MHP Lideri Bahçeli:"Kıbrıs'ta Hakikatin Adı İki Millettir, İki Devlettir, İki Ayrı Egemen İradedir"

MHP Lideri Devlet Bahçeli partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu. Lider Bahçeli "Hiç kimse bizden Kıbrıs Türkü’nün davasını müzakere masalarında aşındırılmış formüllere, uzatılmış oyalamalara, Rum tarafının bitmeyen oyunlarına teslim etmemizi istemesin." ifadelerini kullandı.

SİYASET - 23-06-2026 22:30 331 kez okundu.

MHP Lideri Bahçeli:

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada Kıbrıs meselesi ve Doğu Akdeniz'deki gelişmelere ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Avrupa Parlamentosu'nun Türkiye raporunu sert sözlerle eleştiren Lider Bahçeli, Kıbrıs Türklerinin hak ve menfaatlerinden taviz verilmeyeceğini vurguladı.

"KIBRIS'TA HAKİKATİN ADI İKİ MİLLETTİR, İKİ DEVLETTİR, İKİ AYRI EGEMEN İRADEDİR"

Kıbrıs'ta iki devletli çözümün tek gerçekçi yol olduğunu ifade eden MHP Lideri Bahçeli, Kıbrıs Türk halkının mücadelesinin çeşitli formüller ve siyasi hesaplarla aşındırılmasına izin vermeyeceklerini belirtti. Rum tarafının yıllardır sürdürdüğü politikaların çözüm sürecini çıkmaza sürüklediğini söyleyen Lider Bahçeli, Türkiye'nin garantörlük hakkının ve Kıbrıs Türklerinin egemen eşitliğinin tartışmaya açılamayacağını söyledi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, "Kıbrıs'ta hakikatin adı iki millettir, iki devlettir, iki ayrı egemen iradedir" diyerek, Türkiye'nin Kıbrıs politikasının temelinin değişmeyeceğinin altını çizdi.

KKTC'nin Türkiye'nin milli güvenliği ve Mavi Vatan vizyonu açısından stratejik öneme sahip olduğunu dile getiren MHP Lideri Devlet Bahçeli, Kıbrıs Türklerinin Rum-Yunan ikilisinin insafına terk edilmeyeceğini belirterek, "Kıbrıs Türkü'nü Avrupa Birliği'nin kör tarafgirliğinin ve Rum-Yunan ikilisinin bitmeyen şımarıklığının insafına terk etmedik, etmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.

Değerli Milletvekilleri, Aziz Dava Arkadaşlarım, Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler, Basınımızın Kıymetli Temsilcileri, Konuşmamın başında sizleri en samimi kardeşlik duygularımla, muhabbet ve hürmetle selamlıyorum. Cenab-ı Allah’tan; vatan ve millet yolunda ve onun uğrundaki çalışma ve gayretlerinize güç ve muvaffakiyetler ihsan etmesini niyaz ediyor; önümüzdeki haftanın büyük Türk milleti ailesi olarak bizler için hayırlı gelişmelere kapı aralamasını diliyorum. Bugünkü grup toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından; televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya platformları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza, sevgi, selam ve şükranlarımı iletiyorum. Gönül ve kültür coğrafyalarımızda; yok sayma ve kimliksizleştirme operasyonlarına rağmen dilini, inançlarını ve töresini yaşatmak için canı pahasına mücadele veren tüm kardeşlerimize selamlarımı gönderiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu kutlu çatısı altında, sizlerle bir kez daha bir araya gelmekten kıvanç duyuyor; bugünkü toplantımızın devletimizin yarınlarına hayırlar getirecek netice ve hizmetlere vesile olmasını temenni ediyorum.

 

"ZİRVENİN GÜNDEM BAŞLIKLARI KÂĞIT ÜZERİNDE HAYLİ KABARIKTIR"

Dış politikada bazen bir zirve fotoğrafı, sayfalar dolusu rapordan daha fazla şey anlatır. Bazen bir devlet başkanının masaya geç gelişi, bazen gelişigüzel söylenmiş gibi kılıfına uydurulan bir cümle, yıllardır saklanan, sessizliğini koruyan ve sırasını bekleyen güç tahakkümünü; bazen bir parlamento raporu, ateş bacayı sarınca hatırlanan dostluk cümlelerinin arkasına gizlenmiş, yılların kiniyle bıçak gibi bilenmiş eski husumetleri gözler önüne serer, niyetleri ele verir. Son günlerde yaşananları bu zaviyeden görmek lazımdır. Fransa’da G7 liderleri bir araya gelmiştir. Zirvenin gündem başlıkları kâğıt üzerinde hayli kabarıktır: Küresel ekonominin atılan bombalar ile imzalanan mutabakatlar arasında sıkışmış kırılgan seyri, Ukrayna savaşının Avrupa güvenliğinde açtığı ve derinleşen gedik, Hürmüz Boğazı üzerinden enerji yolları ile dünya ticaret hayatının seyir güzergahı üzerine çöken belirsizlik, siyasi ve ekonomik gelişmelere bağlı olan düzensiz göç endişeleri aynı fotoğraf karesine sıkışmıştır. Fakat bütün bu ağır gündemlerin üstüne, ABD Başkanı Trump’ın çalışma toplantısına girerken söylediği “patron benim” sözü damga vurmuştur. Bu söz, gelişigüzel söylenmiş bir cümle değil; G7 masasındaki güç dengesini, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana Avrupa’nın omzuna çöken ve tüm bu ışıltılı Batı güzellemelerinin saklayamadığı güvenlik bağımlılığını ve transatlantik ilişkilerin gerçek mahiyetini gösteren ibretlik bir itiraftır. Bu söz, “ortak değerler” perdesinin arkasındaki çarpık gerçeği, hakikat aynasından gözlerimizin önüne serilen güç gösterisini işaret etmektedir.

"AVRUPA, KENDİ EVİNİN DUVARINDAKİ ÇATLAĞI GÖRMÜŞ; FAKAT HALA TÜRKİYE’NİN KAPISINA RAPOR ÇİVİLEME HEVESİNDE"

Avrupa yıllardır stratejik özerklikten bahsetmektedir. Fakat aynı Avrupa, kendi savunma, siyasi ve iktisadi mimarisini hala Vaşington’un gölgesinden çıkaramamıştır. NATO Genel Sekreteri’nin açıklamaları ortadadır. Aynı Avrupa, ABD’nin Avrupa’daki askeri katkılarını azaltacağını açıkladığı bir dönemde kendi güvenlik boşluğunu nasıl dolduracağını kara kara düşünmektedir. Ne çarpıcı bir tezattır ki Avrupa, yıllardır Türkiye’ye demokrasi, hukuk, güvenlik ve dış politika dersi vermeye kalkmakta; rapor kılıfına sokulmuş ithamları, yaptırım imalarıyla süslenmiş tehditleri, Türk ve Türkiye karşıtı mahfillerin bayatlamış ezberlerini ısrarla tedavüle sürmektedir.  Yani Avrupa, kendi evinin duvarındaki çatlağı görmüş; fakat hala Türkiye’nin kapısına rapor çivileme hevesinden vazgeçmemiştir. Kendi zaaf ve basiretsizliklerini örtmek için rapor kumaşından yanlışlarına perde biçmeye, itham ipliğiyle tazyik nakışı işlemeye, çifte standart söküğünü insan hakları türküleriyle yamamaya çalışmaktadır. Ne var ki bu yamalı bohçadan ne hakikat çıkar ne hakkaniyet çıkar ne de Türkiye’ye istikamet çizecek bir irade çıkar.

“AVRUPA BAŞKENTLERİNDE YILLARCA TÜRK ASKERİNE NAMLUSUNU DOĞRULTAN HAİN TERÖR ÖRGÜTLERİNİN PAÇAVRALARINI DALGALANDIRDILAR”

Gaflet uykusunda hülyalara dalanlar iyi duysun, kin nöbetinde bekleyenler kulağını açsın ve işitsin: Türk milletine biçim verecek terzi daha anasının karnından doğmamıştır. Atalarımız boşuna “El atına binen tez iner” dememiştir. Yıllarca kendi güvenliğini ve idaresini başkasının atına bindirenler, şimdi o atın dizginlerinin kendi ellerinde olmadığını anlamaya başlamıştır. Böyle bir Avrupa hangi yüzle Türkiye’ye ders vermeye kalkışacak? Hangi akılla Türk devletine aklı sıra ayar çekecek? Hangi cüretle aziz milletimizin kıymetlerine, devletimizin makamlarına dil uzatacaktır? Kendi güvenlik açıklarını kapatmakta zorlananlar, müttefiklik masalarında bekletilirken Türk devletinin güvenlik politikalarını sorgulamaya nasıl yeltenebilirler? Avrupa başkentlerinde yıllarca Türk askerine namlusunu doğrultan hain terör örgütlerinin paçavralarını dalgalandırdılar. Türk milletinin canına kasteden FETÖ artıklarına seve seve kucak açtılar. Eğitim almaya gidip geri dönecek yavrularımızın önlerinde sur olurken, Türkiye’de kurduğu işini Avrupa’da büyütmek isteyen girişimcilerimizin gidecekleri günü sayarken Türk ve Türkiye karşıtı söylenecek en ufak söze kulak kabarttılar, fitne şebekelerine yuva oldular, yurt oldular. Türk düşmanlığının zehirli diline göz yumanların; Türk milliyetçiliği hakkında hüküm cümlesi kurmaya yüzü var mıdır? Kendi kıtasında göç baskısı karşısında bocalayanların, milyonlarca mazluma yıllardır kapısını açmış Türkiye’ye insanlık dersi vermeye hakkı var mıdır? Kendi güvenliğini ABD’nin kararlarına bağlamış olanların, Mavi Vatan ülkümüze ve Doğu Akdeniz’de kabak gibi ortada olan deniz yetki alanlarımıza itiraz edecek sözü var mıdır?

“KIBRIS TÜRKLÜĞÜNÜN VARLIĞINI YOK SAYAN AVRUPA VARDIR”

İşte karşımızdaki bu sefil tablo, artık yorum kaldırmayacak şekilde ortadadır. Bugün bu tablonun bir tarafında Türkiye’nin NATO içindeki ağırlığını, savunma sanayiindeki yükselişini, göç yönetimindeki rolünü, enerji yollarındaki yerini, Karadeniz’den Kafkasya’ya, Doğu Akdeniz’den Orta Doğu’ya uzanan jeopolitik değerini kabul etmek zorunda kalan Avrupa vardır. Diğer tarafında Türk yargısını hedef alan, gözümüzün nuru Ülkü Ocakları’mıza kara çalan, Mavi Vatan davamızı hor gören, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin egemen eşitliğini, Kıbrıs Türklüğünün varlığını yok sayan Avrupa vardır. Türkiye’nin egemenlik sahasına itiraz etmeye kalkışanın alnını karışlarız; Türk milletine kafa tutmaya çalışanların kafalarına vura vura kim olduğumuzu öğretiriz.

MHP Lideri Bahçeli'den AP raporu tepkisi: 'Ülkü Ocakları'na düşmanlıkları yeni değil'

Ne diyordu merhum hocamız Hüseyin Nihal Atsız?

“Kürşad’ın narasıyla indik Tanrı Dağından

Ruhumuzu kandırdık Orhun’un kaynağından

Bu kaynaktan içenin yürekleri tunç olur

Türk’e kefen biçenin ölümü korkunç olur!”

TÜRKİYE’NİN ADAY ÜLKE STATÜSÜ ÇOĞU ZAMAN KÂĞIT ÜZERİNDE BIRAKILMIŞTIR”

Türkiye-Avrupa ilişkilerinin tarihi de bu çelişkilerle doludur. Türkiye’nin Avrupa ile münasebeti dün başlamamıştır. 1959 yılında başlayan müracaat süreci, 1963 tarihli Ankara Anlaşması’yla hukuki zemine kavuşmuştur. 1970 tarihli Katma Protokolü, 1995 tarihli Gümrük Birliği, 1999 tarihli Helsinki Zirvesi’nde adaylık statüsünün kabulü ve 2005 yılında müzakerelerin başlaması bu uzun yolun kilometre taşlarıdır. Ancak Avrupa Birliği, Türkiye’ye verdiği sözlerin gereğini hakkıyla yerine getirmek yerine, süreci kimi üyelerin dar hesaplarına, Rum-Yunan vetolarına, siyasi önyargılara ve pas tutmuş ideolojik şablonlara teslim etmiştir. Vize serbestisi yıllardır bekletilmiştir. Gümrük Birliği’nin güncellenmesi bir kaplumbağa yavaşlığında ağırdan alınmıştır. Müzakere başlıkları siyasi gerekçelerle bloke edilmiştir. Türkiye’nin aday ülke statüsü çoğu zaman kâğıt üzerinde bırakılmıştır. 2018’den itibaren müzakereler fiilen durma noktasına gelmiştir.

“MÜSLÜMAN TÜRK MİLLETİNE KARŞI ASIRLIK ÖNYARGILARINI HER FIRSATTA DIŞA VURAN KÜFFAR NEREDEN BİLECEKTİR VEFAYI?”

Şimdi aynı Avrupa Parlamentosu, kalkıp Türkiye’ye reform, hukuk ve iyi komşuluk dersi vermektedir. Bu nasıl bir körlük, bu nasıl bir hukuksuzluktur? Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V.) bizlere öğütlediği gibi: “Ahde vefa imandandır.” İslam’ın nurundan nasibini almamış, adaletin rahmet iklimine sırtını dönmüş, Müslüman Türk milletine karşı asırlık önyargılarını her fırsatta dışa vuran küffar nereden bilecektir vefayı? Camilerimize saldırı olduğunda susanlara, yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’e yönelik alçak provokasyonları ifade özgürlüğü adı altında pazarlayanlara, başörtülü kadınlarımızın inancını yaşama mücadelesini görmezden gelen gafillere, Avrupa şehirlerinde yükselen İslam düşmanlığını keyifle seyreden bozgunculara nasıl anlatacağız sözün namus olduğunu?

HERKES AYAĞINI DENK ALACAK, HADDİNİ BİLECEK, YERİNİ İYİ BELLEYECEK”

Kıbrıs’ta Rum tarafını bütün Ada’nın temsilcisi gibi Avrupa Birliği’ne alanlar nereden anlayacaktır hakka hürmeti?  Eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz. Avrupa Parlamentosu’nun 2025 yılı Türkiye Raporu da işte bu eğri cetvelle çizilmiş bir metindir. Bu rapor bağlayıcı olmayabilir. Fakat taşıdığı siyasi niyet bakımından üzerinde dikkatle durulması gereken bir belgedir. Raporun en vahim bölümlerinden biri de yargı gücümüzü abluka altına alma teşebbüsüdür. Türkiye’nin yargı erkine uzatılmış arsız, sapkın ve umarsız dalalet dili sıradan bir eleştiri kapsamında yorumlanamaz. Devam eden yargı süreçlerini siyasi saiklerle yorumlamak, bağımsız Türk mahkemelerini yönlendirmeye kalkmak vesayet hevesidir, tahakküm arzusudur. Yüce Türk yargısı, Brüksel salonlarında yazılan raporların himayesinde karar vermez. Türkiye Cumhuriyeti; dış aktörlerin tehdit, telkin ve terbiye imalarıyla yüzü Batı’ya çevrilip hizaya getirilemez. Herkes ayağını denk alacak, haddini bilecek, yerini iyi belleyecek. Bize sınır ötesinden ayar vermeye kalkan her kim varsa Türkiye Cumhuriyeti’nin hürriyetine ve egemenliğine yan gözle bakmamayı öyle ya da böyle öğrenecektir.

“ÜLKÜ OCAKLARI, AVRUPA KAMUOYUNDA HEDEF TAHTASINA OTURTULMAK İSTENMEKTEDİR”

Avrupa Parlamentosu raporunda hepimizin yetiştiği o kutlu ocağa, göz aydınlığımız, gönül ferahlığımız olan Ülkü Ocaklarımıza yönelen ifadeler de eski bir husumetin yeni kılığa sokulmuş halidir. Bu mesele yeni değildir. Dün Vaşington’da Ülkü Ocakları aleyhine dosya açmaya çalışanlar vardı. Bugün Brüksel’de aynı karalama faaliyetini rapor satırlarına iliştirenler vardır. Dün ABD Temsilciler Meclisi’nde, 2022 tarihli Ulusal Savunma Yetki Yasası’nın içine Ülkü Ocakları’nın terör örgütü olup olmadığının araştırılmasını öngören izansız bir madde sıkıştırılmak istenmiştir. O gün Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığımız da bu girişimi esefle karşılamış; bunun asılsız ithamlarla örülmüş, köklü müttefiklik hukukuna yakışmayan, Türkiye karşıtı lobilerin Avrupa’da da sahnelediği yanlı bir teşebbüs olduğunu açıkça ilan etmiştir. O gün de hedef aynıydı, bugün de hedef aynıdır. Sözün çıktığı kürsülerin başkentleri değişse de niyet değişmemiştir. Türk milliyetçiliğini kriminalize etme, Türk gençliğini milli ve manevi değerlerinden kopartıp köksüzleştirme gayretlerinin farkındayız. Devlete sadakati görev bilen, bayrak ve vatan sevgisini yüreğinden eksik etmeyen, teröre karşı elif gibi dimdik duruşunu koruyan Türk gençliğinin biricik yuvası olan Ülkü Ocakları, Avrupa kamuoyunda hedef tahtasına oturtulmak istenmektedir.

“ÜLKÜ OCAKLARI; DİK BAŞLI DEĞİL, BAŞI DİK ANADOLU ÇOCUKLARININ YURDUDUR”

Bilinsin ki Ülkü Ocakları, Türk milletinin üç bin yıllık yürüyüşünü genç yüreklerde diri tutan; irfanı imanla, cesareti ahlakla kavuşturan kutlu bir mekteptir. Ülkü Ocakları; dik başlı değil, başı dik Anadolu çocuklarının yurdudur. Ülkü Ocakları’nda Hoca Ahmet Yesevi’nin hikmeti, Hacı Bektaş-ı Veli’nin ilmi, Dede Korkut’un bilgeliği vardır. Ülkü Ocakları’nda Bilge Kağan’dan Kürşat’a, Sultan Alparslan’dan Fatih’e, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş’e uzanan büyük Türk yürüyüşünün ayak izleri vardır. Dünkü Vaşington merkezli küresel şer lobilerinin de bugünkü Brüksel’in husumet cephesi de bu hakikati örtemeyecektir.

Ülkü Ocakları’nı anlamak isteyen Türk gençliğinin yüreğinden dökülen şu mısralara bakacaktır:

“Yüreği bayrağa atan olmayı,

Vatana ruhunu katan olmayı,

Kısacası beyim, adam olmayı,

Davayı öğrendik Bizim Ocak'ta”

Ziya Paşa’nın dediği gibi, “Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” Avrupa Parlamentosu’nun işi ortadadır. Dillerinde özgürlük ve demokrasi yalanı, satırlarında hukuk kılıfına sokulmuş dayatma, işin esasında ise Türk ve Türkiye karşıtlığı vardır. Bu yalan pazarının kepengi er ya da geç, indirilecektir.   

“KIBRIS TÜRKÜ’NÜN EGEMEN EŞİTLİĞİ İNKARA MAHKÛM EDİLMİŞ BİR HAKİKAT”

Avrupa Parlamentosu raporunun Kıbrıs ve Mavi Vatan başlıklarında takındığı tavır ise eski bir hesabın denizlere uzanan yeni perdesidir. Bugün hala Bizans’ın küllenmiş ihtiraslarını avuçlarında kor gibi saklayanlar, hala Megali İdea’nın tarihin çöplüğüne atılmış haritalarında kendilerine gelecek arayanlar, hala Rum-Yunan yayılmacılığının yıpranmış defterlerinden yeni husumet başlıkları çıkarmaya çalışanlar vardır. Bunların zihninde İstanbul’un fethi kapanmamış bir yara, Kıbrıs Türkü’nün egemen eşitliği inkara mahkûm edilmiş bir hakikat; Adalar Denizi, Türkiye’yi köşeye sıkıştıracak diplomatik bir pusu, Doğu Akdeniz ise ucuz tezvirat sarmallarıyla donatılmış jeopolitik bir bilmecedir. Mavi Vatan’ı “saldırganlık”, Türkiye-Libya mutabakatını “hukuksuzluk”, Kıbrıs Türkü’nün egemenlik talebini “ayrılıkçılık” gibi göstermeye çalışan bu zihniyet, Türk milletinin denizlerdeki iradesini Antalya Körfezi’ne hapsetme rüyasını hala diri tutmaktadır. Fakat ne tarih onların istediği gibi yazılmıştır ne coğrafya onların heveslerine göre çizilmiştir ne de Türk milleti kendi hakkını başkalarının iki dudağı arasından süzülecek söze bırakacak tıynettedir.

"KIBRIS DAVASININ KÖKLERİ DERİNDEDİR"

1950’lerden itibaren Enosis hayali Ada’nın üzerine kara bir gölge gibi çökmüştür. EOKA terörü, Kıbrıs Türkü’nün canına, malına, varlığına ve istikbaline kastetmiştir. 1960 ortaklık devleti, Rum tarafının Türkleri eşit kurucu ortak olarak görmek istememesi nedeniyle kısa sürede işlemez hale getirilmiştir. Akritas Planı’yla Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliği yok edilmek istenmiş, 1963’ün Kanlı Noel karanlığı Ada’da Türk varlığına yönelen soykırım siyasetinin en acı sayfalarından biri olmuştur. Kıbrıs Türkü yıllarca kuşatma altında yaşamıştır. Köyler yakılmış, ocaklar söndürülmüş, çocuklar yetim, analar gözü yaşlı bırakılmıştır. 1974’e gelindiğinde bıçak kemiğe dayanmış, “Ayşe tatile çıkmıştır.” Türkiye, garantörlük hukukundan doğan hakkını kullanmış; Kıbrıs Barış Harekatı’yla Ada’da yalnız Türk’ün değil, barışın ve dengenin de teminatı olmuştur. Bugün hala bu tarihi yok sayarak Türkiye’ye Kıbrıs dersi vermeye kalkışanlar, hakikatin üstünü örtemezler. Kıbrıs’ta Enosis hayalini “self determinasyon” kılıfında pazarlayanlar, terör örgütü EOKA’yı bağımsızlık mücadelesi makyajıyla aklamaya çalışanlar, Akritas Planı’nın kanlı hesabını teferruat gibi göstermeye yeltenenler, Kıbrıs Türkü’nün 1963’ten 1974’e uzanan direnişini görmezden gelenler bugün bize insanlık dersi veremezler. Hiç kimse bizden Kıbrıs Türkü’nün davasını müzakere masalarında aşındırılmış formüllere, uzatılmış oyalamalara, Rum tarafının bitmeyen oyunlarına teslim etmemizi istemesin.

 

"KIBRIS’TA HAKİKATİN ADI İKİ MİLLETTİR, İKİ DEVLETTİR, İKİ AYRI EGEMEN İRADEDİR"

Bu uğurda çektiğimiz çileleri, 1963’ün karanlık gecelerini, 1974’te Romalıların deyimiyle “Rubikon’un nasıl geçildiğini” tarih bütün detaylarıyla yazmıştır. Türkiye’nin hukuk temelinde tartışmaya açık olmayan etkin ve fiili garantörlüğünü tartışmaya açmaya çalışanlar; bu topraklardaki varoluş kavgalarımızı ya unutmuş ya da unutturmak istemektedir. Biz unutmadık, size de unutturmayacağız. Kıbrıs Türkü’nü Avrupa Birliği’nin kör tarafgirliğinin, Rum-Yunan ikilisinin bitmeyen şımarıklığının insafına terk etmedik, terk etmeyeceğiz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, büyük Türk milletinin deniz jeopolitiğinde ileri karakolu, milli güvenliğimizin güney cephesindeki kilit taşı, Mavi Vatan ufkumuzun ayrılmaz parçasıdır. Türkiye kendi denizlerinde seyirci değildir.

"RUM-YUNAN İKİLİSİNİN TARİH BOYUNCA DEĞİŞMEYEN HATASI, TÜRK SABRINI YANLIŞ OKUMAK OLMUŞTUR"

Türkiye kendi kıyılarında bekçi kulübesine hapsedilecek bir devlet değildir. Adalar Denizi; egemenlik, güvenlik ve milli haysiyet sahasıdır. Doğu Akdeniz; Anadolu’nun mavi kapısı, Kıbrıs Türkü’nün hayat alanı, enerji denklemlerinin merkez üssü, deniz yetki alanlarımızın nirengi noktasıdır. Mavi Vatan; denizlerdeki Misak-ı Milli şuurudur. Rum-Yunan ikilisinin tarih boyunca değişmeyen hatası, Türk sabrını yanlış okumak olmuştur. Onlar Türk’ün sessizliğini çekingenlik, diplomasi arayışını zayıflık, barış arzusunu geri adım sanmışlardır. Her defasında yanılmışlardır. Bugün de yanılmaktadırlar. G7 masasındaki Hürmüz gündemi ve ABD-İran mutabakatı da bu büyük tabloyu tamamlamaktadır.

“ASIL MESELE, MASADA VERİLEN SÖZLERİN SAHADA KARŞILIK BULMASIDIR”

ABD ile İran arasında varılan 14 maddelik mutabakat; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması, deniz ablukasının kaldırılması, İran’ın nükleer stoklarına ilişkin Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde yürütülecek seyreltme ve bertaraf süreci, dondurulmuş fonlar, Lübnan dahil cephelerde askeri operasyonların durdurulması ve nihai anlaşma için takvim belirlenmesi gibi başlıkları kapsamaktadır.

Ancak ABD Kongresi’nde bu mutabakata yönelen itirazlar da göstermektedir ki, ABD siyasetinin kendi içinde bile netleşmemiş, çalkantılı ve hesaplı bir zemini vardır. Uluslararası dünyanın tüm bu keşmekeşine rağmen ABD ile İran arasında müzakere kapısının açık tutulması ve İsviçre’nin ev sahipliğinde mutabakat görüşmelerine başlanmasını; Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişin, deniz ablukasının kaldırılmasının ve Lübnan sahasında ateşin durdurulmasının konuşulmasını dikkatle izliyor, insanlığın huzuru adına olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. Ne var ki asıl mesele, masada verilen sözlerin sahada karşılık bulmasıdır. İsrail’in Lübnan’a yönelik saldırılarının mutabakat sürecini gölgelediği, İran tarafının bu saldırıların devamı hâlinde müzakerelerin durabileceği yönünde açık uyarıda bulunduğu görülmüştür. Lübnan’da işgal altında olmayan bölgelerdeki saldırıların İsrail tarafından durdurulmasına yönelik gelişmelere elbette değer veriyoruz.  Ancak bölgeyi kan gölüne çeviren Siyonist tezvirat merkezinin bir günde barış meleğine dönüşmeyeceği de unutulmamalıdır. Bu nedenle meseleye ihtiyatla bakıyoruz.

“DÜN DENİZ ABLUKASI DİYENLER BUGÜN HÜRMÜZ’DE GÜVENLİ GEÇİŞİ TARTIŞMAKTADIR”

Lübnan’da ateşkes kalıcı ve ülkenin tüm topraklarını kapsayacak biçimde olmalı, mutabakat zaptı harfiyen uygulanmalı ve Hürmüz’de güvenli geçiş kesintisiz sağlanmalıdır. Hürmüz’den Doğu Akdeniz’e uzanan, Lübnan’da başlayıp ABD’den yankılanan her sarsıntının milli güvenliğimiz ve bölgesel istikrarımız bakımından ne anlama geldiğini soğukkanlılıkla takip etmeliyiz. 2015’te İran nükleer anlaşmasını imzalayanlar, 2018’de aynı anlaşmadan çekilmişlerdi. Dün yaptırım diyenler bugün yaptırımların kaldırılmasını konuşmaktadır. Dün deniz ablukası diyenler bugün Hürmüz’de güvenli geçişi tartışmaktadır. Dün İran’ı mutlak tehdit olarak kodlayanlar bugün 60 günlük nihai anlaşma takvimi ilan etmektedir. Dün kara dediklerine bugün ak diyenlerin, dün yerin dibine batırdıklarını bugün el üstünde tutanların, dün pusu kurduklarına bugün kucak açanların terazisiyle pazara gitmeyecek, onların defteriyle hesabımızı görmeyeceğiz. Biz dünyaya Ankara’dan bakar; dünyayı Türkçe okur, yarınımızı dünün ışığında Türk’çe tayin ederiz. Ukrayna savaşında İstanbul görüşmelerine ev sahipliği yapan, Karadeniz’de dengeleri gözeten, Montrö rejiminin hassasiyetini koruyan, Ukrayna’nın savunma kapasitesine katkı sunarken bölgesel savaşın yayılmaması için diplomatik kanalları açık tutan Türkiye’dir. Suriye’de sınır güvenliğini sağlamak, terör koridorunu parçalamak, milyonlarca sığınmacının geri dönüşünü mümkün kılacak zemini oluşturmak için sahada bedel ödeyen Türkiye’dir. Turan Koridorundan hayat bulacak Avrupa-Asya bağlantısına kadar yeni jeopolitik sayfayı okuyan Türkiye’dir. Doğu Akdeniz’de enerji denklemlerinin dışında bırakılmak istenen, fakat sahada ve masada varlığını kabul ettiren Türkiye’dir.

“SON SÖZÜ SÖYLEMEDEN NE ADALAR DENİZİ’NDE NE DE DOĞU AKDENİZ’DE KALEM OYNATILAMAYAN ÜLKE TÜRKİYE’DİR”

Bütün bunları görmeden Türkiye’ye rapor yazanlar, haritaya bakıyor ama bizi göremiyorlar. Bizi tanımıyorlar, sonraki adımımızı kestiremiyorlar, ufkumuzu kavrayamıyorlar.  Avrupa’nın kibir sarhoşluğundan mütevellit içine düştüğü feraset yoksunluğu gün gibi ortadadır. Türkiye Cumhuriyeti devletine, Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocaklarına, Mavi Vatan davamıza ve yavru vatanımız Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki politikalarımıza çamur atmaya kalkıp Ankara’dan stratejik iş birliği bekleme devri çoktan kapanmıştır. Brüksel istediği kadar kalem oynatsın; Ankara’dan duyulan sadece izansızlığın yankısıdır. Kurt puslu havayı sever ama her pusu kuran da kendini avcı bellememelidir. Türk’e pusu kuranlar ava giderken avlanacaklarını da iyi bilmelidir. Türkiye kendi yolunda, kendi aklıyla, kendi iradesiyle ve Cenab-ı Allah’ın inayetiyle yürümeye devam edecektir. Rüzgarımız arkamızda, yelkenimiz fora, pusulamız belli, niyetimiz ciddi, yeminimiz istikbaldir: Gök kubbenin altında, ebedi Türk yurdu Anadolu’da, Kıbrıs Türkü’nün haklı davasında ve Mavi Vatan’ın her damlasında ilelebet var olacağız.

"MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ, DEVLET EBET MÜDDET FELSEFESİYLE TÜRK SİYASETİNİN ÇETİN ZAMANLARINDA VATANIMIZA VE MİLLETİMİZE AB-I HAYAT OLMUŞTUR"

Milliyetçi Hareket Partisi, yarım asrı aşan şerefli mazisiyle, yediden yetmişe, nesillerce aktarılan ve hiç bitmeyecek bir sevdayla milletimizin gönlünde müstesna bir yere sahiptir. Milliyetçi Hareket Partisi, devlet ebet müddet felsefesiyle Türk siyasetinin çetin zamanlarında vatanımıza ve milletimize ab-ı hayat olmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milletinin Türk ve Türkiye Yüzyılına giden yolda milli yükseliş iradesinin taşıyıcı sütunlarındandır. Milliyetçi Hareket Partisi, cumhuriyetimizin yeni yüzyılında, mazinin emanetini atinin imkanlarıyla buluşturarak asırlarımızı planlama mesuliyetini bir mecburiyet olarak görmektedir. Küresel muhasara düzeneklerine, sömürgeci girişimlere, Siyonist küstahlıklara, iktisadi operasyon kıskaçlarına, enerji koridorları üzerinde sonu gelmeyen bilek güreşlerine ve ayak oyunlarına karşı milli imkân ve kabiliyetlerin tez elden seferber edilmesi, Türkiye için hayati değerdedir.

“MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ’NİN KURUMSAL HAFIZASINI GELECEK NESİLLERİMİZE EN YALIN HALİYLE AKTARMAKTADIR”

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu tarihi gerçek ve vazifenin yüksek idrakiyle, “İstikrar, Ahlak ve Refah Temelli Kalkınma Vizyon Belgesi” adını taşıyan bu çalışmamızı gururla takdim etmek isterim. Bu belge; Lider Ülke ve Süper Güç Türkiye hedefinin somut bir kalkınma vizyonuna kavuşması bakımından benzersiz bir kıymete sahiptir. Türk düşünce tarihinin köklü geleneğini, modern dünyanın akademik ve ilmi birikimini, toplumumuzun gerçek ihtiyaçları ile aynı zeminde buluşturan stratejik bir yol haritasıdır. Alanında uzman elli beş araştırmacı, akademisyen ve bürokratımızın katkılarıyla hazırlanan; 600’ün üzerinde kaynaktan istifade edilen, 8 ana bölümden ve 800 sayfadan oluşan bu çalışma, Lider Ülke Türkiye hedefimizin fikri ve iktisadi belkemiğidir. Kalkınma anlayışımızın çerçevesini çizerek başlayan bu eser; Milliyetçi Hareket Partisi’nin kurumsal hafızasını gelecek nesillerimize en yalın haliyle aktarmaktadır. Bu eser; toplumumuzun geçirdiği sosyal gelişme değişimleri ele alırken milletimizin köklerine hâkim olan ahlaki ve manevi temelleri hatırlatmaktadır. Bu eser; istikrarı, milli değerlerimizi esas alan sürdürülebilir kalkınmanın makroekonomik çerçevesini ve sektörel boyutlarını aynı bütün içinde değerlendirmektedir. Zira bizim kalkınma anlayışımız; iktisat biliminin grafik ve tablolarına sığmayacak kadar derin, milletimizin istikbalini küresel piyasaların insafına bırakmayacak kadar Türk milliyetçisidir.

 “CUMHUR İTTİFAKI’NIN ÜLKEMİZE KAZANDIRDIĞI YÜRÜTME VE İDARE KUDRETİDİR”

Bu belgenin omurgasını oluşturan üç temel esas vardır: İstikrar, ahlak ve refah. Bu üç esas, Türkiye’nin kalkınma iradesini ayakta tutacak üç ana direktir. İstikrar; devletimizin karar alma, uygulama ve sürdürebilme kudreti, ekonomide güven ve üretimde sürekliliktir. İstikrar; buhranlı zamanları kendi siyasi iştahlarına azık edenlerin, kaostan ikbal devşirenlerin, IMF kapılarında reçete bekleyen eski Türkiye’yi hortlatmak isteyenlerin karşısında Cumhur İttifakı’nın ülkemize kazandırdığı yürütme ve idare kudretidir. Ahlak ise bu kalkınma irademizin ruhudur. Merhum Başbuğumuz Alparslan Türkeş Bey’in Dokuz Işık öğretisinde de yer alan Ahlakçılık ilkesi; diğer ilkelerle birlikte kalkınma yürüyüşümüzün fikrî kandilleridir. Ahlakçılık, kazancın helal dairede kalmasıdır. Ahlakçılık, nimette ve külfette gözetilen adalettir. Refah ise istikrar ve ahlak zemininde yükselecek olan adil bölüşüm düzenidir. Refah; toprağını terk edip şehre göç etmeyen çiftçimiz, “Ya Nasip” diyerek ümitle kepengini her sabah huzurla açan esnafımız, fabrikalarda ter döken işçimiz, başı dik yaşayan emeklimiz, eğitimini de ekmeğini de öz vatanında arayan gençlerimizdir.  Devletin bekası, milletin huzuruyla kaimdir. Milletin huzuru ise refahın haneye, sofraya, çarşıya, pazara ve gönüllere yansımasıyla mümkündür. İşte bu nedenle “İstikrar, Ahlak ve Refah Temelli Kalkınma Vizyon Belgesi”; millî kaynak, imkân ve kabiliyetlerimizi harekete geçireceğimiz seferberlik çağrısıdır. Bu çağrı, “Gelen Türk Asrı, Geleceğin Gücü Türkiye” ülküsünün iktisadi ve sosyal alanda şahdamarıdır. Bu çağrı, 2053’te Lider Ülke ve Süper Güç Türkiye hedefine giden yolda stratejik bir kaldıraçtır. İstikrar, Ahlak ve Refah Temelli Kalkınma Vizyon Belgesi, Milliyetçi Hareket Partisi’nin aziz milletimize duyduğu sevdanın ve inancının nişanesidir. İstikrarımızdan taviz vermeyeceğiz. Ahlakımızı aşındırmalarına müsaade etmeyeceğiz. Refahı vatanımızın bütününde ve milletimizin her ferdinde hâkim kılacağız. Milli imkân ve kabiliyetlerimizi seferber ederek, Türk milletini hak ettiği müreffeh yarınlara Allah’ın izniyle taşıyacağız.

 

 “HİÇBİR EVLADIMIZ OKULUNA KORKUYLA GİTMESİN, HİÇBİR ANNE BABA OKUL KAPISINDA YÜREĞİ AĞZINDA BEKLEMESİN”

Karne heyecanının evlatlarımızın yüzlerinde tebessüme dönüştüğü bugünlerde, Kahramanmaraş’ta yaşanan elim hadise sebebiyle bazı yavrularımızın; sıralarında eksik kalan arkadaşlarının ve Ayla öğretmenlerinin yokluğunu yüreklerinde taşıyarak bu sevinci buruk yaşadıklarını bildiğimizi, acılarını yüreğimizde hissettiğimizi özellikle ifade etmek isterim.

Kaybettiğimiz yavrularımızı bu vesileyle bir kez daha rahmetle anıyorum. Öğrencilerini korumak uğruna canını ortaya koyan Ayla öğretmenimizi rahmetle, minnetle ve derin bir saygıyla yad ediyorum. Rabbim mekanlarını cennet eylesin. Allah ailelerine, arkadaşlarına, öğretmenlerine, eğitim camiamıza ve aziz milletimize sabır ihsan eylesin. Tedavileri devam eden evlatlarımıza acil şifalar diliyorum. Hiçbir evladımız okuluna korkuyla gitmesin, hiçbir anne baba okul kapısında yüreği ağzında beklemesin, hiçbir öğretmenimiz öğrencisini korumak için canıyla siper olmak zorunda kalmasın diye Milliyetçi Hareket Partisi, buradadır ve her daim milletinin yanında olacaktır. Cenab-ı Allah milletimize bir daha böyle acılar yaşatmasın.

"KARNE HEYECANINI YAŞAYAN BÜTÜN EVLATLARIMIZA NEŞELİ BİR TATİL DÖNEMİ DİLİYORUM"

Bu tatilin, çocuklarımız için aileleriyle daha çok vakit geçirdikleri, kitapla, sporla, sanatla ve tabiatla buluştukları verimli bir zaman dilimi olmasını temenni ediyorum. Bir yıl boyunca evlatlarımızın elinden tutan, onların başarısı için azami ölçüde fedakârlık eden kıymetli ailelerimize ve öğretmenlerimize teşekkür ediyorum. Buradan; aldığı eğitimle, verdiği emekle, yaptığı çalışmalarla kendini yetiştiren, Türk ve Türkiye Yüzyılına omuz veren, geleceğini anavatanında inşa etmeye azmeden bütün evlatlarımıza sesleniyorum: Uyanık olunuz. Temkinli olunuz. Kendinize, milletimize, devletimize güveniniz. Garbın girdabına kapılmayan, algı tuzaklarına düşmeyen; aklını, ahlakını, ailesini ve şahsiyetini muhafaza eden bütün gençlerimizi kucaklıyorum. Alayınızı saygıyla selamlıyorum. Sağ olun, var olun, Cenab-ı Allah’a emanet olun.

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Konya SMMMO Başkanı Bıçakcı’dan MHP İl Başkanı  Göncü’ye

Konya SMMMO Başkanı Bıçakcı’dan MHP İl Başkanı Göncü’ye "Hayırlı Olsun" Ziyareti

23-06-2026 - SİYASET

CumhurbaşkanıErdoğan: Rakiplerimiz koltuk kavgasında, biz Türkiye’yi geleceğe hazırlıyoruz

CumhurbaşkanıErdoğan: Rakiplerimiz koltuk kavgasında, biz Türkiye’yi geleceğe hazırlıyoruz

22-06-2026 - SİYASET