S.T.K.
Giriş Tarihi : 26-05-2021 11:17   Güncelleme : 26-05-2021 11:17

Güçlü: “Üstâd, Bizim Musa’mızdır!”

• Vefatının 38’nci yıldönümünde Üstâd Necip Fazı Kısakürek’i farklı bir bakış açısıyla anlatan Konya Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, “Hz. Musa, Firavun’un sarayında nasıl yetiştiyse, Üstâd da rejimin sarayında yetişen bizim Musa’mız gibidir” dedi.

Güçlü: “Üstâd, Bizim Musa’mızdır!”

Konya Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, bu haftaki Salı Kültür Sohbetleri’nde, vefatının 38’inci yıldönümü münasebetiyle Üstâd Necip Fazıl Kısakürek’i anlattı.

“Benim Gözümle Üstâd” başlıklı sohbetinde aksiyon ve dâva adamı Necip Fazıl Kısakürek’i, değişik bir üslûp ve farklı bir bakış açısıyla ele alan Dr. Mustafa Güçlü, sohbetine “Üstâdın hayatı ve yaşadığı zikzaklar bir toplumun, bir milletin, bir devletin hayatına da çok benzemektedir. Ben tarihimizdeki bazı misallerle mukayesesini yaparak anlatmak istiyorum. Ahmet Necip’in son dedesi Mehmet Hilmi Bey de Abdülhamid’in ağır ceza hâkimiydi. Abdülhamid’e suikast düzenleyen Ermeni tehditçiyi yargılayan mahkemenin ağır ceza hâkimi idi. Böyle muhteşem bir maziye sahipti. Türk toplumunun Osmanlı gibi muhteşem bir mazisi olduğu gibi üstadın da kişisel mazisi muhteşemdi! Osmanlı’yı bir şahısla ifade etmek istersek üstadın mazisi, Osmanlı’ya şık diye oturuyordu” diye başladı.

 

“Üstâd Necip Fazıl, bizim Musa’mızdır”

Firavun’un, tahtının yıkılması korkusundan 102 bin çocuk öldürdüğünü fakat buna rağmen tahtını yıkacak çocuğun Firavun’un sarayında yetiştiğini ifade eden Dr. Güçlü, “Firavun’un aklına gelmediği tek yer kendi karısının kollarında çocuk yetişmeye başlar. Necip Fazıl da, 40’lı yıllarda Kur’an harflerinin yasaklandığı, Allah demenin yasak olduğu bu zaman diliminde rejimin bohem hayatının içinde yetişir. Yâni rejimin hiç aklına gelmediği mekânda yetişir. Firavun sarayında Musa’nın yetişmesi gibi Necip Fazıl da, rejimin sarayında yetişir. Yâni o Batı hayat tarzının en iyi yaşandığı yerde yetişir. Rejim böyle bir mekânda yaşayan bir çocuğun, kendisiyle mücadele edecek biri olacağına ve dövüşeceğini aklına bile getirmez. Bu yönüyle de Üstâd Necip Fazıl, sarayda yetişen bizim Musa’mız gibidir.” dedi.

 

“Üstâd, bizim küçük Ömer’imizdir”

Peygamberin duasıyla iki Ömer’den birisinin Hz. Ömer’e, diğerinin Ebu Cehil’e dönüştüğünü hatırlatan Dr. Güçlü, dönemin iki büyük şâirlerinden birinin Necip Fazıl diğerinin ise Nazım Hikmet olduğunu belirterek şu ifadelere yer verdi. “Bu iki büyük şairden hidayete nasip olan Necip Fazıl olur. Bizim Hz. Ömer’imize dönüşür. Nazım Hikmet de Ebu Cehil’e dönüşür. Karşı mahallenin şairi olarak kalır. Bu yönüyle de Üstâd, bizim küçük Ömer’imizdir.”

Okumak için burslu olarak gittiği Fransa’dan şikâyet üzerine bursu kesildiği için Türkiye’ye dönen Necip Fazıl’ın hayatının, Abdülhakim Arvâsî ile göz göze gelmesiyle değiştiğini ve Beyoğlu Ağa Cemisinde dokuz sene sürecek bir eğitimden sonra “Ya ol, ya öl” durumuna geldiğini hatırlatan Güçlü, Necip Fazıl’ın tercihini “Allah’a iman” etmekten yana yaptığını belirtti. Ebeveynleri, çocuklarını Allah korkusundan başka fobilerle yetiştirmemeleri konusunda uyaran Güçlü, “İnsanlar Allah’tan ne kadar çok korkarsa zaten fobileri olmaz! O kadar korkusuz olur, o kadar özgür olur. Bu bakımdan Allah’tan başka hiçbir otorite tanımasınlar. Korkularla yetişen insanlar cesur olamazlar. Allah demenin yasak olduğu devirlerde Osman Yüksel’in, hâkim karşısında “Yazdığın bir yazıda iki defa Allah demişsin.” Allah Allah öylemi ya, vay anasına!” deyip de yargılandığı bir süreçten geçtik. Dönemin milli eğitim bakanlarından Hasan Ali Yücel, “Allah Bir” diye bir kitap yazdı. On sene bakanlık yapmasına rağmen kendi partisi iktidarda olmasına rağmen yazdığı kitabını bastıramadı. Kendisi öldükten 60 yıl sonra ancak kitap basıldı. Üstad Necip Fazıl da korkusu olmayan bir şair, korkusu olmayan bir yazar, korkusu olmayan bir insan ve bir Müslümandı.” dedi. Güçlü, Memleket Tv’den canlı olarak yayınlanan konuşmasını “25 Mayıs 1983’te Hakka yürüyen Sultanü'ş Şuara "Şairlerin Sultanı" Necip Fazıl’a rahmet diliyorum” dedikten sonra üstadın “Utansın” şiirini okuyarak tamamladı. Kitapkurdu Mustafa Sinan Ümit de dinleyicilere Konya helvası hediye etti.