Konya Aydınlar Ocağı’nın düzenlediği Selçuklu Salı Sohbetlerinde bu hafta Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Çıpan “Aşka Mecbûr Bir Mevlevi Zarifi; Tâhirü-l Mevlevî” konulu sohbet yaptı.
Konevi derneği salonundaki programın açılış konuşmasını yapan Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, Taâirü-l Mevlevî’nin kültürümüzde önemli bir yeri olduğuna vurgu yaparak “Vuslatının 75. yıl dönümünde rahmetle anıyoruz. Mevlevî zarifi değerli insanı daha iyi anlayabilmek için böyle bir program tertip ettik” dedi.
Daha sonra kürsüye gelen Dr. Mustafa Çıpan konuşmasına Hz. Mevlânâ’nın (Kim bizi iyilikle anarsa, dünyada adı iyilikle anılsın) şeklindekini, sözünü hatırlatarak başladıktan sonra “Kimlikler ve şahsiyetler, içinden doğduğumuz değerler dünyası tarafından şekillendirilir. Değerler dünyamızın zaafa uğraması durduğumuz yerin anlamsızlaşmasına ve törenin, örfün bozulmasına sebep olur” dedi.
Toplumların bir hikâyesi olması gerektiğine vurgu yapan Çıpan “Hikâyemiz yoksa kimliğimiz de yoktur. Şairlerimiz ve bestekârlarımız hikâye oluşturan sanatkârlardır. Maharet, konunuz hikmet ve aşk olduğu, kelime, terkîb, vezin, ıstılah gibi unsurlarla tahdit edilmiş bir sahada, şairin söz mimarisine ehemmiyet vererek kendisine mahsus, farklı bir üslûp vücuda getirmesidir” diye konuştu.
Konuşmasına Tâhirü-l Mevlevî’nin (Tahir Olgun) eserlerinden örnekler vererek devam eden Çıpan “Muvaffak eyle hüsn-i hatmine Tâhir kulun Rabbim, Bu bir dîvân-ı sânîdir dedim bed’inde Bismillah/Her eser durdukça nâm-ı sâhibin ıhtâr eder/İsimini yâd ettiren bir şâirin Divânıdır/Belki der ahlâf-ı irfan âşinâ göz gezdirip, Ruhu şâd olsun şu defter Tâhir’in Divânıdır” demektedir. Onun eserlerine kıymet kazandıran Müstecâbî –zâde İsmet Bey, Abdülbâki Dede Efendi gibi değerli zatların nazarlarına mazhariyettir” diyerek devam etti.
Tâhirü-l Mevlevi’nin sarsılmaz bir imân ve sonsuz bir aşk ile Rasûl-i Ekrem Efendimize bağlı olduğunu ifade eden Çıpan “Peygamber Efendimizi övmeye (Dökeyim pâyına eşârımı ben/Gıptalar etsin ana dürr-i Aden) beytiyle başlayıp hakikaten Aden incilerini gıpta ettirir. Efendimiz ile çeşm-i nazar münasebeti kurar. Mektep dergisinde yayınlanan ilk gazel/natında da, Nûr-ı Muhammmedî’nin kendisini mest ettiğini ve ezelden ebede çılgın bir âşıkı olduğunu ifade edip çeşm vurgusu yapar” dedi.
Tâhirü-l Mevlevi’nin Hz. Mevlânâ’ya olan sevgisinden de bahsedip eserlerinden örnekler veren Çıpan “Ey peygamberlerin esrarına vâris ve her sözü vahdet bahsinde delil-i küll olan Mevlâna… Kesret görmekten kurtulamayan gözlerime, ayaklarının tozunu sürme gibi çekebilseydim, şeklindeki beytinde; Hazreti Pir’in rubâîsindeki yol topraklığını, aşkı idrâk için vesîle kılmasını görürüz. Böyle âşık olunuyor” diyerek sözlerini sürdürdü.
Tâhirü-l Mevlevi’nin Mevlevî, Kâdirî ve Rîfâî icazetnâmeleri olduğunu kaydeden Çıpan “Ondaki Allah aşkını, (Ben senin kulluğundan nasıl âzâd olabilirim ki, takdirin yazdığı yazı değişmez, beytinde görürüz. O (Her güzel ve çirkinin ruhuna hükmeden o hiddetli zâlimin adı, aşktır. Ey Tâhir, sen de onunla yüz yüze gelirsen sende hiçbir ayıp ve kusur bırakmaz) der. Aşka böyle mecbûr olunuyor” dedi.
Mevlevî’nin nazîre, tazmin, tahmis, taştîr olarak yazdığı şiirlerden örnekler veren Çıpan “Henüz 19-20 yaşındayken meşhur Su Kasidesine yazdığı 12 beyitlik nâzîreyi üstâdı Ahmet Remzi Akyürek’e takdim ediyor. Henüz o yaşlarda bu nazireyi yazmış olmak mertebesini göstermektedir. Nâbî’nin gazeline, Nef’î’nin medhiyesine naziresi de değerlidir ve Ahmet Remzi Dede tahmis etmiştir” diye konuştu.
Konuşmasının son bölümünde üstatların Tâhirü-l Mevlevi hakkındaki kanaatlerine yer veren Çıpan “Mahir İz onun için (Bu muhterem zât hürmet ettiğimiz azîz bir dostumuzdur. İlmî ve edebî kıymeti gerek arkadaşları, gerekse yetiştirdiği talebeler tarafından tebcil edilen değerli bir şahsiyettir) der. Ahmet Süheyl Ünver (Şâir, muharrir, Mevlevî dedesi, gazeteci, müderris, mesnevîhân ve edebiyat tarihçisi gibi çok yönlü bir kişiliğe sahip olan Tâhirü-l Mevlevî, Osmanlı ile Cumhuriyet nesilleri arasında âdeta bir kültür köprüsü teşkil eden âbide şahsiyetlerimizdendir) tespitinde bulunur. Ali Nihad Tarlan ise (Kalemine üstâdâne tasarruf eden çok değerli bir edebiyat hocası idi. Ömrünü mensup olduğu tarîkatın pirine bağlamış, ruhen Mesnevî’ye çok nüfuz etmiş salâhiyetli bir zat) demektedir. Merhum çok ince ruhlu bir şâir olmakla berâber, eşsiz bir muallimdi. Takrirleri esnasında güzel fıkralar, ince nüktelerle talebesine ders dinletir, en ağır bahisleri bile hemen orada öğretirdi. Hassas ve büyüklerine hürmetkârdı. Dünyadaydı ama dünyalı değildi. Dünyayı hem ayna, hem örtü olarak gördü” diyerek konuşmasını tamamladı.
Program sonunda, konuşmacı Dr. Mustafa Çıpan’a Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü ve Konya Barosu eski Başkanlarından Av. Hasip Şenalp kitap takdim etti.