izmir escort escort izmir porno bursa escort alsancak escort antalya escort
Advert
Advert
Kendimiz İçin yaşayalım  Başkaları İçin  Değil
İMDAT YAYLA

Kendimiz İçin yaşayalım Başkaları İçin Değil

Bu içerik 1067 kez okundu.

Evet sevgili dostlar değerli arkadaşlarım toplumda herkesin istediği  gibi yaşamaya çalışırsak kendi öz güvenimizi kaybederiz. Eline her ip geçiren, topaç gibi çevirir  bizleri.

 Hayata doğru düzgün insancıl ve gerçekleri görerek bakarak gözümüzden at gözlüklerini çıkartıp , Ayaklarımızı yere sağlam basmayı, yaşam ilkemiz haline getirmeliyiz.  Evimizde ve işyerimizde  vizyon sahibi biri olarak işimizi yapıp çevremizdekilerine de mesaj vermeliyiz .Geleceğini planlayan, kendisini yenileyen, dünyaya faydalı olmaya ant içen saygın bir birey olma adına, her gün kendi kendimizi telkin etmeliyiz. İtibarı yitik, geleceği bitik, kişilik travması geçiren basit insanlardan biri olmamalı ve bu tür insanlardan da uzak durmalıyız.

         Birlikte yola çıktığımız yol arkadaşlarımızı sürekli coşturarak, onların hayatlarına bitmeyen, tükenmeyen umut tohumları ekmeli ve onların da geleceğe sürekli umutla bakmalarını sağlamalıyız. Adam gibi adamların görev yaptığı, profesyonel yönetim metotlarının uygulandığı, çalışanların kendilerini aileden saydığı işler kurmalıyız. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için yaşamalıyız ülküsünü hayatımıza misyon edinmek, bizlerin yegane hedefi ve temel felsefesi olmalı. Bazı ezberleri bozarak, tozu dumana katarak düzgün ve güvenli bir şekilde hayatımızı idame ettirmeliyiz. Bir gün bizimde dünya istasyonundan ayrılma zamanımız geldiğinde, gözümüz arkada kalmayacak şekilde, faydalı eserler bırakarak ayrılmalıyız dünyadan.

Her şeyin değeri zorluğundadır, insanları rahat ve kolaya alıştıranlar asla onların dostları değildir. Çünkü kolay işleri herkes yapar. Ama zorluklar insanları tecrübe sahibi yaparak onları hayata daha sıkıca bağlar. Önemli olan kimsenin başaramadığı zor işleri yapmaktır. Bazen rüzgar ters yönden esebilir. Umut bağladığımız insanlar, bizleri üzebilir. Para uğruna, şan şöhret makam uğruna bazı insanların kişilikleri namusları  yerlerde sürünebilir. Hiçbirine aldırmadan başımızı dik tutarak, güneşin yeniden doğacağı, rüzgarların arkamızda olacağı günleri umutla beklemeli, aldığımız her nefeste hayallerimizi yeniden hayata geçirmeliyiz.

Kolaylıkla elde edilen makamlar rüzgar hızıyla sahiplerini terk ederler. Hak edilmeyen koltuktan düşmek, merkepten düşmeye benzemez. Merkepten düşenler yalnızca acı duyarlar ama hak etmedikleri koltuktan düşenler hayattan koparlar. Hak etmedikleri makam, unvan ve koltukları kaybedenlerin daha önce etraflarında pervane olan sahte ateş böcekleri , aniden onlardan uzaklaşırlar.Değerli dostlarım kıymetli kardeşlerim , Onurlu yaşamak, korkusuz yaşamakla başlar. Boyun eğmek, birilerinin koltuğunda parazit gibi büyümek, haksızlığa rağmen susmak, fikir beyan edememek, yanlışı eleştirememek, zalim güç karşısında, sen ne dersen doğrudur mantığıyla hayatı kolaylaştırmak, kişiliksizleşmek ve soysuzlaşmakla eşdeğerdir. Bu dünyada ilkeli, onurlu, şerefli yürümek için emme basma tulumba gibi başkaları tarafından şekillenmemek gerekir. Her türlü şekilciliğe karşı olmak gerekir. Onurlu yaşamak  korkulara savaş açarak, kendisine korku fikri aşılayanlara; Hadi oradan, siz mi çevireceksiniz beni inandığım yolumdan, diyebilmektir.  Onurlu yaşamak yalnızca hayatı adam gibi yaşayanların başardığı saygın bir yaşam şeklidir.

 

Her insanın bir yaşam biçimi vardır.  Bu yaşama biçimi kişiyi  özgün kılan, kıymetlendiren yada kıymetsizleştiren bir haldir. Bir Çok insan  bu özgün ve özgür hali ile yaşayarak mutlu olurken, bazıları da   toplumla uyum  sağlamak adına  kendi olmaktan uzaklaşarak başkaları için yaşar. Oysa ki başkalarına göre yasayan insan mutluluk nedir bilmez. Yasadıkları kendi  mutluluğu değil, başkalarının mutluluklarıdır.   Başkalarına göre yaşamak kişinin mutluluğunu ve özgürlüğünü baltalayan, kendisi olmasına izin vermeyen, kendi özünü ve fikirlerini  ifade etmekten alıkoyan bir yaşam biçimidir. Önceliği başkalarının memnuniyetine veren ve kişiyi giderek yalnızlaştıran bu yaşam şekli hayatı kendiyle çelişerek ve yarım yamalak yaşamaktır.

 Aklının ,yüreğinin ve inancının gösterdiği yolda değil , başkalarının diktiği okları takip eden çizgide yürümektir. Kendi hayatının yönetmeni olmaktan  ziyade figüranı olmayı tercih etmektir. Bedenen değil ruhen zincire vurulmuş olarak yaşamaktır. Bu tipler başkalarının  kalıpları altında ezilmiş, kendi benliğini  yitirmiş , özüne yabancılaşmış, özgüveni erozyona uğramış ve daha da kötüsü bunun farkında bile olamayan acınası insanlardır.

Böylelerinin aynaya baktıklarında gördükleri kendileri  bile değildir . Kendi  doğrularından emin olmayan, kendini sadece çevrenin  bakış açısıyla değerlendiren bu kişilerin ne kendi zevklerine ait bir telefonu vardır ne de  istedikleri bir araca binebilirler. Kendi hayatlarını hep başkaları şekillendirir. Sonunda bakarlar ki adı ve soyadından başka aynı yönden düşünen ve aynı kelimelerle düşünüp aynı eylemde bulunan milyonlarca insandan farkı kalmamıştır. Kendisiyle barışık olamayan bu insanlar kılıktan kılığa ve  şekilden şekle girip durmadan taklitler yaparlar. Kendi olamadıkları gibi  kim olduklarını da tam olarak bilemediklerinden mutluluğa  uzaktırlar.

 İçinde bulunduğu topluma göre yaşamak bunların ömrünü heba edip bitirmiştir.   Başkaları için yaşamanın girdabına kapılan ve sosyal baskıyla kışkırtılan insanlar, kısacık yaşamlarını ‘’el alem ne der’’ eksenli yaşayarak  zihinlerini ve bedenlerini tüketmişleridir. Bunların geriye dönüp baktıklarında gördükleri pişmanlıkları ve yaşanmamış hayatlarıdır. Hala  çocuklarını  büyüklerinin yanında sevemeyen insanlar vardır. Ve de sevdiklerine  karşı onu sevdiğini söylemeyip bunu mezar taşlarına söylemeyi erteleyenler. İşte bunlar başkalarının doğrularına göre yaşayan ve  hayatı kendilerine zindan eden, mutsuzluk abideleridir.   

Başkalarına  göre  yaşayanlar  hayatı  kendi ilkeleri doğrultusunda değil, başkalarının istek  doğrultusunda  iyi ya da kötü bir şekilde devam ettirirler.

 Şu hikaye  bu durumu daha iyi özetler. 

Sonbaharda, Kızılderililer  şeflerine kışın soğuk geçip  geçmeyeceğini sormuşlar. Herhangi bir fikri olmayan şef, kışın soğuk geçeceğini ve hazırlanmak için odun toplamaları gerektiğini söylemiş. İyi  bir  önder  olan  şef,  en  yakın  telefon kulübesine  gittikten sonra  Ulusal Hava Durumu Servisi'ni arayıp sormuş: ‘’Kış soğuk mu geçecek ? ‘’

 Telefondaki adam; ‘’Evet, bu kış epey soğuk olacak.’’

 Şef, köye geri dönüp odun toplama işini hızlandırmış. Bir hafta sonra, şef tekrar Ulusal Hava Durumu Servisi'ni aramış: ‘’Kış çok mu soğuk geçecek?’’

Telefondaki adam: ‘’Evet, bu kış gerçekten oldukça soğuk olacak.’’

Böylelikle şef geri dönüp adamlarına bulabildikleri bütün odun parçacıklarını dahi  toplamalarını  söylemiş. Bir hafta sonra, şef tekrar Ulusal Hava Durumu Servisi'ni aramış:  ‘’ Bu kışın çok soğuk geçeceğine kesinlikle emin misiniz?’’

 Telefondaki adam:  ‘’Kesinlikle, Kızılderililer deli  gibi odun topluyor.’’      İnsanı mutlu kılan kendi isteklerini ve  doğrularını kendi  ilkeleri  ile  erdemlice yaşamasıdır. Bu da bireyi vasatlaştıran ve kıymetsizleştiren bu tür  eğreti yaşamlardan kurtulup bir adım öne  çıkmakla ve  bu hayatta bende varım demekle olacaktır. Unutmayın , elimizde başkaları için yaşanacak bir ‘’ hayat’’ daha yok !

SAYGILARIMLA

 

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Afrin'de 1 askerimiz şehit oldu
Afrin'de 1 askerimiz şehit oldu
Bahçeli'den Ankara'daki tren kazasıyla ilgili açıklama
Bahçeli'den Ankara'daki tren kazasıyla ilgili açıklama
maltepe escort alanya escort kartal escort manavgat escort