Bütün  Bu Olan bitenlerin Anlamı  Bu  Olsa Gerek
GÖLGE ADAM

Bütün Bu Olan bitenlerin Anlamı Bu Olsa Gerek

Bu içerik 466 kez okundu.

Sevgili kardeşlerim, ülke olarak olağanüstü bir dönemden geçiyoruz.

Artık bunun saklanır gizlenir tarafı kalmadı.

Toplum tedirgin herkesin sinirleri gergin her gün   başka bir ilde  kan akıyor her gün analar ağlıyor.

Bunun “siyasi bedeli” olması lazım, ama kimse bedel ödemeye yanaşmıyor.

Siyasiler , her olayın ardından  bir bahane  üretiyor.

Özellikle , devleti yönetenler yaşananların sorumluluklarını üstlenmiyorlar, her olayı  içteki hainlere  ve dış mihraklara  havale edip işin içinden sıyrılmaya çalışıyorlar. Aynı anda hem Birleşmiş Milletler’e, hem Avrupa Birliği’ne, hem de Amerika Birleşik Devletleri’ne saldırıyorlar.Hiç  görevini tam yapmayan kurumları ve bu kurumlardan sorumlu olanları sorgulayan yok.

Yığınla siyasi ve ekonomik sorunumuz var, Bu sorunlar her geçen yıl azalmıyor, artıyor. Devlet de, halk da, sanayici de, esnaf da, tüccar da gırtlağına kadar borç içinde ve böylesine kötü şartlar içinde, üstüne üstlük dünyada yalnızız.

Herkesle küs, herkesle kavgalıyız. Dostumuz diyebileceğimiz tek bir ülke yok!

Yıllardır gevelediğimiz “ABD ile stratejik ortağız” böbürlenmesinin “palavra” olduğu da nihayet anlaşıldı. Dış siyasete biraz ilgi duyanlar bilirler.

ABD, menfaati olduğu her ülke ile menfaati devam ettiği sürece “stratejik ortak”tır. Menfaati yoksa, yüzüne dahi bakmaz. Silkeler atar!

 Bunun bariz örneği  ABD, bölgemizde, başka devletlerle ve terör örgütleriyle ilişki kurmayı menfaatine daha uygun  gördü, Türkiye’yi dışarıda bırakıverdi.

Türkiye  derken, yıllardır Türkiye’yi yöneten ekip .

Türkiye şimdi şokta! ABD’ye tam teslimiyetten, kapı dışarı edilmenin şokunu yaşıyor. Devletimizi yönetenlerin mimiklerine bakın, ne demek istediğimi anlarsınız.

 

 

 Yahudi lobisi Kendisine, gerektiği gibi hizmet etmeyen ülkelere gerektiği zaman balans ayarı  çekmek, doğal hakkıymış gibi görmektedir. Balans ayarı çekerken, ihtiyaç duyması halinde, İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya gibi bazı Avrupa Birliği ülkelerinin desteğini de alıyorlar.

 

Olayları değerlendirirken, yukarıda yazdıklarımı ne olur sürekli hatırlayın!

O makale, ABD-Türkiye ilişkilerinin ne durumda olduğunu ortaya koyuyor.

 

Sevgili kardeşlerim , Marc Edelman ve Morton Abramowitz isimleri bizlere yabancı değildir.  ABD’nin eski Türkiye Büyükelçileri. Bu iki büyükelçinin, geçenlerde Washington Post Gazetesi’nde ortak imzalı bir makaleleri yayınlandı.

 

Türkiye üzerine.Daha doğrusu, ülkemizin yönetimiyle ilgili.

 

Diyeceksiniz ki, “Ne var bunda? Ne yazmışlarsa, yazmışlar… Yazdıkları kendi düşünceleridir…”

Öyle değil işte!

ABD’yi çok iyi tanıyan bir dostumdan öğrendim…

ABD’de, “yarı resmi” diyebileceğimiz gazete ve dergiler varmış.

Devleti yönetenlerin, direkt söylediğinde “şık kaçmayacak” görüşleri, bu yayın organlarında makale veya röportaj olarak yayınlanırmış.

İki büyükelçinin bu makalesini de “bu yönüyle değerlendirmek” gerekirmiş.

Yani bu makalede belirtilen görüşler, aslında ABD’nin Türkiye’ye mesajıymış.

İşte, Erdoğan’ı istifaya çağıran o makale!

Washington Post Gazetesi’nde yayınlanan o makalenin Türkçeye çevirisini okudum.

Sizin de okumanızı istiyorum.

Daha önce bölük pörçük okuduysanız bile tekrar okuyun!

Ülkemizi yönetenlerin ruh halini, bu makaleyi okuduktan sonra daha iyi anlayacaksınız.

İşte makalede verilen mesajlar aslını aynen yayınlıyorum

1-    Türkiye’de en çok satan gazetenin de içinde olduğu, ülkenin önde gelen medya gruplarından birine hükümetin el koyması, Erdoğan’ın kendi ülkesinin potansiyeline nasıl ihanet ettiğinin son göstergesi.

    2-Erdoğan ve onun liderliğindeki AKP 2003′te iktidara geldiğinde Türk ekonomisini ve Türkiye’nin komşularıyla olan ilişkilerini güçlendirdi. AKP, AB üyeliği için çalıştı, askerin Türk siyaseti üzerindeki hâkimiyetine son verdi ve Türkiye’nin çok uzun süredir devam eden Kürt sorununa barışçı bir yol bulmaya çalıştı. 2012′ye kadar Erdoğan kendine güvenli bir şekilde “parlak bir geleceğimiz var” diyordu. Yaklaşık 10 yıllık bir siyasi istikrar, ekonomik büyüme ve artan uluslararası onayla birlikte,, Türkiye’de Cumhuriyet’in 100. yıldönümü olan 2023′de, Türkiye’nin hem bölgesinde hem de dünyada en büyük güçlerden biri olacağını söylüyordu.

 

   3-Bugün, Türkiye’nin geleceği karanlık görünüyor. Ülkeyi büyüklüğe taşımak yerine, Erdoğan Türkiye’yi otoriterliğe, ekonomik yavaşlamaya ve iç savaşa sürüklüyor. Açıkcası, şu andaki Erdoğan yönetiminde Türkiye’de demokrasinin gelişmesi mümkün değil. AKP’nin başlangıçta vaat ettiği dönüştürücü reformlar, temel özgürlüklerin ve yasal hakların sistematik ihlaline yol açar hale geldi. AKP’nin topluma verdiği askerin demokrasiye uymayan hareketleri konusunda hesap vereceğine ilişkin müjde denemesi ancak siyasi muhaliflerin üretilmiş kanıtlarla suça bulaştırılmasına ilişkin şov mahkeme olarak kaldı.

  4-Hükümetin ilk dönemlerinde medyaya yönelik müdahale- 2009′da bir medya patronuna 2.5 milyar dolarlık vergi borcu çıkarılması, 2007′de bir gazeteye muhalif bir köşe yazarını işten atması konusunda yapılan zorlama- AKP’nin bugün gazetecileri hapse atarak ya da muhalif medya organlarına hükümet tarafından el konularak, basının susturulması konusundaki geniş kapsamlı çabalarının sadece işaretini vermişti. Erdoğan’ın zalim taktiklerinden sivil toplum da kurtulamadı; 2013′te, İstanbul Gezi Parkı’ndaki hükümet karşıtı protestolar ölümcül polis şiddetiyle karşılaştı.

 5-Türkiye’de son dönemde yaşanan gelişmeler tüyler ürpertici klişeleri ve 20. yüzyıl totaliterliğinin karanlık zamanlarını akla getiriyor. Bir AKP milletvekili öncülüğündeki güruh birkaç gün önce Erdoğan tarafından eleştirilen gazetenin ofislerine saldırdı. Aralarında eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün de olduğu bazı AKP üyeleri, partinin resmi internet sitesindeki kurucu üyeler bölümünden çıkarıldılar. Aralarında 13 yaşındaki bir erkek çocuğunun da olduğu binlerce kişi Erdoğan’a hakaret etmekten gözaltına alındı, bir kadın mahkemede bizzat kocası tarafından Erdoğan’a hakaret etmekle suçlandı.

6-Aralarında dini azınlıkların da olduğu on binlerce çocuk ya İslami okullara gönderildi ya da zorunlu İslam dini eğitimine tabi tutuldu. Şimdi, Erdoğan Türk Anayasası’nı cumhurbaşkanı olarak gücünü genişletmek için değiştirmeye uğraştıkça, bu tip ihlaller de büyük bir ihtimalle birer standart kural haline gelecekler.

7-Otoriter liderler genellikle kendi iktidarlarını, vatandaşlarına istikrar ve zenginlik getirdiklerini söyleyerek haklı çıkarırlar. Türkiye’de Erdoğan’ın politikaları bunların her ikisini de halkın erişiminin ötesine taşıdı. Suriye’deki aşırı grupları destekleyen ve bunlara silah sağlayan Türkiye, şimdi zamanında büyümesine yol açtığı terörizmin tehlikeli geri tepmesiyle karşı karşıya. İstanbul ve Ankara’daki bombalı saldırılar şok edici katliam görüntüleri yarattı. Ancak Türkiye hala Suriye’deki Kürt grupların- IŞİD ya da El Nusra’nın değil- Suriye için en büyük tehlike olduğu konusunda ısrar ediyor.

8-Bu otoriterlik ve istikrarsızlığın sonuçları Türkiye’nin turizm endüstrisinde tehlike çanları çaldırarak ve yabancı yatırımcıları kaçırarak, pek çok ekonomistin Türk ekonomisinin geleceği konusunda endişe etmesine yol açıyor. 2008′de Türk lirası neredeyse bir dolara eşitti. Ancak şimdi döviz kuru 1 dolar için 3 TL seviyesine geldi. Ve Türkiye’nin milyonlarca Suriyeli sığınmacıya bakma çabaları gerçekten etkileyici olsa da, bunun Türk ekonomisine sonuçları olduğunu artık sıradan Türk vatandaşları da farkında.

9-Daha da kötüsü, AKP ile PKK arasındaki müzakerelerin geçen yıl çökmesi, Türkiye’deki çatışmaların çözüleceğine dair umutları yok etti. PKK, geçmişi barış için ideal bir ortak olamayacak kadar şiddet dolu bir terör örgütü. Buna rağmen, Türk halkının kendi hükümetlerini müzakerelerin başarısız olmasından sorumlu tutma hakkı var.

10-Şimdi Türk askerleri ve sivilleri daha da kötüleşmiş olan bu sorunda ölmeye devam ediyorlar ve hükümetin bunu sona erdirecek ya da bu savaşı kazanacak gerçekçi bir planı yok. PKK’nın bir fraksiyonu tarafından 17 Şubat’ta Ankara’da gerçekleştirilen korkunç bombalı saldırı Türkiye’nin 1970′ler ve 80′lerdeki ülkeyi kırıp geçiren iç savaşa döndürebileceğinin işaretini veriyor.

11-Hala güçlü, istikrarlı ve demokratik bir Türkiye’nin mümkün ve gerekli olduğuna inanıyoruz. Bu ancak, bu amaçları benimseyen ve taahhüt eden bir hükümet gerektiriyor. Eğer Erdoğan hala ülkesine parlak bir gelecek vermek istiyorsa, ya reform yapmalı, ya da istifa etmeli.

 

Son bölüme dikkat ettiniz mi?

ABD’li iki büyükelçinin Washington Post Gazetesi’nde yayınlanan makalesini okudunuz…

Daha önce de belirttim, bu makaleye, ABD yönetiminin Türkiye’ye öğüdü gözüyle bakmak gerekir.

Her konuya değinmişler.

*”Türkiye, Erdoğan liderliğinde istikrarsızlığa gidiyor” demişler.

*”Erdoğan, ülkeyi iç savaşa sürüklüyor” demişler.

*”On binlerce çocuk zorla İslami okullara gönderiliyor” demişler.

*”Suriye’deki aşırı gruplar silahlandırılıyor” demişler.

*”Türk turizmi ve ekonomisinde tehlike çanları çalıyor” demişler.

*”Türk halkının çözüm sürecinin başarısızlığını sorgulama hakkı var” demişler…

Ve en sonunda.

*”Erdoğan ya reform yapmalı, ya istifa etmeli” demişler.

Ancak “reform yapmalı” ifadesini öyle nazikçe kullanmışlar ki, “reform yapmalı” sözünü, “kafayı değiştirmeli” veya “hatalarından vazgeçmeli” şeklinde anlamak daha doğru olur.

ABD’nin bu yaptığı içişlerimize karışmak mı? Evet, tam öyle! Ama burada suçlu ABD değil.

*ABD ile ilişkileri bu noktaya getirenlerde.

*ABD’nin emperyalist isteklerine (iktidarda kalma pahasına) bugüne kadar kayıtsız şartsız “evet” diyenlerde…

*ABD’nin oyununa gelenlerde…

*Dünya siyasetini tam okuyamayanlarda…

*Hacmine bakmadan bölge siyasetine yön vermeye kalkanlarda…

Ve tabii…

Yıllardır bu kötü gidişi onaylayanlarda!

Yapacak bir şey yok, başımıza geleni çekeceğiz!

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
 Başkan Demirhan : ‘’Gazilerimizin yazdığı cesaret ve kahramanlık destanları hafızamızdan çıkmayacaktır’’
Başkan Demirhan : ‘’Gazilerimizin yazdığı cesaret ve kahramanlık destanları hafızamızdan çıkmayacaktır’’
Ahilik Haftası’nda Esnafların Sorunları Masaya Yatırıldı
Ahilik Haftası’nda Esnafların Sorunları Masaya Yatırıldı