Bir sanayici ve makine mühendisi olarak mutfağın tam ortasındayım. Yıllardır tezgahların başında, dişli seslerinin arasında üretmenin, yerli üretimi büyütmenin heyecanını yaşıyoruz. Ancak son dönemde iş yerimize geldiğimizde, maliyet tablolarına her baktığımızda yüzümüzü buruşturan bir gerçek var. Sanayide çarklar dönüyor ama çarkları döndürmenin bedeli her geçen gün ağırlaşıyor. Artan üretim maliyetleri, ne yazık ki uluslararası pazarda elimizi kolumuzu bağlayan en büyük engel haline geldi.
Üretim demek sadece ham maddeyi alıp işlemek demek değildir; enerji demektir, nitelikli iş gücü demektir, lojistik demektir. Son dönemde enerjiden ham maddeye, işçilikten işletme giderlerine kadar her alanda karşımıza çıkan devasa maliyet artışları, ürünlerimizin etiketine yansımak zorunda kalıyor. Biz kaliteli üretmekten, hassas işçilikten asla ödün vermek istemiyoruz; ancak maliyetler bu seviyedeyken küresel pazara sunduğumuz teklifler ister istemez yükseliyor. Bu durum da bizi zorlu bir sınavın tam ortasına bırakıyor.
İşte tam bu noktada gözümüzü Asya ülkelerine çevirmek zorunda kalıyoruz. Çin, Hindistan, Vietnam gibi ülkeler, muazzam bir ölçek ekonomisi ve devlet destekli ucuz üretim imkanlarıyla pazarı adeta domine ediyor. Adamlar hem ucuz iş gücü hem de çok daha düşük enerji maliyetleriyle öyle fiyatlar sunuyorlar ki, dünya pazarında fiyatla yarışmak neredeyse imkansız hale geliyor. Avrupalı veya Amerikalı bir alıcı için kalite elbette önemli ama günün sonunda bütçe ve fiyat etiketi belirleyici oluyor.
Biz Türk sanayicileri olarak her zaman esnekliğimizle, teslimat hızımızla ve ürün kalitemizle övündük. Yakın coğrafyalara olan lojistik avantajımızı kullanarak Asya'nın bir adım önüne geçmeye çalıştık. Fakat gelinen noktada, Asya ile aramızdaki fiyat makası o kadar açıldı ki, sadece "kaliteliyiz" ya da "hızlı teslim ederiz" demek müşteriyi ikna etmeye yetmiyor. Yüksek maliyetler yüzünden rekabet gücümüz her geçen gün biraz daha zayıflıyor ve bu durum pazar paylarımızı riske atıyor.
Peki, bu tablo karşısında pes mi edeceğiz? Bir makine mühendisi ve üretici olarak buna cevabım kesinlikle hayır. Ancak eski yöntemlerle devam edemeyeceğimizi de kabullenmek zorundayız. Artık sadece üretmek yetmiyor; verimliliği en üst seviyeye çıkarmak, dijitalleşmeyi ve otomasyonu tesislerimize entegre etmek şart. Sanayide harcadığımız her kuruşun, ürettiğimiz her gram ham maddenin hesabını çok daha hassas yapmamız gereken bir döneme girdik.
Bunun yanı sıra, katma değerli üretime odaklanmak tek çıkış yolumuz gibi görünüyor. Asya’nın ucuz ve standart üretimiyle kafa kafaya fiyat rekabetine girmek yerine, yüksek teknoloji gerektiren, nitelikli ve terzi usulü mühendislik çözümlerine yönelmeliyiz. Dişli sanayisinden otomotive kadar her alanda “ucuz üreten” değil, “zor ve kaliteli olanı üreten” konumumuzu güçlendirmemiz gerekiyor. Ancak bu şekilde fiyat baskısını kırıp kendi kulvarımızı oluşturabiliriz.
Sanayimizin üzerindeki bu yüksek maliyet yükü ve Asya’dan esen sert rekabet rüzgarı bizi ciddi şekilde zorluyor. Fakat Anadolu sanayicisinin harcında pes etmek yoktur. Devletimizin üretene vereceği stratejik destekler, enerjide sağlanacak kolaylıklar ve bizim mühendislik gücümüz birleşirse bu zorlu virajı da aşacağımıza inanıyorum. Yeter ki üretmenin, istihdam sağlamanın ve ülkemize katma değer katmanın heyecanını kaybetmeyelim.