FETÖ=PYD/YPG, PKK terör örgütünün bir koludur
GÖLGE ADAM

FETÖ=PYD/YPG, PKK terör örgütünün bir koludur

Bu içerik 96 kez okundu.

Müslim ;  Moskova’daki PYD ofisinde Öcalan’ın fotoğrafının asılması dahil PYD/YPG’nin bağlantısı fikirsel düzeydedir. Öcalan Kürtlerin önderidir diyerek terörist başının söylemlerini izlediklerini yerine getirdiklerini itiraf ediyor. PKK sempatizanıyım diyerek bizzat kendisinin de PKK ile bağlantısını söylemiş oluyor ama PKK ile bağım yok diyor.

PKK’nın imaj değiştirme maksadıyla adını değiştirmek üzere 2003’te kurulan ve ABD’nin terör örgütleri listesinde olan Kongra-Gel’e  (PKK’nın kongre organı olan çatı örgüt) katıldıklarını, PYD’nin orada temsil edildiğini itiraf ediyor ama bunun PYD’nin PKK ile bağlantısı olduğunu göstermediğini düşünüyor! Bu arada Kongra-Gel’in  dört parçadan (büyük Kürdistan’ın dört parçasını kastediyor) oluştuğunu söyleyip Suriye’deki PYD’nin  PKK’nın nihai hedefinin batı parçası olduğunu itiraf ediyor ama halen PKK ile bağımız yok diyor. PKK’ya Kürdistan’ın dört parçasından katılanlar olmuştur, sonra bazıları geri dönmüştür kendi bölgesinde mücadele etmiştir diyor ama halen PKK ile bağımız yok diyor.

Türkiye’ye en son 22 Şubat 2015’te Şah Fırat Operasyonu esnasında gittiğini, 28 Şubat 2015’teki Dolmabahçe’de kurulan masanın devrilmesinden sonra Türkiye’ye gitmediğini belirterek aslında PKK’yla hedef ve işbirliği içinde olduğunu itiraf ediyor ama halen bağımız yok diyor.

Rojava’yı kuzeyden koparamazsınız diyerek aslında PKK ile PYD’nin birlikte olduğunu çok açık net ifade ediyor ama halen PKK ile bağımız yok diyor!

Şah Fırat Operasyonunda Türkiye-PYD işbirliği yaptı!

Müslim’in açıklamalarındaki en önemli ifadelerden biri de Süleyman Şah Türbesinin taşınması için yapılan Şah Fırat Operasyonunda Türkiye’nin PYD ile işbirliğini yaptığını açıklaması. Buna göre operasyonun yapıldığı gün Müslim İstanbul’daydı ve hem Dışişleri Müsteşarı Sinirlioğlu ve Ankara’daki kriz merkezi hem de Kobani’deki PYD kriz merkeziyle irtibat halindeydi. Ve operasyon sürecince iletişimi sağladı. Böylece hükümetin Şah Fırat operasyonunda PYD’den yardım almadık açıklaması da boşa çıkmış oldu. Aslında bu hususu daha operasyonun yapıldığı günlerde ortaya çıkmış ancak hükümet yalanlamıştı. Daha sonra da çözüm sürecinde yer alan HDP milletvekilleri de Müslim’in bu açıklamalarıyla örtüşen açıklamalar yapmışlardı.

Bugün özellikle ABD ile yaşanan PYD terör örgütüdür değildir tartışmasının arkasında da bu operasyonel işbirliğinin önemli olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye’nin PYD ile işbirliği yapmış olması PYD’yi Suriye kuzeyinde kendi özerk bölgesini genişletme konusunda cesaretlendirdiğini ve bölgede etkin bir aktör olarak ortaya çıkmasının önünü açtığını görülmektedir. Bu konudaki öngörümüzü ifade eden ve Şah Fırat operasyonundan hemen sonra yazdığımız değerlendirmeye şu linkten ulaşabilirsiniz. Şah Fırat Operasyonundan Bir Yıl Sonra Sahadaki Durum http://ankaenstitusu.com/sah-firat-operasyonundan-bir-yil-sonra-sahadaki-durum/

ABD siyasi olarak PYD’yi tanıdı!

Müslim ABD ile aralarının iyi olduğunu söylüyor, kendisinin ABD’den vize alamadığını ve gidemediğini ama Amerikalıların kendisiyle her zaman her yerde görüştüklerini dolayısıyla bir sorun yaşanmadığını söylüyor. Obama’nın IŞİD özel temsilcisi Brett McGurk’ün zaten YPG ile yakın irtibatı olduğunu söyleyen Müslim, McGurk’ın 31 Ocak 2016’da Kobani’yi ziyaretiyle ABD’nin PYD’yi siyasi bir aktör kabul ettiğini göstermek istediğini söylüyor. (Söz konusu ziyaretin yapıldığı gün yazdığımız ve bunun ABD’nin PYD’yi aynen Barzani gibi siyasi olarak tanıdığını göstermektedir tespitini yaptığımız değerlendirmeye şu linten ulaşabilirsiniz. ABD’den PYD Yönetimine Siyasi Tanıma ve Batı Kürdistan’a Giden yol Azez’deki YPG ilerlemesi konusunda ABD sadece tavsiyelerde bulunuyor!

ABD Türkiye’nin Azez bölgesinde ilerleme gösteren YPG’ye yönelik top atışlarıyla ilgili olarak Türkiye derhal top atışlarını durdurmalıdır derken YPG’nin ilerlemesinin duruma katkı sağlamadığını söylemekle yetindiğini biliyoruz.

Müslim’in bu konudaki açıklamaları gösteriyor ki ABD’nin YPG’ye yönelik tavrı  oldukça yumuşak. Yani kamuoyu önünde söylenmiş olmak için söylenen sözler yoksa çok da kaygı duydukları bir durum değil. Çünkü Müslim bu konuda ABD’nin bazı tavsiyeleri olduğunu, şu iyi şu kötü olur dediklerini ifade ediyor. Yani ABD açısından YPG’nin Cerablus-Azez hattına girmesi hiç sorun değil.

Muhtemelen ABD’nin tavsiyesiyle Türkiye-Suriye sınırın hemen dibinden değil de daha güneyden Fırat’ın batısına geçmek için 30 km güneydeki Tışrin barajını, Azez’den doğuya doğru ilerlemek için de Azez’in güneyini kullanıyorlar. Böylece her iki yönde ilerleyerek Afrin ve Kobani kantonlarını birleştirecekler.

Barzani’nin Türkiye ile çıkar meselesi

Müslim’in açıklamasındaki en dikkat çekici ifadelerden biri de   “Barzani’nin Türkiye ile yaşadığı birçok çıkar meselesi vardır. Ondan dolayı sanırım elleri bağlıdır….. Bize karşı bazen olumsuz duruşları oluyor. O da bu çıkar meselesidir.” ifadesidir. Müslim, Barzani’nin kendi çıkar meselesi nedeniyle PYD ile ilişkilerini kötü tutmak zorunda kaldığını ima ediyor. Barzani’nin çıkar meselesinin ne olduğu da daha sonra açığa çıkacaktır herhalde…

Bugün Suriye'nin kuzeyinde, ABD ve koalisyon güçleri, 'IŞİD'le mücadele' adı altında terör örgütü PYD'ye açık bir destek veriyor. Avrupa, ABD medyası ve bunların Türk medyasındaki uzantıları da bu desteğin propaganda kanadı konumunda.

Oysa PYD, tüm bu ülkelerin resmen terör örgütü olarak kabul ettikleri PKK'nın Suriye'de taktığı maskeden başka bir şey değil. Ne yazık ki bu maskenin arkasını görmezden gelen Batılı güçler, PKK'yla aynı terör örgütü olan PYD'nin yanında tavır alıyor. Bu maskeyi ayrı bağımsız bir kişilik sayma tiyatrosunu sürdürmekte de kararlı görünüyorlar.

Geçtiğimiz günlerde ABD Dışişleri Sözcüsü John Kirby, PKK'nın bir terör örgütü olduğunu belirtirken PYD'nin askeri kanadı YPG’ye de İncirlik üzerinden silah yardımında bulunulacağını açıkladı. Zaten IŞİD'e karşı aylardır operasyon düzenleyen ABD ve koalisyon güçlerinin, PYD'ye bugüne kadar tonlarca silah ve cephane yardımı yaptığı biliniyor. Bu silahların doğrudan PKK'nın eline geçtiği ve Türkiye'deki terör eylemlerinde kullanıldığı da bir sır değil. ABD şu anda bunu, İncirlik üzerinden yapmayı planlıyor. Başka bir deyişle PKK’nın Türkiye’ye yönelteceği silahların Türkiye üzerinden gitmesini planlıyor.

Avrupa da bu konuda o kadar masum değil. PYD temsilcileri ve YPJ komutanlarının İtalyan Parlamentosunda, Fransa'da Elysee Sarayı'nda resmi olarak davet edilip en üst düzeyde ağırlandığı hala hafızalarda.

Aynı Terör Örgütü, Farklı İsimler

Oysa, PKK ve PYD aynı terörist yapılanmanın yalnızca farklı isimleri. Binlerce PKK militanı bugün PYD saflarında çarpışıyor. Her iki örgütün de emir-komuta zinciri ve yöneticileri Kandil'e bağlı. Her ikisi de lider olarak PKK'nın kurucusu Abdullah Öcalan'ı kabul ediyor. PYD'liler işgal ettiği köy, kasaba ve kentlerde ilk iş olarak Abdullah Öcalan posterlerini ve PKK bayraklarını asıyorlar.

Farklı isimler yalnızca PKK militanlarının bulunduğu bölgeye göre, hedef saptırmak, algı karmaşası oluşturmak, kendine kapsamlı bir organizasyon görünümü verebilmek gibi amaçlarla uyguladığı bir göz boyama taktiği. Örgüt, adeta alfabenin bütün harflerini kullanarak kendi içinde, sürekli farklı isim ve kısaltmalar altında birimler, fraksiyonlar ve hiyerarşiler türetiyor.

Örneğin İran'daki PKK'ya PJAK, Suriye'dekine PYD, bunun silahlı ordusuna YPG, bu ordunun kadın militanlarına YPJ, PKK'nın askeri kanadına HPG, gençlik kanadına YDG-H, üst yapılanmasına KCK gibi isimler veriliyor. Oysa, bunların her biri aynı terör örgütü PKK ve uzantılarından başka bir şey değil.

PYD, 2011 Nisan'ında bizzat PKK lideri Öcalan'ın, avukatları kanalıyla Esad ile yaptığı işbirliği pazarlıkları sayesinde rejim tarafından tanındı ve Suriye'nin kuzeyinde Kürtleri organize ederek rejim yanlısı, otonom bir bölge oluşturmasına izin verildi. Yine Öcalan'ın İmralı'dan yürüttüğü girişimler ve üst düzey PKK yöneticilerinin Suriye trafiği sonucunda Suriye'de idam cezalısı olan Salih Müslim, cezası kaldırtılarak Irak'taki PKK kampından Suriye'ye PYD'nin başına getirildi.

Kürt bölgelerinin kontrolünün sağlanması ve PYD milislerinin komuta ve eğitimi için Türkiye ve İran'dan bizzat 400 civarında üst düzey PKK yöneticisi Suriye'ye gönderildi. Suriyeli muhaliflerin verdiği bilgilere göre yalnızca son 2 senede Türkiye üzerinden Afrin'e yaklaşık 10.000 PKK militanı giriş yaptı.

Kısaca, PYD'yi kuran da ayakta tutan da yöneten de asker sağlayan da PKK'dan başkası değildir. Hal böyleyken, hala PYD'nin PKK'dan farklı ve bağımsız bir yapılanma olduğunu öne sürmek oldukça gülünç kalıyor.

PYD Terörü PKK Terörünü Aratmıyor

Bugün PYD ve Esad rejimi açık bir işbirliği içinde. Rejime muhalefet eden Suriyeli Kürtler, Amude katliamı örneğinde olduğu gibi, bizzat PYD silahlı güçleri tarafından infaz ediliyor ya da tutuklanarak hapis, işkence ve kötü muameleye tabi tutuluyor. Afrin gibi PYD kontrolündeki birçok bölgede Kürt ve Arap gençleri silah zoruyla örgüt militanı yapılıyor. Pek çok Müslüman Kürt, Barzani ajanı oldukları gerekçesiyle idam ediliyor veya yurtlarından sürülüyor.

PYD günden güne artan bir şiddetle, işgal ettiği bölgelerdeki Arap ve Türkmen halklarına katliam, işkence, terör ve sürgün yoluyla açık bir soykırım politikası uyguluyor. Söz konusu durum İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Haziran 2014 tarihli raporunda da belgelenmiş durumda. PYD’nin geçtiğimiz yıl gerçekleştirdiği Kamışlı katliamı bu vahşet uygulamalarından yalnızca biri. Son olarak PYD, ele geçirdiği Tel Abyad kentinden yerel halkı göçe zorlamıştı. IŞİD'le olan savaş sırasında Türkiye'ye sığınan Arap ve Türkmenlerin yurtlarına geri dönmesini de sınır kapılarını kapatarak halen engellemeye çalışıyor.

 

PYD, Cezire ve Ayn el Arap ile bunların arasındaki koridor bölgede Kürt kantonları oluştururken buraların nüfus yapısını da sistematik olarak değiştiriyor. Bölgedeki Türkmen ve Arapları bin yıldır yaşadıkları topraklardan göçe zorlayarak yerlerine kendi yandaşlarını yerleştiriyor.

Nihai hedefe gelince, PKK, güneydoğu bölgesini Türkiye'den kopararak Komünist Kürdistan'ın kuzey parçasını oluşturmayı planlarken, PYD de aynı şekilde hayali Komünist Kürdistan'ın güney parçasını, Suriye ve Irak topraklarından kopararak hazırlama gayretinde. Söz konusu terör örgütü bu amaç doğrultusunda her türlü terör, cinayet ve insanlık suçunu işlemekten çekinmiyor. Nitekim PYD'nin 2013'te yaptığı, “PYD, Batı Kürdistan'da demokratik toplumu inşa etmek için bir devrim yürütmektedir. Sonrasında sıra Kuzey Kürdistan'a yani Türkiye'ye gelecektir” açıklaması PKK/PYD'nin ortak hareket ettiklerini açıkça ortaya koyuyor.

Manzara bu kadar ortadayken, bir yandan PKK'yı terörist kabul edip diğer yandan bölgedeki çıkarları nedeniyle PYD'nin terör, zulüm ve soykırım eylemlerini göz ardı ederek bu örgütü meşru saymak, muhatap almak ve desteklemenin son derece çelişkili, etik ölçülerden uzak, çifte standart bir politika olduğu açık. Bu ilkesiz politikalarla, bölgede her ne pahasına olursa olsun kurulması planlanan Komünist Kürdistan'ın yakın gelecekte destekçilerini hayal kırıklığına uğratacak istenmeyen, tehlikeli ittifaklara yöneldiğini görmek ise hiç de uzak bir ihtimal olmayabilir.

Sonuç olarak;

PYD lideri ne kadar karmaşık ve kaçamak cümleler kursa da PYD’nin PKK’nın bir parçası ve Suriye’deki kolu olduğunu saklaması mümkün olamıyor. Bütün o ifadelerinin gerçek anlamı şudur: PYD/YPG büyük Kürdistan’ın kurulması için Suriye’de faaliyet göstermektedir ve tam olarak Öcalan’ın ve Kandil’in güdümündedir.

 

Şah Fırat Operasyonunun PYD’nin işbirliğiyle yapıldığı artık inkar edilemeyecek kadar açığa çıkmıştır. Şah Fırat operasyonu Türkiye’nin Ortadoğu’dan çekildiğini gösteren son hareket olmasının yanında Türkiye’nin terör örgütü olarak kabul ettiği bir örgütle işbirliği yaptığını göstermesi nedeniyle bugünlerde uluslararası arenada PYD’nin terör örgütü olarak kabul edilmesini isteyen çıkışları inandırıcı bulunmamaktadır.

Türkiye’nin yanlış ve öngörüsüz politikaları ABD’yi Türkiye ile PYD arasında tercih etme noktasına getirmiş ve ABD tercihini NATO müttefiki Türkiye değil PYD terör örgütü lehinde yapmış ve PYD’yi sadece askeri olarak desteklemeden de öteye giderek siyasi olarak da tanımıştır. Dolayısıyla, bugünlerde tartışılan Suriye’de nasıl bir yönetim olacak sorusunun cevabı da “Suriye’de PYD kontrolünde bir özerk bölgenin olacağı ve Suriye’nin federal bir yönetim şekline bürüneceği”dir. Tabi bu da çok uzun ömürlü olmayacak ve bölünecektir.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Bahçeli'den Brunson açıklaması
Bahçeli'den Brunson açıklaması
Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Hiçbir ülkede 38 yaşında emekli olmak yok''
Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Hiçbir ülkede 38 yaşında emekli olmak yok''
maltepe escort alanya escort kartal escort manavgat escort