Konya Aydınlar Ocağı’nın mutat Selçuklu Sohbetlerinde Başkan Dr. Mustafa Güçlü, bir yıl önce vefat eden şair Yavuz Bülent Bakiler’e dair hatıraları anlattı. Konevi derneği salonunda, Bakiler’in 28 Eylül 2025’de vefat ettiğini hatırlatarak konuşmasına başlayan Güçlü “Vefatından bir ay sonra Aydınlar Ocağı olarak Ömer Korkmaz’ın konuşmacı olduğu programla vefamızı göstereme gayret etmiştik. Konya’ya karşı sevgisi ve ilgisi olan bir münevver insandı. Sene-i devriyesinde, şahsen tanışıyor olmamızdan dolayı sanat yönünden ziyade hatıralarına dair bir program yapmak istedik” dedi.
Yavuz Bülent Bakiler’in ailesinin Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinden Anadolu’ya hicret etmiş Karabaağızadeler sülalesine mensup olduğunu anlatan Güçlü “Önce Kars, ardından Erzurum, nihayetinde Sivas’a gelip oraya yerleşen bir ailedir. Geliş güzergâhlarındaki şairlerin, âşıkların kültürlerini de alarak gelmişlerdir. Merhum Alparslan Türkeş de Azerbaycan için (Türk dünyasını konservatuvarı) tanımlamasını yapardı. Azerbaycan halkı ya bir enstrüman kullanır ya da sanatın diğer dallarından biriyle ilintilidir” şeklinde konuştu.
Türk insanında çocuklarına sevgisini gösterme eksikliği olduğuna işaret eden Güçlü “Yavuz Bülent’in babası Cezmi Bey de otoritesini sert yönüyle göstermiş, çocuklarını içinden sevmiştir. Yavuz Bülent, ileri yaşlarında babasına (Bizi niye hiç sevmedin) die sorduğunda da (Ben çocuk sevmesini bilmem, hiç görmedim, nasıl sevilir bilmem ki) demiştir. Yerli, milli İslâmî çizgide, memleket meselelerine duyarlı memur bir adamdır. Yavuz Bülent Bakiler Sebilürreşat, Orkun, Ötügen, Hareket gibi dergileri takip eden bir babanın oğlu olarak 23 Nisan 1926’da dünyaya gelmiştir. 1943 yılında da Ziya Gökalp ilkokuluna başlıyor. Öğretmeni olan Makbule hanımefendi bir duvar gazetesi çıkarmış ve Yavuz Bülent’in, beğendiği bir şiirini de oraya almış. Dolayısıyla şairliği ilkokul yıllarında bu şiirle başlamış” diyerek devam etti.
Serdengeçti’nin ortaokul tahsilini 1947-50 yılları arasında yatılı olarak Gaziantep’te aldığını, DP iktidarından sonra Büyükdoğu ve Serdengeçti dergilerini tanıdığını, Necip fazı ile Osman Yüksel Serdengeçti’ye sevgisinin arttığını anlatan Güçlü “Lise eğitimi için de yatılı olarak Malatya’ya gönderildi. 1952 yılında Hüseyin Üzmez’İn, gazeteci Ahmet Emin Yalman’ı vurması ve yakalandıktan sonra evinde Büyükdoğu, Serdengeçti mecmualarının bulunması üzerine Necip Fazıl ve Osman Yüksel de azmettirici olarak tutuklanıp Malatya cezaevine koyulunca Malatya’daki milliyetçi insanlar onlara ilgi gösterdi. Ankara cezaevine nakilleri sırasında da Yavuz Bülent, cezaevi önüne giderek ilk defa sevgi beslediği bu insanları görmüştür” dedi.
Ulusal dergide neşredilen ilk şiirinden söz eden Güçlü “Malatya’da okuduğu yıllarda kız kardeşinin vefat haberini alıp üzülüyor. Sonra Sivas’a izinli geldiğinde kabrini ziyaret edip (Bir Ölünün Mektubu) adlı şiiri yazdı. 1953’de Türk Sanat dergisine gönderdiği bu şiir Abidin Mümtaz Kısakürek tarafından yayınlandı ve ulusal mecrada yayınlanan ilk şiiri olarak kayda geçti. 1955’de Ankara Hukuk Fakültesine kayıt yaptırmak için başkente geldiğinde okuldaki işini bitirip Osman Yüksel’i de ziyaret eder. Tanışmaları böyle olur. Sonra birlikte Türk Ocağı’na giderler ve Galip Erdem ile tanışırlar. Okul sonrası zamanlarının çoğunu da Serdengeçti’nin yanında geçirir. Böylece oraya gelen milliyetçi insanlarla diyaloğu gelişir” diye konuştu.
Bakiler’in (Ayasofya) şiirini nasıl yazdığını sorması üzerine Serdengeçti’nin (Akkise’ye giderken, İbrahim Hakkı Konyalı’nın Konya’da halıcı Sabri’nin dükkânında olduğunu haber alınca sohbetinden istifade etmek istedim. Orada (Ayasofya’nın yıkılacağı söylentisi) sorulunca İbrahim Hakkı (Camiyi değil ama minarelerini yıkacaklardı. Küçük Ayasofya’dan sonra sıra büyük Ayasofya’ya gelmişti. Biz bunu öğrenince ilgili yerlere şikâyetlerde bulunduk, yıkılmaması gerektiğini anlattık. Bunun üzerine, minareyi değil de iç şerefelerin üzerinde Halife isimleri olan büyük boy tablolar söküldü ama caminin içinde kapı girişlerinden büyük olarak imal edildikleri için çıkaramadılar. Sonra ters çevirerek yerine koyup üzerini sıvadılar) diye anlatmıştı. Dinlediklerimden etkilenip Ayasofya şirini yazdım) şeklinde cevap vermiş. Meşhur Milli Eğitim Bakanı Ahmet Tevfik İleri ile de Kahramanlar Günündeki konuşmasında tanıştığını biliyoruz” dedi.
1960’da fakülteyi bitirip avukatlığa başlayan Bakiler’in 1961’de Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayında asker olunca, Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in koruması olarak görevlendirildiği kaydeden Güçlü “ Avukatlıkta başarılı olamadığını kendisi söyler (iyi bir avukat olamadım) derdi. Sonra İl Milli Eğitim’e müracaat ederek felsefe, mantık sosyoloji gibi derslerde hocalık yaptı. Sözleşmeli öğretmenliği sırasında öğrencileri ile çok iyi diyaloglar kurunca da karşıt görüşlü hocalar tarafından epeyce şikayete maruz kaldı. Görevden atılacağını duyan veliler ve öğrencilerin harekete geçmesiyle de bu karardan vazgeçildi” dedi.
Yavuz Bülent Bakiler ile ilgili anlatılacak çok hatıranın olduğuna vurgu yapan Güçlü “Kısa zamana sığmayacak bir insandan bahsediyoruz. Bu sebeple, hatıraların devamını bir başka programda paylaşalım” diyerek konuşmasını tamamladı.















