İnsana bir soru sorulduğunda cevabı çoğu zaman çok kolaydır:
“Zenginlik mi önemli, sağlık mı?”
Neredeyse herkes hiç düşünmeden aynı cevabı verir:
“Elbette sağlık.”
Peki gerçekten öyle mi?
Dilimizle sağlığın her şeyden önemli olduğunu söylerken, hayatımızla bunun tam tersini yapıyor olabilir miyiz?
Daha fazla kazanmak için uykumuzdan vazgeçiyoruz.
İşimizi yetiştirmek için öğünlerimizi geçiştiriyoruz.
Biraz daha büyümek için stresimizi görmezden geliyoruz.
Çocuklarımızla geçireceğimiz zamanı erteliyoruz.
Eşimize ayıracağımız vakti işimize veriyoruz.
Anne babamızı “müsait olduğumuzda” arıyoruz.
Ve bütün bunları çoğu zaman tek bir gerekçeyle açıklıyoruz:
“Geleceğimiz için çalışıyorum.”
Ama insanın kendisine sorması gereken asıl soru belki de şudur:
Hangi gelecek için?
Bir gün geldiğinde o geleceğin içinde sağlığımız, ailemiz, sevdiklerimiz ve huzurumuz olmayacaksa bugün bu kadar büyük bedeller ödeyerek neyi inşa ediyoruz?
Elbette çalışmak gerekir. Para kazanmak gerekir. İnsan ailesine daha iyi imkânlar sunmak, çocuklarının geleceğini güvence altına almak, daha güzel bir evde yaşamak, iyi bir arabaya binmek, seyahat etmek ve hayat standardını yükseltmek isteyebilir.
Bunların hiçbirinde yanlış bir şey yoktur.
Sorun para kazanmak değildir.
Sorun, kazanma isteğinin hırsa dönüşmesidir.
Çünkü ihtiyaçların bir sınırı vardır; hırsın ise çoğu zaman yoktur.
İnsan önce “Bir evim olsun yeter.” der.
Evi olur, daha büyüğünü ister.
“Bir arabam olsun.” der.
Arabası olur, daha iyisini ister.
“Şu kadar birikimim olsa rahat ederim.” der.
O rakama ulaşır, bu defa hedefini iki katına çıkarır.
Bir noktadan sonra insan artık ihtiyaçlarını karşılamak için para kazanmıyordur; daha fazla kazanabilmek için yaşamaya başlamıştır.
İşte tehlike tam burada başlar.
Bir Gün Her Şeye Sahip Olduğunda…
Bir insan düşünelim.
Gençliğinde büyük hedefleri olsun. Çok çalışsın. Sabah herkesten önce işinin başına geçsin, gece herkesten sonra evine dönsün.
Çocuğu:
“Baba, bugün benimle oynar mısın?” dediğinde,
“Bugün çok işim var, hafta sonu oynarız.” desin.
Hafta sonu gelsin:
“Bu işi de bitireyim, gelecek hafta söz.” desin.
Eşi:
“Birlikte biraz vakit geçirelim.” dediğinde,
“Şu dönem işler çok yoğun, biraz rahatlayalım, sonra…” diye cevap versin.
Annesi arasın:
“Oğlum, uzun zamandır gelmiyorsun.”
“Anne, işlerimi toparlayayım geleceğim.”
Babası beklesin.
Çocukları beklesin.
Eşi beklesin.
Kendisi bile kendisini beklesin.
Yıllar geçsin.
İş büyüsün.
Parası artsın.
Evleri, arabaları, yatırımları olsun.
Sonunda yıllardır ulaşmak istediği ekonomik güce kavuşsun.
Fakat bir sabah doktorun karşısında otururken hayatında ilk defa banka hesabındaki rakamların hiçbir anlam ifade etmediğini fark etsin.
Doktor ona:
“Bir süre her şeyi bırakmanız gerekiyor.”
desin.
İşte insan bazen o anda çok acı bir gerçekle karşılaşır.
Yıllarca sağlığını kullanarak para kazanmıştır.
Şimdi ise parasını kullanarak sağlığını geri almaya çalışmaktadır.
Üstelik bazı şeylerin satın alınamadığını da o günlerde öğrenmeye başlar.
Çocuğunun kaçırdığı çocukluğu satın alamaz.
Eşiyle yaşayamadığı yılları geri getiremez.
Kaybettiği anne babasıyla yeniden bir akşam yemeğine oturamaz.
Katılamadığı doğum günlerini tekrar yaşayamaz.
Çocuğunun ilk adımını, ilk okul gösterisini, ilk başarısını yeniden göremez.
Çünkü paranın satın alabildiği çok şey vardır ama geçmiş, satılık değildir.
“Ailem İçin Çalışıyorum”
Belki de çalışma hayatında kendimize söylediğimiz en güçlü cümlelerden biridir:
“Ben bütün bunları ailem için yapıyorum.”
Çoğu zaman gerçekten de öyledir.
İnsan eşinin ve çocuklarının rahat yaşamasını ister. Onlara kendi yaşadığı sıkıntıları yaşatmak istemez. Geleceklerini güvence altına almaya çalışır.
Bu son derece kıymetli bir sorumluluk duygusudur.
Fakat burada çok ince bir çizgi vardır.
Ailemize iyi bir gelecek hazırlamaya çalışırken, onların bugününde hiç bulunmuyorsak bir yerde hesabı yeniden yapmak gerekir.
Çünkü çocuğun her zaman daha büyük bir eve ihtiyacı olmayabilir.
Bazen babasıyla geçireceği yarım saate ihtiyacı vardır.
Eşimizin her zaman daha pahalı bir hediyeye ihtiyacı olmayabilir.
Bazen karşısında telefonuna bakmadan kendisini dinleyen bir eşe ihtiyacı vardır.
Anne babamız bizden büyük şeyler beklemeyebilir.
Bazen kapılarının çalınmasını isterler.
Hayatın en büyük yanılgılarından biri şudur:
Sevdiklerimizin geleceği için bugünü feda ederiz.
Sonra gelecek geldiğinde, birlikte yaşayabileceğimiz güzel bir geçmişimizin olmadığını fark ederiz.
Sağlık da Sonsuz Bir Sermaye Değildir
Gençken bedenimizi sınırsız bir kaynak gibi görürüz.
Az uyuruz.
Düzensiz besleniriz.
Stres altında yaşarız.
Hareketsiz kalırız.
“Şimdi çalışayım, ileride dinlenirim.” deriz.
Fakat insan bedeni banka hesabı gibi değildir.
Bugün kendisinden aldığımızı yarın mutlaka yerine koyamayabiliriz.
Bazı zararların telafisi mümkündür, bazılarının değildir.
Üstelik sağlık yalnızca ciddi bir hastalığa yakalanmak demek değildir.
Sürekli yorgun olmak da hayatımızdan bir şey götürür.
Stresli yaşamak da götürür.
Geceleri iş düşünmek de götürür.
Çocuğumuz yanımızdayken zihnimizin işyerinde olması da götürür.
İnsan bazen hayattadır ama hayatın içinde değildir.
Peki Zengin Olmayalım mı?
Hayır.
Böyle bir sonuç çıkarmak da doğru olmaz.
Çalışalım.
Üretelim.
Kazanalım.
İşlerimizi büyütelim.
Yatırım yapalım.
Çocuklarımıza güzel bir gelecek bırakalım.
Hatta imkânımız varsa zengin de olalım.
Fakat zengin olmak uğruna fakirleşmememiz gereken başka alanlar olduğunu unutmayalım.
Banka hesabımız zenginleşirken aile hayatımız fakirleşiyorsa ortada sorgulanması gereken bir başarı vardır.
Mal varlığımız büyürken sağlığımız küçülüyorsa hesabımızda bir yanlışlık vardır.
İşyerindeki odamız büyürken evimizdeki yerimiz küçülüyorsa bir şeyleri yeniden düşünmemiz gerekir.
Çünkü gerçek zenginlik yalnızca sahip olduklarımızın toplamı değildir.
Onlardan faydalanabilecek sağlığımızın, onları paylaşabileceğimiz sevdiklerimizin ve bütün bunların tadını çıkarabilecek huzurumuzun da olmasıdır.
Hayat Sürekli Ertelenmemeli
İnsan hayatını çoğu zaman gelecekte başlayacakmış gibi yaşar.
“Şu borç bitsin…”
“Şu işi büyüteyim…”
“Şu yatırımı yapayım…”
“Biraz daha para biriktireyim…”
“Çocukların geleceğini garanti edeyim…”
“Emekli olayım…”
Sonra yaşayacağım.
Fakat hayatın en tehlikeli kelimelerinden biri belki de **“sonra”**dır.
Çünkü bize ne kadar “sonra” verildiğini bilmiyoruz.
Bir gün dönüp baktığımızda ömrümüzün büyük bölümünü hayatımızı yaşamaya hazırlanmakla geçirdiğimizi fark edebiliriz.
Oysa çocuklarımız bugün çocuk.
Anne babamız bugün hayatta.
Eşimiz bugün yanımızda.
Sağlığımız bugün yerinde.
Ve biz bugün buradayız.
Yarının şartlarını iyileştirmek için çalışırken bugünün nimetlerini görmezden gelmemek gerekir.
En Büyük Servet
Belki de zenginliği yeniden tarif etmeliyiz.
Sabah ağrısız uyanabiliyorsanız zenginsiniz.
Sevdiklerinizle aynı sofraya oturabiliyorsanız zenginsiniz.
Çocuğunuz size sarılmak için koşuyorsa zenginsiniz.
Anne babanızın telefonunu hâlâ arayabiliyorsanız zenginsiniz.
Eşinizle oturup bir bardak çayı huzurla içebiliyorsanız zenginsiniz.
Akşam yatağa girdiğinizde vicdanınız ve zihniniz rahatsa zenginsiniz.
Bunların yanına maddi imkânları da koyabiliyorsanız elbette daha güzel.
Fakat yalnızca para varsa ve diğerleri yoksa insanın gerçekten zengin olup olmadığını yeniden düşünmesi gerekir.
Çünkü bir insanın milyonları olabilir ama sağlığı yoksa o parayı rahatça harcayamaz.
Muhteşem bir evi olabilir ama paylaşacağı ailesi yoksa odaların büyüklüğü yalnızlığını küçültmez.
Son model arabası olabilir ama gideceği yerde onu bekleyen kimse yoksa hızın pek anlamı kalmaz.
Dünyanın en pahalı yatağını satın alabilir ama huzurlu bir uykuyu satın alamaz.
En iyi doktorlara ulaşabilir ama kaybettiği gençliğini geri satın alamaz.
Ve bütün servetini ortaya koysa bile geçen bir günü yeniden yaşayamaz.
Mesele Para Değil, Denge
Bu yüzden mesele zenginlik ile fakirlik arasında seçim yapmak değildir.
Mesele dengeyi kaybetmemektir.
Para hayatın önemli bir aracıdır; fakat hayatın amacı hâline geldiğinde insan farkında olmadan aracın hizmetkârına dönüşebilir.
Çalışmak değerlidir.
Başarmak güzeldir.
Kazanmak gereklidir.
Ama bütün bunlar yaşamak içindir.
Yaşamak, bütün bunlar için değildir.
Belki zaman zaman durup kendimize şu soruyu sormalıyız:
“Bugün peşinden koştuğum şey için ne ödüyorum?”
Cevap biraz daha az uykuysa belki telafi edilir.
Bir miktar konfordan vazgeçmekse sorun olmayabilir.
Ama ödediğimiz bedel sağlığımızsa…
Çocuklarımızın çocukluğuysa…
Eşimizle geçirebileceğimiz yıllarsa…
Anne babamızla kalan sınırlı zamanımızsa…
O zaman kazandığımız şey ne kadar büyük olursa olsun, ödediğimiz bedel fazla olabilir.
Çünkü hayatın sonunda insanın gerçek bilançosu yalnızca banka hesaplarında tutulmaz.
Bir tarafta kazandıklarımız vardır.
Diğer tarafta ise kazanırken kaybettiklerimiz.
Ve sanırım asıl mesele şudur:
Bir gün her şeye sahip olduğumuzda, uğruna bütün bunları istediğimiz şeyleri kaybetmiş olmayalım.
Çünkü para yeniden kazanılabilir.
İş yeniden kurulabilir.
Mal yeniden alınabilir.
Fakat sağlık, zaman ve sevdiklerimizle yaşayamadığımız yıllar için hayat her zaman ikinci bir fırsat vermeyebilir.
Bu yüzden zengin olmaktan korkmayalım.
Zengin olacağım diye hayatı kaçırmaktan korkalım.