90 Yıllık Çınar Gültekin’e Vefa

İmamlık yaparken Avukat olan Haili İbrahim Gültekin asra yaklaşan hayat hikâyesini Konya Aydınlar Ocağı’nda anlattı:

KÜLTÜR - SANAT - 16-09-2026 16:17 295 kez okundu.

90 Yıllık Çınar Gültekin’e Vefa

Konya Aydınlar Ocağı’nın mutat Salı Sohbetlerinde bu hafta, 90.yaşına giren Avukat Halil İbrahim Gültekin hayatı ve hatıralarını anlattı.

Konevi derneği salonunda yapılan programda konuşan Aydınlar Ocağı başkanı Dr. Mustafa Güçlü, günümüz insanının İslâm algısında sıkıntı olduğuna işaret ederek “Bizim anladığımız, algıladığımız İslâm’ın,  Hazreti Peygamberimizin algıladığı, anlattığı İslâm’ın dışında gibi olduğunu düşünüyorum. Hazreti peygamber Kur’an’ı, ayetleri doğru anlıyor ve doğru yaşıyordu. Belki sahabenin samimiyetiyle Asr-ı Saadet’te Nebevi İslâm yaşandı. Ama Peygamber Efendimizin vefatıyla çözülme başlamış. Mesela, o güne dek kadınlarını dövemeyen insanlar, sonra el kaldırmaya başlıyor. Çünkü sağlığında kadınlar, bir şikâyet mercii olarak Peygamber Efendimize gidebiliyorlardı” dedi.

Savaşlar, olaylar, ticaret gibi farklı sebeplerle Nebevi İslâm’ın terkedildiğini kaydeden Güçlü “Zaman içinde İslâm kültürel ritüellere dönüştü, Nebevi mentalite gittikçe azaldı. Bura rağmen İslâm yine yaşanıyor. Doğruları her zaman söyleyen bir grup mutlaka oluyor. Osmanlı, Peygamber’den sonra kurulabilecek en güzel devleti kurmuştu. Fakat son beş yüz yılda emperyaller dünyayı işgal etti ve Osmanlı yıkılınca bünyesinden otuz farklı devlet çıktı. Türkiye’nin dışındakilere fizîken çöktüler, bizi ise medeniyet değişimine transfer ettiler ve batı medeniyetinin kuyruğuna bağladılar. Kültürel ve sosyal değerlerimizi değiştirdiler. İnsanlar yasaklanan eskiyi öğretemediği, yerine yeni okulların açılması da geciktiğinden toplum cehalet içinde kaldı. Çocuklarını eğitebilme hususunda çaresiz kalan insanlar korku, şiddet, yasak ve dayağı bir çözüm olarak görmüş, zorunlu ilkokuldan sonra da okutmamış” diye konuştu.

Daha sonra kürsüye gelen Avukat Halil İbrahim Gültekin konuşmasının ilk bölümünde ailesi ve çocukluk yıllarına dair bilgiler verdi. 1936 yılında doğduğunu kaydeden Gültekin “Köy hayatımın ilk yedi yılında arkadaşlarla oynayıp evin işlerinde çalıştık. Akören’in başöğretmeni ava giderken önüne geçip (Ben okumak istiyorum) dedim. Tepeden bakıp yaşımı sordu; ben (yedi) deyince (Çocuk avutmayacağız, git başımdan) diye cevap verdi. Ertesi yıl yine ava giderken önüne geçip, sekiz yaşında olduğumu ve okumak istediğimi söyledim. Bu defa (Babam, iki kişilik bir sıra yapıp okula verirse seni okula kaydederim) diye karşılık verdi. Böylece okumaya başladım. İlk beş haftaydı; babamın yaptığı sıra çok parlaktı, elimi mütemadiyen keyifle sürtüyordum. Başöğretmen bütün sınıfı tahtaya kaldırıp har okuturken ben farkına varmamışım. Sonra gülüşmelerle farkına vardım. Öğretmen yanında benim sıraya yaptığım gibi iki avucunu birbirine sürtüyordu. Ben kalkarken bir tokat vurdu, ağzımdan burnumdan kan geldi” dedi.

İvriz Öğretmen Okulu sınavına katılmak için Çumra’ya gittiğini ama önceden kaydı yapılmadığı için alınmadığını anlatan Gültekin “Bundan sonra isteğim üzerine babam, ağabeyim gibi, Hakkı Efendi’de hâfız olmam üzere beni Konya’da Bulgurtekke’ye gönderdi. Arkadaşlarımla 15 liraya bir oda tuttuk. Bir-bir buçuk ay sonra oda arkadaşımdan biri okuluna uzak olduğu için ayrıldı, ardından diğeri köye dönmeye karar verdi ve kira tamamen benim üzerime kaldı. Ben de ödeyemezdim. Askerlik işlemi için Çumra’ya giden ağabeyim beni görmek için Konya’ya gelmiş, yolda karşılaşıp durumu anlatınca beni Hatuniye camiinin odasında kalan arkadaşına beni teslim etti. Böylece okumam mümkün oldu” diyerek devam etti.

Daha sonra ağabeyinin, babasına yazdığı mektupla kendisini yeni açılacak olan İmam Hatip Okuluna göndermeyi tavsiye ettiğini vurgulayan Gültekin “Babam köyden gelip beni İmam Hatip’e kaydettirdi. Mezun olduktan sonra 1959’da evlendim. Yedek Subay hakkı verildiğini öğrenince de askere gittim. Terhis olduktan sonra, darbe sebebiyle kadrolar kapalı olduğu için imamlığa başlayamadım. Yılsonunda müracaat ettim ve Bürümcekbaşı’ndaki camiye imam olarak atandım. Üç yıl orada görev yaparken (İslâm’ın İlk Emri Oku) mecmuasını da çıkardık. Büromuz marangozlar içindeydi. 1964’de İstanbul’da Hukuk, Tıp ve Edebiyat Fakülteleri imtihanlarına girmek için harçlarını yatırdım. Bu arada Gazi Lisesinde de fark derslerini verip Lise mezunu oldum.  Sınavlar birer gün arayla idi. İstanbul’da Hukuk İmtihanına girdim. Bizim dergiye okuyan arkadaşlarla sınavdan sonra konuşurken Tıp imtihanına da gireceğimi söyleyince; kendilerinden ayrılmamam için beni apar topar Sirkeci’ye getirip Konya otobüsüne bindirdiler ve sonraki iki sınava giremedim. İmtihanı kazandığımı gazeteden öğrendim ama tembih ettiğim arkadaş kayıt gününü normal telgrafla bildirince, bir gün önceden ancak haberim oldu. Beni tanıyan, mahallenin postacısı açıp okumuş ve sürenin bitmek süre olduğunu görünce eve götürmüş. Annem evden çıkıp bana telgrafı getirmek istemiş ama yerimizi bilmiyor; ben de postaneye aboneler için pul almaya gidiyordum.  Postanenin önünde beni arayan annemin sesini duydum. Böylece ertesi gün İstanbul’da olmam gerektiğini haber aldım. Acele şekilde o gün İstanbul’a gittim” diyerek sözlerini sürdürdü.

İki çocuğu olan biri olarak İstanbul’da Hukuk okumaya gitmek üzere, tayinini yaptırabilmek için altı ay Ankara’ya gittiğini söyleyen Gükltekin, “Senatör Sedat Çumralı Adalet Bakanı olunca onunla görüştüm ve yazım yazıldı. Ortaköy’de, imam evi yeni yapılan, arkadaşımız Ahmet Gürtaş’ın olduğu camiye görevlendirildim. Üç seneden sonra Fatih’te görevli ve mezun olacak arkadaşla becayiş yaptık, ben oraya geçtim.  Bu arada pilotluktan ayrılıp ticaretle iştigal eden bir akrabam borç istedi. Arkadaşlarımdan 35 bin lira bulup verdim.  Sonra DDY’nin silecek havlu ihalesine gireceğini ama 15 bin lira teminata ihtiyacı olduğunu söyleyip ortaklık teklif etti. Önceki alacağı kurtarmak için kabul ettim ve parayı buldum. Fakat bir de kesin teminat varmış, ihale bizde kalsa da bunu temin edemedik. O arada İhaleye girip kaybeden adam geldi ve (sizin paranız yok, ortak olalım) dedi. Kabul ettik ve işi yaparak arkadaşlardan aldığım borcu ödedim” dedi.

Akrabası ile ticarete devam ettiklerini ama büyük oranda borçlandıklarını ifade eden Gülktekin “Marangoz bir arkadaş acil borçlarım için 60 bin lira getirip verdi. Mezun da olmuştum. Dükkânının üstündeki büroda kira vermeden, üzerine de bana ayda beş bin lira vererek avukatlık yapmamı da teklif etti. Fakat alacaklılarım beni adliyede rahatsız edebilirdi. Almanya’daki abim çağırınca oraya gitmeye karar verdim. Burada hemşerilerimden 80 bin mark borç alıp Türkiye’deki borçları ödedim. Üç ay gül bahçesinde çalıştım. Sonra bir gemide çalışmam teklif edildi. Rusya’dan Ürün’de kadar, Akdeniz’den Atlas Okyanusuna kadar pek çok yeri bu on bir ayda gördüm. Ardından eksport işi yaptık ve kazandıklarımla Almanya’daki borçlarımı da bitirince İstanbul’a dönüp Avukatlık naklimi Konya’ya yaptırdım” diyerek devam etti.

1977’den itibaren iki yıl kendi başına çalıştıktan sonra 1979’’da üç arkadaş ortaklık kurduklarını kaydeden Gültekin “Abdullah ile 25 yıl ortak kaldık ve noter olunca ayrıldı. Celal ile 37 yıl beraber çalıştık ve birlikte avukatlığı bıraktık. Mamuriye Caminin yapılmasında Ali Galip Samur’un büyük gayreti olmuştu ama yıkılması için dava açıldı. Kişi ile görüşsek de ikna olmadı. Cami lehine davayı ben üstlendim ve kazandık. Sonra Hacıveyiszade Cami’nin yapımı sırasında davalık bir konu oldu. Müteahhit çaresiz kaldı. Ben mahkeme aşamasını takip ederek çözdüm ve caminin inşa edilmesine katkıda bulunmuş oldum” diyerek konuşmasını tamamladı.

Program sonunda Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü ve yazar Salih Sedat Ersöz günün konuşmacısı Halil İbrahim Gültekin’e kitap be belge takdim etti.

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
TYB Konya’da Avlonyalı Ferid Paşa  Konuşuldu

TYB Konya’da Avlonyalı Ferid Paşa Konuşuldu

14-09-2026 - KÜLTÜR - SANAT

Konya’dan Türkiye’ye Uzanan Ahilik Gururu: Mehmet Güneş Türkiye’nin Ahisi

Konya’dan Türkiye’ye Uzanan Ahilik Gururu: Mehmet Güneş Türkiye’nin Ahisi

14-09-2026 - KÜLTÜR - SANAT