Konya Aydınlar Ocağı, 70 yaşına giren Bulgaristan Türkleri Derneği Eski Başkanı Dr. Halil Öztürk’e Selçuklu Salı Sohbetleri kapsamında Saygı Gecesi düzenledi. Konevi derneği salonundaki programda hayatı ve hatıralarını anlatan Öztürk “Bulgaristan bizim ata yurdumuzdur ve Bulgarlar da Türk olduklarını hatırlamaya başladılar” dedi.
Program öncesinde konuşma yapan Aydınlar Ocağı başkanı Dr. Mustafa Güçlü, yeni nesil gençlerin sanal âlemden ve batı kültüründen beslendiğine dikkat çekerek “Bizim jenerasyonun ömrü fikrî mücadele ile geçti. Bunun için de kültürel faaliyetlere, salon toplantılarına, konferanslara katılmaya özen gösterdi. Bun yaparken yeni nesli ikâme etmekte zafiyet gösterdi. Yeni nesil, kendi değerlerini, kendi kültürlerini, kendi sanal değerlerini kendileri oluşturacaklar diye görülüyor ve bizden farklı bir toplum olacaklar” dedi.
Dr. Halil Öztürk ile meslektaş olmanın yanında dava arkadaşlığı yaptıklarını da kaydeden Güçlü “Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Balkanlardan Konya’ya gelen öğrencilere dernek çatısı altında sahip çıktı ve nitelikli insan olarak yetişmelerine vesile oldu” dedi.
Daha sonra kürsüye gelen Dr. Halil Öztürk, 29 Eylül 1956 tarihinde Konya’da dünyaya geldiğini belirterek “Babam Deliorman’ın Rusçuk vilayetinin Güvece köyünde 1930 yılında doğmuş. 1950 yılında da yalnız başına Türkiye’ye göç etmiş. Annem Şumnu’nun Akdere köyünde dünyaya gelmiş ve on yaşındayken ailesiyle birlikte Türkiye’ye göç etmiş” dedi.
Babasının Rüştiye, yani ortaokulu Rusçuk’ta okuduğunu anlatan Öztürk “1940’lı yıllarda Osmanlı’dan devralınan eğitim sistemi Türkiye’de değişime uğrayıp ilk mektep, orta mektep, lise oluşurken Bulgaristan’da halen Osmanlı modeli eğitim sistemi devam ediyormuş. Dolayısıyla babam eski yazı denilen Osmanlı Türkçesini çok işlek, yani hızlı yazardı. Dedem de eski yazıdan başka mektup yazamazdı” diye konuştu.
Rusçuk’ta Akşam Lisesi okurken terzilik öğrenen babasının o dönemde Bulgarların Türklere karşı tavırlarını yakından müşahede ettiğini kaydeden Öztürk “Mesele, Bulgarlar işe, Türkler Türkiye’ye gitsin” diye tellal bağırırmış. Babamın babası küçük yaşta vefat etmiş. 1950 anlaşması yapılınca babam, göç için Türk Konsolosluğuna gittiğinde, oradaki görevlilerin Türkiye’ye gitmek isteyenlere hiç iyi davranmadığını anlatmıştı. Türk köyünde yaşayan ağabeylerine (Siz de sonra gelirsiniz) diyerek Türkiye’ye gelip İzmir Kaymakçı’da bir süre kalmış. Sonra İzmir’e gidip terzi kalfası olmuş. Bir gün askerler gelip Şubeye götürmüşler ve Sakarya’ya asker olarak yollamışlar. Askerden sonra bir yakını Konya Karayollarında iş imkânı olduğunu söyleyince de Konya’ya gelmiş. Annemin sülalesi topluca gelmiş ve önce Kayseri bölgesine yerleştirilmişler. Fakat oranın halkı istemeyip taşlamışlar. Sonra Adana Ceyhan civarına gelmişler. Türkiye’de dinî eğitim kısıtlandığı yıllarda, Bulgaristan’dan gelen din adamları Türkiye’de oluşan ihtiyacı karşılamış” şeklinde konutu.
Parçalanmış aileleri birleştirme anlaşması çerçevesinde, babaannesine 1969’da kavuştuklarını kaydeden Öztürk “1994’de, annemi ve babamı, eşim ve iki oğlumla beraber Bulgaristan’daki köylerine götürdüm. Yıllar sonra ata yurdunu hep birlikte ziyaret etmiş olduk. Yoğun göç olduğu için köylerin çoğu boşalmıştı. Akdere’ye giderken babam, yolu sormak için yanında durduğumuz genç ile Bulgarca konuşurken o Türkçe cevap verdi. Bu bizim için özel andı” dedi.
Bulgaristan’daki Türk köylerinde uygulanan mimariye dair bilgiler veren Öztürk “Alt katı ahır ve samanlı olan evler yapılmış. Üst katında aşev ve soba diye içinden geçilen bir yapı var. Aşev, eş evi yani mutfak; soba da yatak odası diyebiliriz. İkisinin arasındaki duvara da büyük su küpü yerleştiriliyor. Üst kattan da ahıra inilen bir merdiven yapılıyor. Bu tarz evlere Konya’nın pek çok köyünde de rastlayabiliyoruz. Hayvanların aşağıda olması evin ısınmasına da katkı sağlıyor” diyerek devam etti.
Bulgaristan’dan gelen Türklere kılavuzluk etmek üzere kurulan Bulgaristan Türkleri Derneği’ne 1990’lı yıllarda Başkan olduğunu ve Türklere büyük zulümler yapan, Belene kampı kuran Jivkov döneminde yaşanan göçte Konya’ya gelenlere hizmet ettiklerini anlatan Dr. Öztürk “Biz ziyarete gittiğimizde Bulgarların da bizimkiler gibi çok güzel Türkçe konuştuklarını gördük. Avukat Halil Yaver 1930’lu yıllarda, Bulgarların Balkanları istila planı, Balkanlar da Türk varlığı gibi konuları kitabında yazmış. Orada (Lügatlardan Bulgaristan ismi kalkmıştı. Hatta Bulgaristan’ı da terk etmişlerdi) diye yazıyor. Özellikle Kırım harbinden sonra Romanya’ya doğru göç etmişler. Mesela Meydan Larousse’de Bulgar maddesi yoktu. Ama sonradan Batılılar, Osmanlı’yı yıkabilmek için azınlıkları ayaklandırma projesi uygularken Bulgarları da kullandı. Mesela Robert Koleji ilk olarak Bulgar Koleji olarak kurulup sonra ismi değiştirilmiş. Orada bahçıvan, seyis, esnaf gibi Bulgarların çocuklarını eğitmişler. Sonra o çocuklar Bükreş’te toplanıp Bulgar Kurtuluş Komitesi’ni kurmuş. Bulgarlara Tuna’nın güneyinde oldukları halde niye Bükreş’te kuruyorlar? Çünkü Tuna vilayeti Memalik-i Osmani’nin en mamur beldesidir ve oradaki insanların isyan etmeyeceklerini bildikleri için Batılıların ve papazların desteği ile Bükreş’te kuruyorlar. İhtilâli onların yaptığı söylenir. Sonra 93 Harbi, 1877-78 de çıkıyor ve ardından Bulgaristan Prenslik haline getirilip fiilen bizden koparılmış” diyerek sözlerini sürdürdü. Ondan sonra da Robert Kolejinde tek Bulgar yoktur, tamamı Ermeni’dir. Oradan mezun olan Ermeniler de Hınçak ve Taşnak cemiyetlerini kuruyorlar. Bizim Ermenilerle hiçbir sorunumuz yokken onlar Türk kıyafetleriyle Ermeni köyünü basıyorlar, onların kıyafetleriyle de bizim köyleri basıyorlar” diyerek sözlerini sürdürdü.
Kendi hayatına dair bilgiler vererek devam eden Öztürk “Çaybaşı’nda otururken Hakimiyet-i Milliye’de, Köyceğiz’e taşınınca da Şükrü Doruk İlkokulunda okudum. Meram Ortaokulu’ndan sonra Konya Lisesine gittim ve Gazi Lisesi adını aldığında mezun oldum. Sonra Tıp Fakültesine gidip 1979’da mezun oldum. Beş kardeşiz ve erkek kardeşlerimin en okumayanı ben oldum. İki yıl Zonguldak’ta mecburi hizmet yaptım. Ardahan Askeri Hastanesinde askerlik yaptım. 1980-84 arası Ankara’da ihtisas yaptım. Balkan Türkleri Muhacir Dayanışma Derneği Başkanlığı yaparken, Balkanlar’dan gelen öğrencilerle seminer çalışmalarımız oldu. Buraya öğrenime gelen öğrenciler arasından Bulgaristan’da milletvekili, bakan, İslâm Şurası Başkanı olanlar var. Bu çalışmalarda Aydınlar Ocağı Başkanımız Dr. Mustafa Güçlü’nün de payı var” dedi.
Bulgaristan’da Bulgar kalmadığını, kalanların da büyük oranda Türkçe konuştuğunu yineleyen Öztürk “Yakın zamanda onlarında Türk olduklarını hatırlayacaklarını düşünüyorum. Son zamanlarda birkaç Bulgar olarak bilinen akademisyenin, Türk olduklarını anlatan konuşmalarına, yazılarına şahit olduk. Zaten Bulgarları da Slavların en aşağı tabakası olarak kabul edip, (Sonradan Slav oldu) tezini savunanlar var. Aslının Türk olduğunu fark eden Bulgarları görmeye başladık. Bu hatırlama gelişerek devam ederse o zaman Tuna tabii sınırımız olur” diyerek konuşmasını tamamladı.
Program, emekli eğitimci, sanatkâr Enver Etik (keman) ve sanatkâr Dr. Halil Öztürk’ün (ud) mini konseriyle son buldu. Aydınlar Ocağı Başkan Yardımcısı Mustafa Sinan Ümit, 70.yaşına giren Dr. Halil Öztürk’e doğum günü pastası ve tablo, Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü de katılım belgesi ve kitap takdim etti.










