sayısını gösterir. Ama bir insanın ne kadar değerli olduğunu, ne kadar güçleneceğini ve hayata nasıl iz bırakacağını asla ölçemez.
Çünkü sonuçlar sayılardan ibarettir; fakat bir gencin kendisi hakkında oluşturduğu değer duygusu, hayat boyu onunla yürür.