KAN BAĞI OLAN İKİZ KARDEŞLER  ASALA  / PKK / FETÖ /PDY
GÖLGE ADAM

KAN BAĞI OLAN İKİZ KARDEŞLER ASALA / PKK / FETÖ /PDY

Bu içerik 104 kez okundu.

Cumhuriyet döneminde, 1965 yılına kadar, bazı önemsiz hareketler dışında güncelleşmeyen ve siyasi platformlara getirilmeyen Ermenilik konusu, yurtdışında 1965 yılından itibaren çeşitli siyasi nedenlerin ve Ermenileri kendi menfaatleri doğrultusunda kullanmak isteyen bazı odakların da etkisiyle yeniden işlenmeye başlanmıştır.

 Başta Amerika Birleşik Devletleri, Fransa, Yunanistan ve Lübnan olmak üzere, birçok ülkenin sözde Ermeni katliamının 50. yıl dönümü olarak benimsedikleri 1965 yılında Ermeniler, bulundukları ülkelerde kiliseleri, eğitim ve öğretim kurumları, siyasi ve sivil bütün kuruluşları ile harekete geçerek 50. yıl dönümünde 24 Nisan 1915’i “Ermeni Soykırım Günü” olarak ilan ettiler.

 Bundan sonra sıra intikam ve eylem safhasına gelmişti. İlk eylem Amerika’da başladı. 27 Ocak 1973’te Santa Barbara’da Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ve yardımcısı Bahadır Demir, elinde bulunan II. Abdülhamit’e ait bir tabloyu, Türkiye’ye armağan etmek istediğini bildiren, Gourgen (Karakin) Yanikyan adlı yaşlı bir Ermeni göçmeni tarafından vurularak öldürüldü. Yanikyan, 1919’da Fransızlar Adana’yı işgal edince şehir valisi Kemal Bey’i süngüleyerek öldürmüş, sonra yakalanmış, fakat işgal kuvvetleri tarafından kaçırılmıştı. 54 yıl sonra Santa Barbara cinayetini işleyen Yanikyan, daha önce hazırlamış olduğu 118 sayfalık mektubunu “California Courrier” göndererek özetle Ermeni gençlere, “Türk temsilcilerinin öldürülmesini, her yerde Ermeni sorununun gündemde tutulmasını” vasiyet ediyordu. Vasiyetin yerine getirilmesinde geç kalınmadı. 1975 yılında, kuruluş fikrini ve psikolojik desteğini Hınçaklar’dan alan, Marksist-Leninist fikirleri savunan Ermeni terör örgütü ASALA (Armanian Secret Army for Liberation of Armenia – Ermenistan’ın Kurtuluşu İçin Ermeni Gizli Ordusu) kuruldu. Bu bağlamda, geleneksel Ermeni terörünün bir bütünlük içerisinde devam ettiği görülmektedir.

Bu dönemde, Ermeni terörizmi içerisinde etkisini en fazla gösteren, Marksist-Leninist bir terör örgütü olan ASALA, amaçlarını özetle; Türkiye’nin sözde Ermeni katliamını kabul etmesinin sağlanması, bu sebeple Türkiye’nin tazminat ödemesi, Türkiye’nin işgalindeki sözde Ermeni topraklarının kurtarılması, bu topraklar ile işgal altındaki komşu toprakların birleştirilmesi, Türkiye’nin diplomatik ve diğer amaçlı temsilciliklerinin fonksiyonlarının dünya sathında etkisiz duruma getirilmesi, sonuçta, sosyalist, demokratik ve devrimci bir hükümete sahip birleşik Ermenistan’ın kurulması şeklinde belirtmiştir. Silahlı mücadele ile propaganda stratejisini benimseyen örgütün, ilk kurbanı, 22 Ekim 1975’te Viyana’da Türkiye’nin Avusturya Büyükelçisi Daniş Tunalıgil oldu. 1975’ten 1984 yılına kadar 42 Türk diplomatını şehit eden ASALA, terörün en acımasız ve insanlık dışı uygulamalarıyla kendini göstermiştir. Bu dönemde, Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri ile Suriye ve Lübnan’da üsler edinen Ermeniler, Kıbrıs Rumları ve Yunanistan ile işbirliği içine girerek eylemlerini gerçekleştirmişlerdir. Bütün bunlar karşısında, Amerikan ve Avrupa kamuoyu ise, Ermeni terörüne karşı sessiz kalmayı yeğlemiştir. Ortadoğu’da, Kafkasya’da hesabı olan devletler Ermenileri gerektiğinde kullanmak ve kendi yanlarına çekebilmek için, onlara sempati ile bakıyorlar, Türkleri ise suçlu buluyorlardı. Nitekim Paris’te 1981 yılında Türk Elçiliğini basıp bir görevliyi de öldüren dört ASALA militanının duruşmasında Fransız Mahkemesi başkanı, bir mücadeleye katılan herhangi bir kişinin bu mücadeleye karşı olanlar tarafından “terörist” diye hitap edilebileceğini belirterek, davalılara “terörist” diye hitap edilmesini yasaklamıştır. Bu konuda Michail M. GUNTER: “Şurası açıktır ki, Ermeni terörizminin ana nedenlerinden birisi de, birçok devlet ve kişinin açıkça bu mücadeleyi desteklemesi ve teröristleri bu eyleme sürükleyen nedenlerin kabul edilmesi gerektiğini öne sürmeleridir…” der.

ASALA’nın 15 Temmuz 1983’te Paris Orly Havalimanı’nda gerçekleştirdiği kanlı saldırı örgütün Batı kamuoyunda mahkûm olmasına sebep oldu. O zamana kadar örgüt sadece Türkleri hedef alan eylemlere imza atıyordu. Dolayısıyla Batı kamuoyunda örgüte karşı bir nefret olmadığı gibi bilakis 1915’te yaşananların intikamını aldıkları gibi pozitif bir bakış da vardı. Orly Havalimanı’nda 2’si Türk, 4’ü Fransız, 1’i Amerikalı, 1’i de İsveçli olmak üzere 8 kişi ölünce bu olay hemen katliam statüsüne girdi. Çünkü ölenler arasında örgüte ciddi destek veren Fransız vatandaşları da vardı. Bu olayla birlikte ASALA’ya karşı Batı’da duyulan sempati sona erecek ve işte o vakit ASALA’ya dur emrini vererek, Türkiye’ye karşı PKK Terör Örgütü’nü devreye sokacaklardır. Kimi kaynaklara göre de, ASALA’nın bitmesinin önemli nedenlerinden biri, Türkiye tarafından yapılan, ASALA’nın, lider kadrosu ile vurucu gücünü hedef alan örtülü operasyonlardır. İşte bu nedenlerden dolayı, 1984 yılında, PKK sahneye itilmiş ve ASALA-Ermeni terörü, Türkiye’ye yönelik terör eylemlerini PKK’ya bırakırken, kendisi de eylemlerini Karabağ’a kaydırmıştır. PKK terör örgütünün 15 Ağustos 1984’te Eruh ve Şemdinli eylemleri ile terör sahnesine çıkması ve ASALA terör örgütünün eylem alanından çekilmesi aynı tarihlere rastlamaktadır. Yani Ermeni terör örgütü ASALA, Türkiye’yi bölme emellerinin taşeronluğunu PKK terör örgütüne devretmiştir.

Aslında, ASALA-PKK ilişkileri, bundan daha önceki yıllara dayanmaktadır. ASALA-PKK işbirliğinin temelleri birlikte siyasi ve askeri eğitim gördükleri Filistin kamplarında başlar. İlişkilerin başlamasında en önemli rol, ASALA’yı eğiten George Habbaş’a aittir. İlk ortak toplantı, ilk görüşme 1979’da Lübnan’ın Sayda (Sidon) kentinde yapılır. ASALA ve PKK ortak bir deklerasyon yayınlayarak, “Türkiye’deki yönetimin Faşist olduğunu, Ermeni ve Kürt halkı adına Faşist Türkiye’ye karşı ortak eylem kararı aldıklarını” açıklamışlardır. 1980 başlarında ise PKK-ASALA ilişkilerinde yeni bir sayfa başlamış, ASALA ve PKK Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde “Ermeni-Kürt Federe Devleti” kurmak üzere anlaşmışlardır. Daha sonra 8 Nisan 1980 tarihinde, Lübnan’ın Sidon kentinde bir kez daha bir araya gelen PKK ve ASALA terör örgütleri ortak bir basın toplantısı düzenlemişler ve toplantı sonucu bir deklarasyon yayınlamışlardır. ASALA temsilcisi yapmış olduğu açıklama da: “Savaşçılarımız, çok yakın bir gelecekte, Kürt savaşçıları ile yan yana geleceklerdir. Bu faşist Türk rejimine karşı, en büyük silahımız olacaktır. Biz Türkiye dışında iken Türk Ermenistanı’nı kurtarmamız mümkün değildir. Biz Ermenistan’ı Kürt savaşçı kardeşlerimizle birlikte kurtaracağız. Çok yakında varlığımızı, işgal edilmiş, Ermenistan’ın en iç noktalarında göstererek kanıtlayacağız. Bu ASALA’nın atacağı gelecek adımıdır.” demekle Ermenilerin neden Kürtlere şirin görünmek zorunda olduğunu ve daha sonraki yıllar da Güneydoğu’da öldürülen halkın izahını yapmaktadır.

İki örgüt arasındaki bu yakınlaşmanın sebebini ASALA sözcüsü belirtmiştir. Amacın Türk Ermenistanı’nı kurtarmak olduğu açıklanıyordu. Ne var ki Türkiye dışındaki örgütün böyle bir harekâta girmesi mümkün değildir. Türkiye’de dayanakları yoktur. Esasen bu mesele, terör ağırlıklı politik savaş konusudur. Böyle durumlarda ülkenin kendi insanını kullanmakla başarıya ulaşılır. Bu maksat için en uygun örgüt ise PKK’dır. Yurt içinde bağı; sınırın hemen ötesinde dört ayrı ülkede desteği vardır. Görünürde Kürdistan davası güder. Elinde de kolayca beyni yıkanabilen kana itilen bir sürü cahil insan vardır. Sözde işgal edilmiş Ermenistan’ın iç noktalarında varlık göstermek ve bölgeyi aşiretlerden temizlemek için en uygun yol budur. Bir yandan devlet güçleri kendi insanlarına yönelip kardeş kavgası devam ederken halk rahatsız olacak, bir yandan da dağdaki militan gencinden köydeki vatandaşa kadar Kürtler harcanırken Ermenistan kurulacak. Kısaca ASALA’nın bu planıyla yüz yıldan fazla süren Ermeni meselesi sonuca ulaşacaktır. Türkiye’den intikam alınırken de Türk kanı dökülecektir. ASALA’nın hesabı işte buydu.

Kurulan ASALA-PKK ittifakı sonucunda, 9 Kasım 1980 tarihinde Strazburg Başkonsolosluğumuz, 19 Kasım 1980 tarihinde Roma Türk Hava Yolları büromuz bombalanmış, saldırıların sorumluluğunu PKK ve ASALA üstlenmiştir. Bütün bunların sonucunda, bölücü terörist Abdullah Öcalan, Ermeni Yazarlar Birliği tarafından “Hayali Büyük Ermenistan fikrine olan katkılarından dolayı” onur üyeliğine seçilmiştir. Ermeni Halk Hareketi’nin bünyesinde, PKK’nın birçok Avrupa ülkesinde yaptığı gibi bir “Kürdistan Komitesi” oluşturulmuştur. Bölücü terör örgütü PKK ise, 1980 yılından itibaren, 21–28 Nisan tarihleri arasını “Kızıl Hafta” ilan ederek, 24 Nisan tarihini sözde Ermenilerin katledilme günü olarak anarak, toplantılar yapmaya başlamıştır.

24 Eylül 1981 tarihinde de, “Kürt ve Türk Halklarına Başvuru” adlı bir bildiri yayınlayan ASALA, “PKK’ya her konuda destek vereceğini, aynı etnik kökene sahip(!) Kürtler ve Ermenilerin, aynı ulustan (Türklerden) gördükleri baskılara ortak eylemle cevap vereceklerini” açıklamıştır. Nitekim 1982’li yıllarda ASALA merkezini Atina’ya taşırken, militanları da PKK safında Kuzey Irak’ta ve Suriye’de eylemlere katılmıştır. PKK’nın 1984’de Şemdilli ve Eruh’ta gerçekleştirdiği ilk kanlı saldırıdan çok önce, 1982 sonlarında, Sınır Jandarma Tugay Komutanlığı’nca Ankara’ya (Genelkurmay’a) verilen bilgilerde Türkiye-Suriye sınırında PKK kamplarında “saldırıya yönelik” kamplar kurulduğu ve bu kamplarda ASALA militanlarının da bulunduğu açıkça belirtiliyordu. ASALA’nın bu fiili yardımı, günümüze kadar uzanan bir çizgide sürekli devam edecek, ASALA militanları, Türkiye-Suriye, Türkiye-Irak, Türkiye-Ermenistan sınırlarında, hatta Doğu Anadolu’daki PKK eylemlerinde önemli rol oynayacaklar, hatta lider kadroda yer aldıkları için kanlı katliamlara imza atarak, Güneydoğu’daki masum Kürt ailelerini acımasızca katledecekler, bu da PKK içinde tartışmalara sebep olacaktır.

1983’te Washington’da yayın yapan Armanian Struggle dergisinde çıkan bir makale de, PKK-ASALA ilişkisini bir defa daha bizlere göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir. Dergide kullanılan dil ve ifadeler son derece enteresandır: “Türk askerlerine karşı Kürt kardeşlerimizle omuz omuza verdiğimiz mücadelede bir üst düzey militanımız ile 22 savaşçımızı yitirdik. Kürt kardeşlerimizle beraber silahlı mücadelemiz sonuna kadar devam edecektir. Şimdilik toparlanmak için daha geri mevzilere çekileceğiz; ancak bir süre sonra Kürt savaşçılarla eylemlerimizi Anadolu’nun içine kadar taşıyacağız. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.”

Zaman zaman Kuzey Irak’ta, Ermeni militanların, PKK teröristleri ile birlikte Türk Silahlı Kuvvetleri’yle çarpıştıklarına ya da Türkiye’ye düzenlenen baskınlara katıldıkları yolundaki haberleri doğrulama açısından, bundan daha açık ve birinci elden çıkma başka bir kanıt olabilir mi?

1990’lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu olaylarında Ermenilerin, Azerbaycan olaylarında da PKK militanlarının yer almış olmaları bu beraberliğin terörizm yolunda devam ettiğinin en belirgin örneğidir. Nitekim Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey’in şu sözleri bu gerçeği bir defa daha teyit eder mahiyettedir:

“Karabağ’da Ermeniler, Azeriler üzerinde Bağımsız Devletler Topluluğu (BDT) ordusunun desteği ile katliam yapıyor. Bir de terör destekleri var. PKK, Ağrı Dağı’nı aşarak Ermenistan’a, oradan da Karabağ’a gidip Ermenilere destek oluyor. Bekaa Vadisi’ndeki terör örgütleri, para karşılığında Ermenilerin yanında savaşıyor.” ifadesini kaydetmektedir.

6-9 Ocak 1993 tarihlerinde Beyrut’taki iki ayrı kilisede düzenlenen ve Lübnan Ermeni Ortodoks Başpiskoposu, Ermeni parti yetkilileri ile 150 gencin katıldığı toplantılarda, PKK terör örgütü ile yapılan mücadele kastedilerek, Türkiye’de iç savaş devam edeceği, Türk ekonomisinin sıfır noktasına, gelerek vatandaşların baş kaldıracakları dile getirilmiştir. Buna bağlı olarak, Türkiye’nin bölünerek, bir Kürt devleti kurulacağı, Ermenileri Kürtlerle olan ilişkilerini iyi bir şekilde yürütmeleri ve Kürtlerin mücadelelerini desteklemeleri gerektiği, bugün Türklerin elinde olan toprakların gelecekte Ermenilerin olacağı dile getirilmiştir. Daha sonra 4 Haziran 1993 tarihinde de Ermeni Hınçak Partisi, ASALA ve PKK terör örgütü mensuplarının katılımıyla Batı Beyrut’ta bulunan PKK terör örgütü merkezinde bir toplantı daha yapılmıştır.

Dikkatleri çeken bir diğer husus ise, PKK terör örgütünün içerisinde, gerek Türk halkına ve gerekse Kürt vatandaşlarımıza karşı nefret ve intikam duyguları besleyen, çoğu üst düzey yönetici olan Gayri Müslim çok sayıda Ermeni teröristin bulunması gerçeğidir. Kendileri hiç çatışmalara girmediği halde, bu işin ırgatlığını yapan kandırılmış gençlerimize, kendi vatandaşlarımızı öldürterek soykırım yaptırmaktadırlar. Bunların bir kısmı tanınmamak için Müslüman ve Türk isimleri kullanmaktadır. Nitekim bazı kaynaklara göre, örgütün başında bulunan Abdullah Öcalan’ın, Üveyiş (Türk) ve Ömer (Suriyeli bir Ermeni) isimli şahıslardan olma biri olarak dünyaya geldiği, gerçek adının “Artin Agopyan” olup yıllarca bunu sakladığı ve adını değiştirdiği iddia edilmektedir. Terörist başı Abdullah Öcalan’ın Ermeni olduğu zaman zaman basın-yayın organlarında ve hatta bir bakanımız tarafından dile getirilmiş ancak nedense bu konu bir süre sonra kapatılmıştır. PKK terörüne yıllarca büyük finans desteği sağlayan ve 1994 yılında “gizli bir el” tarafından ortadan kaldırılan uyuşturucu kaçakçısı Behçet Cantürk ile Sarı Avni de Ermeni asıllıdır. Ayrıca, Anadolu Ajansı’nın 29.06.1998 tarihinde geçtiği habere göre, Muş’un Kızılağaç Belde Belediye Başkanı M. Şirin Yılmaz, Şemdin Sakık’ın yakalanması ile ilgili olarak, hemşerisi bulunduğu Sakık’ın Kürt değil Ermeni asıllı olduğunu ifade etmiştir.

PKK terör örgütünden kaçarak teslim olan ya da yakalanan örgüt üyelerinin vermiş olduğu ifadelerde PKK-Ermeni ilişkisini doğrular niteliktedir. Örneğin bir örgüt mensubu ifadesinde; “PKK terör örgütü içerisinde Ermeni uyruklu militanların fazla olduğu, bunların, sevk ve idareci olarak, hatta katliamcı olarak bulunduklarını” ifade etmiştir. Nitekim 22 Ağustos 2005’te Trabzon Maçka’da güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülen Suriye uyruklu Ferhat Hassa’nın Ermeni asıllı olduğunu da düşünürsek, PKK terör örgütü içerisinde Ermeni asıllı kişilerin olduğunu ve bunların Ermeni çıkarlarına hizmet ettiklerini daha rahat görebiliriz. Zaten terörist Abdullah Öcalan ve örgütü PKK’da, Ermenilere karşı özel bir duygu ve davranış biçiminin geliştiği bilinmektedir. Bu sadece, Ermenistan’ın, PKK’ya yardım etmesi nedenine dayanmaz. PKK içerisindeki Ermenilerin varlığı çok önemli bir neden oluşturur.

Abdullah Öcalan, Ermenilerle ilgili bir soruya verdiği cevapta, “Babam tabii onların dostu idi. Kesin Ermeni dostu idi. Ve o terbiyeyi biraz da ondan aldım” demiştir (21.12.1992 Lazkiye konuşması).

Öcalan ile gazeteci Rafet Ballı arasında da şöyle bir konuşma geçer:

R. Ballı: Tarihi olarak Ermeni talepleriyle sizin talep ettiğiniz bölgeler örtüşüyor. Ermenilerin yayınladığı haritalarla sizlerin yayınladığı haritaları üst üste koyup bakıyorum. Büyük bir kısmı aynı. Başardığınızı varsayalım. Nasıl anlaşacaksınız?

Abdullah Öcalan: Eğer Ermeniler boşalttıkları köylere gelmek isterlerse, onlara iyi bir misafirperverlik göstermemiz gerektiğine inanıyorum… Ermeni halkını severiz. Ermeni halkı gelirse, ziyaret ederlerse, hatta kalmak isterlerse onlara da elimizden gelen misafirperverliği sonuna kadar gösteririz.

R. Ballı: Ev sahibi biziz diyorsunuz...

Abdullah Öcalan: Mevcut durum şimdi onu gösteriyor… sözlerini kaydetmiştir.

Sözde Büyük Ermenistan’ı kurma projesinde, Kürtlere biçilen rolün tarihsel kökenine de bakacak olursak, 1879’da Van’a atanan İngiliz konsolosu Yüzbaşı Clayton’un hazırlamış olduğu rapor, bu konuda tarihsel bir önem taşımaktadır. Bölgenin durumuyla ilgili ve kurulacak bir Ermeni Devleti’yle ilgili Clayton’un İngiltere’ye gönderdiği raporda, dikkati çeken en önemli husus, söz konusu rapora kadar, hatta bu raporun sonunda da yer aldığı şekliyle sürekli kötülenen, aşağılanan, Ermenilere en büyük zulmü yapan topluluk olarak gösterilen, dolayısıyla mutlaka tedip edilmeleri gerektiğine inanılan Kürtlerin, birden bire Ermeni ideallerini gerçekleştirme de en önemli “müttefik” olarak değerlendirilmek istenilmesidir. Bu düşünce, zamanla Hoybun cemiyetine temel teşkil etmesi ve Doğu Anadolu üzerinde İngiliz-Rus nüfuz rekabetinde bir faktör, daha doğrusu bir piyon olan Ermenilere yeni unsurların eklenmek istendiğini göstermesi bakımından dikkatle üzerinde durulmayı gerektirmektedir. Clayton’un, yazdığı raporla ortaya koyduğu program, günümüze kadar Orta Doğu’da oynanan pek çok oyunun iç yüzünün, tarihi temellerini ortaya koyacak mahiyettedir.

Kürtleri, Ermeni ideallerine payanda yapma fikri sadece İngilizlere ait bir düşünce değildir. Rusya’nın Van konsolosu Tuğgeneral T.V. Mayevsrıy (Mayewski)’de benzer görüşlere sahiptir. Ona göre: “Eğer Avrupalılar ile İstanbul’daki komitacılar ve tüm Ermeniler, Ermenistan yerine Kürdistan kelimesini kullanabilselerdi, bütün Kürtleri arkalarına alırlardı.” demektedir. Mayevsrıy, yazdığı raporda, Ermenilerle Kürtlerin arasına hiç yokken, birden bire düşmanlığın, kin ve nefretin sokulmasına ise hayıflanmaktadır. Ancak gelecekte, bu yönde girişilecek faaliyetlerde de nelere dikkat edilmesi gerektiğini ortaya koymaktan da kendini alamamaktadır. Günümüzde yaratılmak istenen “Kürdistan” ile Mayevsrıy’nın bu konudaki önerisinin ve dileğinin de gerçekleşmesi sağlanmıştır diyebiliriz.

Kürt-Ermeni ilişkilerini konu alan eserlerden biri olan Ermeni yazar Garo Sasuni'nin kaleme aldığı, "Kürt Ulusal Hareketleri ve Ermeni-Kürt İlişkileri (15. yy.dan Günümüze)” isimli eserde ise, yazar konuyu Kürt menfaatlerinden yana bir tavır almışçasına işleyerek, Ermeni çıkarlarını savunmaktadır. Yazara göre, "1830'dan başlayarak takriben yüz senelik bir devrede, 1920 yılına kadar meydana gelmiş olan büyük olaylar esnasında, eğer Ermeniler ve Kürtler siyasi fikir olgunluğuna sahip olmuş olsalardı ve aralarındaki ekonomik ve idari ilişkiler bu denli çelişkili olmamış olsaydı ve Türkiye'ye karşı birleşik bir cephe kurabilmiş olsalardı şimdiye kadar çoktan bu iki ulus da kurulmuş olacaklardı." ifadelerine yer vermektedir.

ASALA-PKK ilişkisinde gözden kaçan bir diğer husus ise, İnönü Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Salim CÖHÇE’nin dile getirdiği “Kripto Hıristiyanlar” yani “Gizli Ermeniler” konusudur. Cöhçe, 1915 Ermeni Tehcirinden sonra Anadolu’da kalan bazı Ermenilerin görünüşte Müslüman gözüküp gerçekte Gregoryan Hıristiyan geleneklerini sürdürdüklerini kaydediyor. Malatya'da yaptıkları saha araştırmasında kendini gizleyen 3500 civarında Ermeni ailenin bu şekilde gizli Ermeni olduğunu tespit ettiklerini dile getiriyor. Ayrıca bugün Türkiye’de genelinde 80 ila 100 bin civarında gizli Ermeni yaşamakta olduğunu da kaydetmekte. Cöhçe’ye göre, “Gizli Ermeniler ile PKK arasında da bir ilişki bulunmakta. ASALA'nın finansörü Gulbenkyan Vakfı'nda 1980'de bir toplantı yapıldı. PKK'nın, bölgede Türkiye'nin otoritesini zayıflatması ve nüfusu azaltması için 'maşa' örgüt olarak kullanılması kararlaştırıldı. PKK'nın, Avrupa ve ABD'de başlangıçta iyi bir lobi oluşturabilmesi ve destek alması da bu çevrelerin yardımıyla oldu. PKK içerisinde, Ermeni kökenli elemanların varlığı ve hatta birçoğunun öldürülmesi de bunu doğruluyor. Yine, PKK kurucuları ve halen yöneticileri arasında da 'Türkler' olması düşündürücü.” açıklamasını yapmaktadır. Ayrıca Cöhçe’ye göre, “PKK Ermenilerle olan ilişkisinin açığa çıkmasını istememekte. Doğu ve Güneydoğu’da ahalisi bu tür doğrudan işbirliğine hazır gözükmemekte çünkü. Nitekim başlangıçta birlikte olduğumuz halklar vs. şeklinde yürütülen yayınlar kısa süre sonra durdurulup, büyük ölçüde gündemden düşürüldü.” demektedir.

Son günlerde basında yer alan açıklamalara göre, dağda zor durumda kalan PKK’nın bu kıskaçtan kurtulmak için Ermeni terör örgütü ASALA’nın yıllar önceki taktiğini devreye sokup, Türk Diplomatlara yönelik suikast yapmayı planladığı belirtilmekte. Dr. Bahoz Erdal adını kullanan ve PKK’nın etkili ismi haline gelen Suriyeli Fehmen Hüseyin (TAK komutanı) tarafından verilen talimata göre TAK (Kürdistan Özgürlük Şahinleri) içinde eğitim almış Kemal Bacıyan isimli bir teröristin suikastları organize etmek için Yunanistan üzerinden Avrupa’ya geçtiği kaydediliyor. Talimata göre Bacıyan, Avrupa’daki PKK’lı tetikçileri organize edecek ve gerekli altyapı çalışmalarını sağlayacak. Adından da anlaşılacağı üzere Kemal Bacıyan Ermeni asıllı bir terörist. İddiaya göre Bacıyan’ın bir dönem içinde bulunduğu ASALA’nın eylem taktiğini çok iyi bildiği belirtiliyor. Diğer bir iddiaya göre de Bacıyan’ın seçilmesi diasporadaki Ermeniler içinde yer alan militarist kişilerin de bu eylemlerde yardımlarının alınacağı yönünde. Bu konuda Bahçeşehir Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi Direktörü Dr. Ercan Çitlioğlu, terör örgütü PKK’nın bu tür eylemleri planlamasının sürpriz olmadığı görüşünde. Çitlioğlu’na göre PKK militanları önce sempatik eylem olarak tabir edilen kansız eylemlerde bulunacak: “Bunu yaparlarsa pek tepki çekmezler. İstediklerini alırlar. Avrupa’da sorun büyütülmeden ele alınır, belki de kendilerine bir haklılık payı verilir.” Çitlioğlu, kanlı eylemin bir noktan sonra çok fazla sorun oluşturmayacağını da ile getiriyor: “Kanlı eylemlere yönelik antipati bir süre sonra yerini durgunluğa bırakır. Bu sefer eylemden çok eylemin nedenleri üzerinde durulur ve konu bu minvale taşınır. Avrupa’nın gözünde durum budur. Zaten dünyada da buna müsait bir altyapı var.” açıklamasını yapmaktadır.

PKK, terör faaliyetlerinde bulunurken acımasız hareketlere girişmiş, kimisinin kafası kesilmiş, toplu olarak evlerde ve camilerde yakmalar, yakalananlara en ağır işkenceler yanında, cinsel organları kesilmiş, vücutlarında sigaralar söndürülmüştür. Bu durum bize tıpkı Ermeni terör örgütlerinin, özellikle 19. yüzyılın sonu, 20. yüzyılın başlarında Doğu’da yaptıkları katliam yöntemlerini hatırlatmakta, ASALA=PKK olduğunu gösteren en önemli tespiti oluşturmaktadır.

Geçmişte, özellikle Sultan II. Abdülhamit döneminde Ermenilerin isyanlarını bastırmak ve katliamlarını durdurmak için Güneydoğu Anadolu’daki Kürt aşiretlerinden silahlı “Hamidiye Alayları” oluşturulmuştur. Bu isyanların bastırılması sırasında birçok isyancı Ermeni, çatışmalarda öldürülmüştür. Ermenilerin PKK Terör Örgütü’nün sorumlu kadrolarını ele geçirerek Güneydoğu’da yaptıkları katliamların önemli bir nedeni de intikam duygularının tatminine yöneliktir. Ayrıca PKK terör örgütü, izlediği baskı, yıldırma ve toplu katliamlar yöntemiyle, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşayan vatandaşlarımızı göçe zorlamakta ve sözde kurulması düşünülen Büyük Ermenistan için zemin hazırlanmaya çalışılmaktadır. Yapılan operasyonlarda birçok militanın sünnetsiz ve Ermeni kökenli olduğu da göz önünde bulundurulursa Bölücü Örgütün Ermeni çıkarları için çalıştığı sanırım inkâr edilemez.

Sonuç olarak görüldüğü gibi, Ermeni Terörü ilk etapta TAŞNAK ve HINÇAK komiteleri, Cumhuriyet döneminde de özellikle ASALA terör örgütü ile daha sonra da PKK terör örgütüne hazırlayıcılık ve özendiricilik getirmiş terör örgütlerinin oluşmasını sağlamıştır. Bunlar; örgüt yapısı, merkez komitesi, propaganda, amaç ve hedefleri, stratejileri ve davranışları ile birbirlerinin devamı olmuş, netice de PKK bunların yerini alarak intikamlarını sürdürmeye çalışmışlardır. Bu bakımdan PKK, bir bakıma sözde bir Kürt örgütünden ziyade, Ermeni örgütü olduğuna şüphe bırakmayacak şekilde faaliyetlerini sürdürmüştür. Bir Ermeni terör örgütü olan ASALA’nın yöntem ve metodunu tam olarak uygulayan ve onun bir uzantısı olduğunu ortaya koyan PKK, bir yandan Türkiye Cumhuriyeti’nin bölünmez bütünlüğünü hedef alarak güvenlik kuvvetlerine karşı tam bir saldırı içine girerken bir yandan da sözde “Bağımsız Kürdistan” devleti kuracağı iddiası ile hangi etnik kökenden olursa olsun, hatta Kürt vatandaşlarımızda dâhil sivil, masum, çocuk, kadın ve yaşlı demeden katliam faaliyetlerinde bulunmuştur. Bu durum basın organlarında da zaman zaman gündeme getirilmiştir. Nitekim ele geçen yazılarda “PKK-Ermeni omuz omuza”, “Başbağlar’dan sonra Yavi’de de kullanılan terör taktiği, 80 yıl önce halkımıza karşı uygulanan taktikle aynı Ermeni gibi vuruyorlar”, başka bir başlıkta “Terörün şefi Ermeni, PKK’nın üst yönetimi Ermeni kontrolüne geçti. Örgütteki Kürt kökenliler öldürülüyor”, sözleri bu hususu en çarpıcı şekilde ortaya koymuştur. Çitlioğlu: “PKK’nın bugün seslendirdiği teoriler ve istekler karşılık bulursa bu bir anlamda ASALA’nın da zaferi olacaktır. PKK kendisine sürekli olarak Filistin’deki intifadayı örnek aldığını söylüyor. Örgütün son dönemde başlattığı ve sivil itaatsizlik olarak değerlendirilen eylemlerin hepsi, geçmişte Filistin’de uygulanan eylemlerle benzerlik taşıyor. Bu eylemlerin politik anlamda birtakım kazanımları beraberinde getirmesi halinde Ermeni taleplerinin de hız kazanacağını düşünebiliriz.” sözlerini kaydetmiştir.

Özetle; Ermeni terör örgütlerinin müşterek amacı; her fırsattan yararlanarak Türkiye’yi istikrarsızlığa sürüklemek ve sözde işgal altındaki Ermeni topraklarını kurtararak “Bağımsız Büyük Ermenistan”ı kurmaktır. Bugün devlet olma özelliğini de elde eden Ermenilerin, söz konusu isteklerinin değişik başlıklar altında devam ettiği görülmektedir. Günümüzde, Türkiye’ye düşman hatta dost devletlerce iç ve dış politika malzemesi olarak Ermeni iddiaları gündeme getirilmektedir. Halen hiçbir geçerliliği kalmamış bu iddia ve eylemler, belirli hudutlar içinde desteklenmek suretiyle, Türkiye’den çıkar sağlanmaya çalışılmaktadır. Bütün bunlar bize göstermektedir ki ortada iddia edildiği gibi bir “Ermeni Sorunu” yoktur. Osmanlı Devleti’nden başlayarak I. Dünya savaşı sırasında süren ve 1973’den itibaren şiddetlenerek devam eden ve Türkiye’ye yöneltilen bir “Ermeni Terörü Sorunu” vardır

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Bahçeli'den Brunson açıklaması
Bahçeli'den Brunson açıklaması
Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Hiçbir ülkede 38 yaşında emekli olmak yok''
Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Hiçbir ülkede 38 yaşında emekli olmak yok''
maltepe escort alanya escort kartal escort manavgat escort