S.T.K.
Giriş Tarihi : 11-11-2021 00:55   Güncelleme : 11-11-2021 00:55

anlatan Prof. Dr. Caner Arabacı, “Osmanlı Devleti Suriye-Filistin cephesinde yıkıldı”

HİSDER’de son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin’i anlatan Prof. Dr. Caner Arabacı, “Osmanlı Devleti’ni yıkan harp, bizim açımızdan 1.Dünya Harbi’ni sona erdiren harp Suriye-Filistin cephesinde üç ordumuzun aynı anda ve bir ay içerisinde yok oluşuyla beraber gerçekleşmiştir” dedi.

anlatan Prof. Dr. Caner Arabacı, “Osmanlı Devleti Suriye-Filistin cephesinde yıkıldı”

Hikmet İlim ve Sanat Derneği’nin bu haftaki Pazartesi Sohbetleri’nde, Osmanlı Padişahlarının 36’ncısı olan Sultan Vahideddin konuşuldu. Hisder Başkanı Prof. Dr. Önder Kutlu, Prof. Dr. Caner Arabacı’ya sohbetin sonunda hediye takdimi yaptı.

Resim önizlemesi

SOHBETTE DEPREM YAŞANDI

KTO Karatay Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Caner Arabacı, Meram Uluslararası Gençlik Akademisi’nde gerçekleştirilen tarih sohbetinde Osmanlı Devleti’nin yıkılışını ve son Osmanlı Padişahı Sultan Vahdettin’i anlatırken deprem oldu. Çok güçlü hissedilen deprem sırasında şaşkınlık yaşanırken sarsıntı bittikten sonra Prof. Dr. Caner Arabacı, “Allah hepimizi bela ve musibetten korusun. Yıkım devrini konuşmaya yerde mi dayanamıyor… Vahdettin’in yetiştiği padişahlık dönemi, Osmanlı’nın tam zelzele geçirdiği yıkım dönemi” dedi.

Resim önizlemesi

ABDÜLHAMİD’DEN SONRA OSMANLI’DA PADİŞAH YOK

Konuşmasına “Uzun bir aradan sonra bizleri buluşturan ve bir araya getiren Allah’a hamdolsun” diyerek başlayan Prof. Dr. Caner Arabacı, Osmanlı’nın nasıl sarsılarak yıkıldığı üzerinde durarak önemli açıklamalar yaparken Sultan Vahdeddin’in, “Osmanlı’nın yıkılışını derisinde, kafasında, yüreğinde hisseden bir devlet adamı” olduğunu söyledi. Sözlerine “II. Abdülhamid’den sonra Osmanlı’da padişah yok. Yâni ne Mehmet Reşat, ne Mehmet Vahdeddin ne de VI. Mehmet sultanlık görevini yapabilmiş insanlar değil. Çünkü ipin ucu bunların elinde değil.” Şeklinde devam eden Profesör Arabacı, “Mehmet Vahdeddin devrine ait Osmanlı- Cumhuriyet Arşivinde binlerce belgenin olması lâzım. Ama 60 civarında malzeme çıkıyor. Onların önemli bir kısmı da tebrik telgraflarına ayrılmış. Ayrıca sünnet düğününe ait belgeler var. Hâlbuki Türkiye’den ayrılmasıyla ilgili, yurtdışı hayatıyla ilgili, İstanbul’un işgal dönemiyle ilgili binlerce belgenin bulunuyor olması lâzım.” dedi.

Resim önizlemesi

 

YIKIM ÖNCE KAFA VE DEĞERLERDE BAŞLIYOR

Mehmet Vahdeddin’in II. Mahmut’un torunu, Abdülmecid’in oğlu olduğunu ifade eden tarihçi Arabacı, şunları dile getirdi: “Mehmet Vahdeddin 1861’de doğar ve altı ay sonra babası ölür. Dört yıl sonra anası ölür. Ana ve babadan öksüz büyür. Osmanlı’da bir gelenek var. Dört yıl, dört ay ve dört günlük iken evlatlar eğitime alınıyor, özel hocalar tutuluyor, yetişmesine gayret ediliyor. Üvey ana elinde ama Osmanlı terbiyesinden geçmiş bir adam. Onun için devrine göre iyi yetiştiğini söyleyebiliriz. Vahdettin’in yetiştiği padişahlık dönemi, Osmanlı’nın tam zelzele geçirdiği yıkım dönemi. Yıkımın başlangıcı kafa ve yüreklerde başlamış durumda. Devletlerin yıkımı genelde dış darbelerle olmuyor. Aslında devleti devlet yapan, milleti millet yapan, coğrafyayı vatan yapan değerlerde yıkım olduğu zaman devletler çabuk yıkılıyor. Aslında Osmanlı’nın yıkılışı Tanzimat öncesinde başlıyor. Biz biliyorsunuz bu süreçte önce ideal yapımızı kaybettik. Bu devleti kuran, bu coğrafyayı vatan haline getiren değerleri batılı değerlerle yer değiştirmeye başladık. Bu sürecin ardından okumuş zümreyi kaybettik. Okumuş zümreyi, aydın zümreyi düşmanlarımıza kaptırdık. Adetâ okumuş zümre bu vatanın gelişmesi, yükselmesi için çaba sarfedeceğine burayı vatan haline getiren değerlerle savaşan, düşmanın değerlerini bu vatan ve millete hâkim kılmaya çalışan Beşinci Kollar hâline geldi. Günümüzde okumuş zümreye sahiplenme, bu vatanı yeniden diriltecek, yükseltecek, değerleri üzerine yeniden inşâ edecek, geliştirecek nesilleri eğer yetiştirmezsek Allah korusun işte bölücülük ve benzeri afetler derken benzer bir yıkımı yaşamamız mukadder hâle gelebilir.”

 

“OSMANLI DEVLETİ SURİYE-FİLİSTİN CEPHESİNDE YIKILDI”

Osmanlı’nın son devrini değerlendirirken Sultan Vahdeddin’in devlet başkanlığına geçişinden vefatına kadarki dönemin bir özetini de çıkaran tarihçi Arabacı, Osmanlı’nın yıkılışıyla ilgili şu önemli açıklamaları yaptı:

“Sultan Vahdeddin devlet başkanlığına getirildiğinde 3 Temmuz 1918’dir. Cülus merasimi 4 Temmuz 1918’de yapılır. 1.Dünya Harbinin son yılıdır. Osmanlı Devleti’nin bitim tarihidir. Siyaseten yapabileceği çok önemli bir iş gözükmüyor. İpler elinde değildir. İttihat Terakki Hükümeti vardır ve o hükümetin devamını onaylar. Devlet yönetimindeki müdahalesi noterlik konumundadır.

Osmanlı devletinin yıkımının sağlandığı harp Suriye-Filistin cephesidir. Osmanlı Devleti’ni yıkan harp, bizim açımızdan 1.Dünya Harbi’ni sona erdiren harp üç ordumuzun aynı anda ve bir ay içerisinde yok oluşuyla beraber gerçekleşmiştir. Vahdeddin dönemindedir. Biliyorsunuz 19 Eylül’le Ekim arasında 4. Ordu, 7. Ordu ve 8. Ordu bunlara tarihimizde o dönem “Yıldırım Orduları” deniliyor, bir ay içerisinde yok olmuştur. Kudüs’ün karşısında Nablus’tan önce Şam’a, Şam’dan Haleb’e, Haleb’ten Kasma’ya ve ondan önce merkez olan Adana’ya taşınır; Filistin, Suriye, Lübnan tümüyle o bir ay içerisinde düşman işgaline uğrar. Önce İngiliz daha sonra paylaşım gereği Suriye-Adana hattı Fransız işgaline uğrar. Bu üç ordunun birden yok olması Osmanlı Devletinin sonunu getirmiştir. Türk milletinin de sonunu getirmek üzere Anadolu dâhil paylaşma çalışmaları yapılmış ve üç ordunun yok oluşundan sonraki Mondros Mütarekesi’yle hem devletin yok oluşu hem Anadolu’nun paylaşılması hem de bir daha Türk Milletinin dirilmemek üzere tarihe gömülmesi çalışmaları başlatılmıştır. Ordular terhis edilmiş, donanma ve bütün ağır silahlar teslim alınmıştır. Mavzerlerin de 50.000’i hariç mekanizmaları sökülerek Çanakkale’deki İngiliz depolarına taşınmıştır. Yâni 3 milyon kişilik orduyla harbe giren Osmanlı Devleti’nin üç milyonluk ordusunun yerine 50.000 kişilik hafif silahlı bir jandarma gücü bırakılmıştır. Ordusuz, donanmasız, iletişimsiz (telgrafsız, telefonsuz), istasyonsuz; çünkü bütün ulaşım ve iletişim hatları kontrol altına alınmıştır.

 

KONYA DA İŞGAL EDİLMİŞTİR

Meselâ Konya’daki tren istasyonu, Akşehir’deki tren istasyonu kısa donlu İskoçlar tarafından işgal edilmiştir. Daha sonra Konya’nın içi de bir yıl süreyle 1.600 kişilik İtalyan işgal gücü tarafından. Konya Lisesi de İtalyan işgal kuvvetlerinin karargâh binası olmuştur. Konya da işgal edilmiştir. Yâni işgal bir daha dirilmesin diye, toparlanılmasın diye gerçekleştirilmiş. Bu bir Şark Meselesi uygulamasıdır. Bin yıllık Batı’nın Anadolu’yu işgal, yeniden hıristiyanlaştırma düşüncesinin reel hale getirilme çalışmasıdır. Peki, burayı böyle bağladığınız zaman şurayı nasıl izah edeceksiniz?

Meselâ Filistin Nablus bozgunu, Suriye’nin kaybı, üç ordunun birden yok edilip bizim felâkete gidişimiz sırasında aynı sıralar büyük bir zaferimiz var. Eylül 1918’de Türk Ordusu, Kafkas İslâm Ordusu adıyla Rusları, Ermenileri, İngilizleri yenen hatta bunlara Almanları da ilave etmemiz lâzım. Türk ordusu Bakü’yü ele geçirir ve orada bir Azerbaycan Devleti kurulur. O bölgeden yerli katılımlar vardır ama işin özü; Nuri Paşa’dan eratına varıncaya kadar Türk Ordusu’dur, Mehmetçik’tir. Nablus bozgunu yaşanırken aynı anda Kafkaslarda zafer var. Bu bir çelişki değil midir? Bu nasıl izah edilecektir? Şu kadarını arzedeyim. Komuta kademesinde birileri, Osmanlı Devleti’nin yenilmesini, barış antlaşmasının yapılmasını istemiştir. Bozgunla ilgili çekiliş hareketini Yıldırım Orduları grubu adındaki hızla, yıldırım hızıyla gerçekleştirmiştir. Binlerce kaybımız vardır. Ondan sonra Osmanlı devleti barış anlaşması yapmaya, yani teslim olmaya mecbur kalmıştır.”