SİYASET
Giriş Tarihi : 17-11-2021 11:31   Güncelleme : 17-11-2021 11:31

Prof.Dr. Serap Yazıcı : ‘’ 7242 sayılı kanun Devam Etmelidir.’’

Gelecek Partisi: ‘’Covid-19 nedeniyle başvurulan hükümlü infazlarının ertelenmesi uygulaması devam etmelidir’’

Prof.Dr. Serap Yazıcı : ‘’ 7242 sayılı kanun Devam Etmelidir.’’

Gelecek Partisi 7242 sayılı kanun kapsamında Covid-19 nedeniyle geçtiğimiz yıl başlayıp bugüne değin çeşitli düzenlemelerle Adalet Bakanlığınca 9 kez uzatma yetkisinin kullanıldığı bazı hükümlülerin infazlarının ertelenmesi uygulamasının 30 Kasım 2021 son bulması kararına pandemi şartlarının değişmemesi gerekçesiyle karşı çıkıyor.

Gelecek Partisi İnsan Hakları Başkanlığı imzasıyla yayınlanan bildiride, Sağlık Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı arasında bu kanunun uygulanması hususunda eş güdüm sıkıntısı olduğu vurgulanıyor ve bu uygulamanın sona erdirilmesinin açık cezaevlerinde bulunan yükümlü sayısındaki azalmanın yarattığı iş gücü ihtiyacını karşılamakla ilgili olup olmadığı sorgulanıyor ve şayet böyle ise bunun bir insan hakları ihlali olacağının altı çiziliyor. Bilindiği gibi Gelecek Partisi İnsan Hakları Başkanlığı görevini Anayasa Profesörü Serap Yazıcı yürütmektedir , yardımcısı ise Avukat Hasan Seymen’dir.

Gelecek Partisi web sitesinde yayınlanan bildiride tam olarak şu ifadelere yer verildi;

7242 SAYILI KANUN KAPSAMINDA BAZI HÜKÜMLÜLER İÇİN UYGULANAN COVİD-19 İZNİNİN SONA ERDİRİLMESİ

 

‘Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte ülkemiz derin bir yönetim ve hukuk krizi içine girmiştir. Meclisin genel iradesi bertaraf edilip, belli mahfillerde hazırlanan metinler mecliste tartışılmadan gece yarısı “oldu-bitti”ler ile yasa hâline getirilmiştir. Hal böyle olunca toplumda kargaşa ve memnuniyetsizlik hiçbir zaman eksik olmamış ve olmayacaktır.

İçinden geçtiğimiz sıra dışı dönemde, mevzuat yapım tekniği bakımından olduğu kadar içerik açısından da ilginç sayılabilecek birçok örnek ile karşılaşılmıştır. Bu örneklerden biri de 7242 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerdir.

Bilindiği üzere 7242 sayılı Kanun’un düzenleniş gerekçesi olarak gerek açık gerekse kapalı ceza infaz kurumlarındaki kapasitenin oldukça üzerindeki doluluk oranı ve Covid-19 salgınının ceza infaz kurumlarında yaşanması korkusu gösterilmiştir. Anılan Kanun ile birlikte 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’da (İnfaz Kanunu) hem kalıcı hem de geçici olmak üzere köklü ve önemli değişiklikler yapılmıştır. Ancak yapılan değişikliklerin esasında, örtülü af niteliğinde olduğu, istisnanın dahi istisnasına yer verilerek uygulamada karışıklığa sebebiyet vereceği, hukuki bir temele dayanmadığı, dönemsel hassasiyetlerin ürünü olduğu ve Kanun’un genel gerekçesine uygun hazırlanmadığı tarafımızca dile getirilmiş idi.

Serap Yazıcı kimdir? Prof. Dr. Serap Yazıcı kaç yaşında, nereli, mesleği?

 

Bütün eleştiri ve uyarılara rağmen 7242 sayılı Kanun ile Covid-19 salgını gerekçe gösterilerek bir kısım hükümlülerin cezalarının infazına ara verilmiştir. Daha açık bir anlatımla, kanunun belirlediği bir kısım hükümlüler belli bir tarihe (31 Mayıs 2020) kadar izinli sayılmış ve infaz kurumlarından geçici süreliğine tahliye edilmişlerdir. İlgili maddede ayrıca; salgının devam etmesi hâlinde izinde geçirilecek sürenin, Sağlık Bakanlığının önerisi üzerine Adalet Bakanlığı tarafından her defasında iki ayı geçmemek üzere 3 kez uzatılabileceği öngörülmüş idi.

Adalet Bakanlığına tanınan salgın iznini 3 kez uzatma yetkisi önce ‘yedi kez’ sonra ‘dokuz kez’ olmak üzere değiştirilmiştir. Dolayısıyla Adalet Bakanlığı bu yetkisini dokuzuncu ve son kez olmak üzere kullanmış ve bahse konu izni 30 Kasım 2021 itibariyle son bulacağını ilan etmiştir.

Bakanlık, İnfaz Kanun’unun Geçici 9/5 maddesi uyarınca daha önce 9 kez kullandığı “iznin uzatılması” kararına Sağlık Bakanlığının (Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü) önerilerini gerekçe olarak göstermekteydi. Gerçekten de Covid-19 pandemisine ilişkin salgın riskinin ortadan kalkmamış olması nedeniyle hükümlülere verilen izin sürelerinin uzatılması kararları makul ve yerinde sayılmaktaydı.

Ancak şimdi öyle görünmektedir ki, Adalet Bakanlığı kanunda kendisine tanınan izin uzatma yetkisinin sona ermesini yeterli görmüş, salgının gerçekte devam edip etmemesini irdelememiş ve doğal olarak bu konuda Sağlık Bakanlığından herhangi bir görüş de almamıştır.

Hemen peşinen belirtelim ki; bir kısım hükümlülere tanınan salgın hastalık izninin 30 Kasım 2021 tarihi itibariyle sona erdirilmesini isabetli bulmamaktayız. Zira Covid-19 iznine dair düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih olan Nisan 2020 dönemine ait salgın koşulları ile günümüz salgın koşulları arasında kayda değer bir fark bulunmamaktadır. Bilakis, hastalık varyantlarının çeşitlenmesi, kış mevsimine girmiş olmamız ve halkımızın aşılanma oranının henüz “toplumsal bağışıklık” için arzu edilen seviyeye ulaşmamış olması nedeniyle Covid-19 salgın riski artarak devam etmektedir.

Salgın riskinin azaldığını iddia etmenin bilimsel verilerle çeliştiği her türlü izahtan varestedir. Şu husus unutulmamalıdır ki; ekonomik verilerde yapılan envai çeşit manipülasyonun sağlığa ilişkin verilerde de uygulanması son derece vahim sonuçlar doğuracaktır.

İzin süresinin sona erdirilmesiyle birlikte ceza sürelerini doldurmayan binlerce mahkûmun kalan süreleri tamamlamak üzere yeniden ceza infaz kurumlarına alınması gündeme gelmiştir. Bu kararın alınmasından önce Sağlık Bakanlığı Bilimsel Danışma Kurulu görüşünün alınması gerektiğini düşünmekteyiz.

Bir taraftan Sağlık Bakanlığının sürekli olarak salgın riskinin devam ettiğine ve bu nedenle alınan tedbirlerde gevşeme gösterilmemesine ilişkin duyuru ve ikazları devam ederken, öte yandan hükümlülerin salgın izninin sona erdirilmesi, ülkeyi yöneten iktidarın farklı Bakanlıklarının arasında uyum ve eşgüdümün bulunmadığının en bariz örneğidir.

Kanuni değişiklik uyarınca salgın iznine yönelik tahliyelerinin başladığı tarihten bu yana yaklaşık 19 aydan fazla bir süredir toplumun içinde ve ülkenin farklı coğrafyalarında bulunan hükümlülerin salgın koşullarının tüm hızıyla devam ettiği bu günlerde ceza infaz kurumlarına alınması hatadır ve son derece risklidir. Söz konusu kararın alınmasında, yasal zorunluluktan ziyade açık ceza infaz kurumlarında çalıştırılacak hükümlü sayısının azalmış olmasının etkili olduğuna yönelik ciddi şüphelerimiz bulunmaktadır.

Önemle vurgulamalıyız ki; hükümlülerin ıslahı, topluma hazırlanması için öngörülen ve infaz koşullarını hafifleten, yeri geldiğinde toplum içerisinde denetim altında infazını mümkün kılan açık kurumlarda infaz gibi müesseselerin gerçek amaçları çerçevesinde uygulanması icap etmektedir. Yoksa hükümlüleri ucuz iş gücü olarak gören ve onların emeklerini sömüren bakış açısının ne topluma ne de mahpusların ıslahına hizmet etmeyeceği aşikârdır.

Yönetimde istikrar ve isabetli karar alma sürecini sağlamadığını gösteren tek adam rejimine ilişkin bu örnekler hayatın her alanında görülmektedir. Bu vesileyle; salgın koşulları ve riskinde azalma görülmediği için halen Covid-19 izninde bulunan hükümlülerin izinleri uzatılmalıdır.