ÇelilÇalış ; ''Suyu neden etkin kullanamıyoruz?''

Ziraat Yüksek Mühendisi Celil Çalış, Türkiye'nin su karnesini inceledi

GÜNCEL - 27-01-2026 20:33 1017 kez okundu.

 ÇelilÇalış ; ''Suyu neden etkin kullanamıyoruz?''

Dünya nüfusuna oranla 2025 yılındaki nüfusun beslenmesi için üretimin 2 katına çıkarılması gerektiğini ifade eden Çalış, sosyal refahın temelini oluşturan en stratejik kaynağın ise su olduğuna dikkat çekti.

SU AZLIĞI ÇEKEN ÜLKE KATEGORİSİNDEYİZ!

Artan nüfusu ve iklim değişikliğinin baskısıyla birlikte Türkiye'nin su kaynaklarını akılcı olarak yönetmek zorunda olduğunu aktaran Çalış, "Kişi başına düşen yıllık yaklaşık 1300 metreküp kullanılabilir su potansiyeli ile uluslararası standartlara göre 'su azlığı çeken bir ülke' kategorisinde yer almamız, bu konunun aciliyetini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Bu rakam, bizi mutlak bir su fakiri yapmasa da mevcut kaynaklarımızı ne kadar verimsiz ve dağınık yönettiğimizi gözler önüne seren kritik bir eşiktir. Asıl sınavımız suyun yokluğu değil, yönetim aklının eksikliğidir." dedi.

RAKAMLARLA TÜRKİYE’NİN SU KARNESİ!

Çalış, Türkiye’nin su ve tarım potansiyelini bir bakışta anlamak için mevcut durumu özetleyen bir tabloyu da şu şekilde ortaya koydu:

Metrik   Değer ve Açıklama

Toplam Kullanılabilir Su  112 milyar m³ (Bu, yıllık kullanabileceğimiz yenilenebilir toplam su miktarıdır.)

Kullanım Oranı   %48 (Potansiyelimizin yarısından azını kullanıyoruz, geri kalanı denize akıyor veya sınır aşıyor.)

Tarımsal Sulama Payı      %75 (Kullandığımız suyun dörtte üçü tarım için harcanıyor. Bu, en büyük kullanım alanıdır.)

Ekonomik Sulanabilir Arazi           8,5 milyon hektar (Bu, 40 yıllık eski bir veridir. Gelişen teknolojiyle bu potansiyelin daha yüksek olduğu tahmin edilmektedir.)

Mevcut Sulanan Alan      6,8 milyon hektar (Halen sulama altyapısı götürülmüş alan. Geriye 1,7 milyon hektar daha alan var.)

Baraj Doluluk Oranı         ~%30 (İklim değişikliği ve yağış azlığı nedeniyle depolama kapasitemizin oldukça altında.) 183.4 milyar m3 Depolama Kapasitesi.

Türkiye suyu neden etkin kullanamıyor?

Çalış, Türkiye’nin su yönetimindeki çektiği zorlukları ise 3 ana başlıkta şöyle topladı:

 

"KAYIP VE KAÇAK”

Su kaynaklarımızın en büyük düşmanı, tarlaya ulaşamadan kaybolan sudur. Bu yapısal sorunun temelinde iki ana neden yatmaktadır:

Eski Altyapı: Özellikle sulama kooperatifleri ve birlikleri tarafından yönetilen sulama alanlarındaki altyapılar eskimiş durumdadır. Bu durum, suyun iletimi sırasında ciddi sızıntılara ve kayıplara yol açmaktadır.

Verimsizlik: Teknik olarak “Sulama Randımanı” adı verilen bir kavram vardır. Bu, su kaynağından alınan suyun ne kadarının bitkinin köküne ulaştığını gösteren bir verimlilik ölçüsüdür. Türkiye’de bu oranın ortalama %50’nin altında kalması, yani barajdan çıkan iki kova sudan sadece birinin bitkinin köküne ulaşması demektir. Diğer kova ise yolda sızdıran kanallarda, buharlaşarak veya salma sulama gibi ilkel yöntemlerle heba olmaktadır.

Fiziksel altyapıdaki sorunlar kadar, suyu yöneten kurumsal yapıdaki karmaşa da verimsizliğin bir diğer önemli nedenidir.

“KAPTAN KİM?” – KURUMSAL YETKİ KARMAŞASI

Türkiye’de su yönetimi, ne yazık ki “çok başlı” bir yapıya sahiptir. Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Tarım Orman Bakanlığı içerisinde Devlet Su İşleri (DSİ) ve Su Yönetimi Genel Müdürlüğü gibi birçok farklı kurumun su üzerinde yetkisi bulunmaktadır. Bu yetki çakışmaları, kaçınılmaz olarak üç kritik sonucu doğurmaktadır:

Kaynak İsrafı: Farklı kurumların benzer görevleri üstlenmesi, mükerrer projelere ve kamu kaynaklarının boşa harcanmasına neden olmaktadır.

Karar Almada Gecikme: Her kurumun kendi sorumluluk alanını koruma refleksi, bütüncül kararların alınmasını engellemektedir. Bunun en somut örneği, su yönetimini tek bir çatı altında toplaması hedeflenen “Su Kanunu” taslağının 2012’den beri yasalaşamamasıdır. Bu gecikme, sorunun teknik değil, tamamen kurumsal direnç ve siyasi iradeyle ilgili olduğunun en net göstergesidir.

Bütüncül Planlama Eksikliği: Su konusunu düzenleyen 30’dan fazla dağınık kanun, su yönetimini bir yapbozun parçaları gibi ele alır. Bu parçalı yapı, havzaları bir bütün olarak gören ve suyun nereden gelip nereye gideceğini planlayan bir ‘Milli Su Planı’ oluşturmayı imkânsız hale getirir.

Mevcut organizasyon sorunları çözülmeye çalışılırken, tüm bu sistemi daha da kırılgan hale getiren bir başka büyük baskı unsuru daha var: iklim değişikliği.

“ISINAN DÜNYA, KURU TOPRAKLAR”- İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN BASKISI

İklim değişikliği artık teorik bir tehdit değil, Türkiye’nin su kaynaklarını doğrudan etkileyen somut bir gerçektir. Etkileri iki alanda yoğunlaşmaktadır:

Azalan Yağışlar: Yağış rejimindeki değişimler ve kuraklığın artması, su depolama alanlarımızı vurmuştur. Ülke genelindeki göl, gölet ve barajlardaki doluluk oranı ortalama %30 seviyelerine kadar gerilemiştir. Bu durum, gelecekteki su arz güvenliğimiz için ciddi bir alarmdır.

Artan Belirsizlik: İklim değişikliği ne zaman ne kadar yağış düşeceğini tahmin etmeyi zorlaştırmakta ve su miktarı üzerindeki belirsizlikleri artırmaktadır. Bu da uzun vadeli planlama yapmayı zorlaştırmakta ve su güvenliğini bir krize dönüştürme riski taşımaktadır.

GELECEĞE BAKIŞ: ÇÖZÜM İÇİN ATILMASI GEREKEN ADIMLAR

Karşılaşılan bu ciddi sorunlara rağmen, stratejik ve kararlı adımlarla Türkiye’nin su geleceğini güvence altına almak mümkündür. Çözüm yolu üç temel stratejiden geçmektedir:

Tek Yetki, Hızlı Karar: Yeni Su Kanunu Kurumsal karmaşayı sonlandırmak için ilk ve en acil adım, 2012’den beri bekleyen **”Su Kanunu”**nun bir an önce yasalaşmasıdır. Bu kanun, suyla ilgili tüm planlama, yönetim ve yatırım yetkilerini tek bir çatı altında toplamalıdır. AFAD modelinde olduğu gibi hızlı karar alabilen ve etkin bir şekilde uygulayabilen bir “Devlet Su İşleri Başkanlığı” yapısı, bu karmaşayı çözmenin anahtarı olabilir.

Modernleşme Şart: Altyapı Rehabilitasyonu ve Teknolojik Sulama Suyu tarlaya kayıpsız ulaştırmak birincil hedef olmalıdır. Bunun için eski sulama şebekeleri ve kanallar hızla yenilenmelidir. Daha da önemlisi, suyun büyük kısmının israf olduğu geleneksel yüzey (salma) sulama yerine, doğrudan bitki köküne su veren yağmurlama ve damla sulama gibi modern ve teknolojik sistemlere geçiş devlet teşvikleriyle hızlandırılmalıdır. Temel hedef, “Sulama Randımanını” acilen %70 seviyesinin üzerine çıkarmaktır. Ayrıca hızla gelişen yenilenebilir enerji kaynaklarının tarımsal sulamada kullanılması rehabilite edilecek sulama yatırımlarında verimliliği arttıracaktır.

Stratejik Planlama: Havza Bazında Yönetim ve Ürün Deseni Bu, pasif ve reaktif bir model olan “Elimizdeki suya göre ne ekiyorsak odur” anlayışından, proaktif ve stratejik bir model olan “Ülkenin ihtiyacı olan stratejik ürünleri nerede en verimli şekilde yetiştirebiliriz ve suyu oraya nasıl ulaştırırız?” vizyonuna geçmektir. Klasik anlayışın ötesine geçerek, “TARIMA GÖRE SU” tedarikini sağlayacak stratejik bir planlama yapılmalıdır. Bu yaklaşım, suyun bol olduğu havzalardan suyun kısıtlı olduğu tarım havzalarına su transferi gibi büyük devlet projelerini cesurca ele almayı gerektirir. Aynı zamanda, devlet destekleme politikaları, su potansiyeli yüksek olan bölgelerde su isteği fazla olan stratejik ürünlerin (örneğin mısır, pamuk) yetiştirilmesini teşvik edecek şekilde yeniden düzenlenmelidir.

Çalış, bu kapsamda su kanununun şart olduğunu vurgulayarak mevcut sorunların somut risk barındırdığını ancak geleceğin de temeli olan adımlarla inşa edilmesi gerektiğini belirtti.

Advert
Neler Söylendi?
DİĞER HABERLER
Kültürpark’ta Aşure Bereketi: Ak Parti Teşkilatları Vatandaşla Buluştu

Kültürpark’ta Aşure Bereketi: Ak Parti Teşkilatları Vatandaşla Buluştu

27-06-2026 - GÜNCEL

Akören Belediye Başkanı Arslan’dan Başkan Altay’a Tebrik Mesajı

Akören Belediye Başkanı Arslan’dan Başkan Altay’a Tebrik Mesajı

27-06-2026 - GÜNCEL