SİYASET
Giriş Tarihi : 24-12-2020 21:00   Güncelleme : 24-12-2020 21:05

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin İl Başkanları Toplantısı

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet BAHÇELİ’nin, “İl Başkanları Toplantısı” sonrasında yaptıkları basın açıklaması.

MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin  İl Başkanları Toplantısı

Gelecek hafta bir yılı bitirip yenisini hem buruk bir vicdanla hem de iyimser bir beklentiyle karşılayacağız.

Yaşadıklarımız kaygılarımızı diri tutsa da umudumuzu koruyoruz.

Oldukça üzücü, bir o kadar sarsıcı, biteviye hazin olaylarla geride bıraktığımız 2020 yılı ne milletimizin hatırından ne de insanlığın ortak hafızasından asla silinmeyecektir.

2020, belaların kol gezdiği, tehlikelerin cirit attığı, tehditlerin serbest dolaşıma girdiği bir yılın adıdır.

KOVİD-19 hastalığının yoğun fırtınası bu yıla maalesef damga vurmuştur.

Doğal afetler, terör eylemleri, insani trajediler, hastalıklar, ekonomik sancılar, siyasi ve diplomatik açmazlar adeta üst üste yığılmış, görüş açımızı perdelemiştir.

İnsanlık büyük bir sınavın içine girmiştir.

Salgının kahredici hasarı, bundan mütevellit KOVİD-19 hastalığının korkunç enkazı her ülkenin, her toplumun üzerine çöreklenmiştir.

Dünya genelinde vaka ve vefat sayısı saat başı değişirken aynı zamanda endişe verici seviyelere tırmanmıştır.

Bu zamana kadar milli politikalar geliştirip Türk siyasetinde yeni ufuklar açmak yerine, partimizi sürekli hedef seçmeyi yeğleyenler yine hüsrana uğrayacaktır.

Çünkü sığ ve çarpık zihniyet sahipleri, Türk insanının artık içi boş ve tutarsız politikalar ile seviyesiz ve kavgacı üsluplara itibar etmediğinin hala farkına varabilmiş değillerdir.

Türkiye’de milli birlik ile toplumsal dayanışma ruhu bozulmadan demokratik hukuk devletinin gelişip yerleşeceğine, insan hakları standartlarının yükseleceğine samimiyetle inanıyoruz.

Böyle bir yükselişin ancak hassas ve önemli meseleler karşısında samimi, sorumlu ve milli davranabilen siyasetçilerin ve partilerin omuzlarında gerçekleşeceğini, yani bunu da MHP ile AK Parti’nin yapacağını düşünüyoruz.

Bundan rahatsız olanlar var ise, artık bu bizim değil, rahatsız olanların meselesidir.

Bugün nasıl dünden doğmuş ise yarın da bugünden doğacaktır.

Dolayısıyla, geçmişe bakışımız bugünü, bugüne bakışımız da geleceği şekillendirmekte belirleyici bir rol oynayacaktır.

5 Kasım 2000 tarihinde gerçekleştirdiğimiz 6.Olağan Büyük Kurultayımızda demiştim ki:

“21. Yüzyılda, beşerî çoğulculuğun ve dayanışmanın iki anahtar kavramı demokrasi ve milliyetçilik olacaktır. Milliyetçilik, demokrasi ile birlikte yeni yüzyılda giderek önemi artan fikirler ve duyarlılıklar sistematiği olmaya devam edecektir.”

Görüşümüzde yanılmadık, öngörümüzde sapma göstermedik.

Geleceğin iki vazgeçilmez, paha biçilemez değeri birbiriyle içiçe geçen demokrasi ve milliyetçiliktir. Ve bu değerler Cumhur İttifakı’nda temerküz etmiştir.

Bu duygu ve düşüncelerle, 747’inci Vuslat Yıldönümünde Hz.Mevlana’yı rahmet ve hürmetle anıyorum.

İstanbul’da, Mevlevi Mukabelesi adı altında Türkçe ezan ve Kur’an okutulmasının ülkemizi yeni bir sorun alanına, yeni bir cepheleşme girdabına sürükleme niyeti taşıyan maksatlı ve marazi bir girişim olduğunu düşünüyorum.

Allah’ın kelamıyla oynamanın, kapanan tartışmaları yeniden açmanın gerçekten de ağır sonuçları olacağını muhataplarına buradan ifade ediyorum.

 Aziz milletimizin, Türk-İslam âleminin, gönül ve kültür coğrafyalarımızda hayat mücadelesi veren kardeşlerimizin, vatan ve millet savunmasında görev alan kahramanlarımızın, şehit ailelerimizin, gazilerimizin; kökeni, mezhebi, anasının dili ne olursa olsun yurt içinde ve yurt dışında yaşayan tüm vatandaşlarımızın, tüm insanlığın barış, huzur, refah ve güvenlik içinde geçirecekleri bir yıl temenni ediyor, şimdiden iyi yıllar diliyorum.

Burayı şereflendiren siz değerli dava arkadaşlarımın ve sayın basın mensuplarının yeni yılını tebrik ediyor, esenlik ve selamet dileklerimi paylaşıyorum.

Rabbim bizi korktuklarımızdan emin, umduklarımıza da nail eylesin diyorum.

CHP siyaseti kriz siyasetidir, karanlığın ismidir.

Kılıçdaroğlu’nun istikameti şaşmış, iradesi şanzıman dağıtmıştır.

Konuştukça batıyor, battıkça da dibe iniyor.

Gaf mıdır, asıl maksadı mıdır bilemem, ama Kılıçdaroğlu’nun geçtiğimiz Salı günü grup toplantısında dile getirdiği sözleri feci bir çakılmadır.

Diyor ki, “Asıl vergiyi uyuşturucu ticareti yapan adamdan alacaksın, organ ticareti yapan adamdan alacaksın, kara parayla devleti dolandıranlardan alacaksın.”

Partisindeki skandal taciz ve tecavüz vakalarının patlamasına ses çıkarmayan Kılıçdaroğlu su kaynatmıştır.

Vah ki vah, kim nasıl bakıyorsa öyle görür, kimin aklından ne geçiyorsa diline vuran odur.

Biz kara paracılarla mücadele edilsin diyoruz, Kılıçdaroğlu gelin vergi verin diyor.

Biz uyuşturucunun kökü kazınsın diyoruz, Kılıçdaroğlu vergi alalım diyor.

Biz organ mafyasının kafasına balyoz gibi inilsin diyoruz, Kılıçdaroğlu vergi diye tutturuyor.

İşte bizim onlarla farkımız da budur.

Bu CHP yönetimi teröristlerle düşüp kalkmasının, mafyanın ve HDP’nin ruhuna kolon atmasının bedelini siyasetiyle ödemeye başlamıştır.

Uyuşturucu kaçakçılarıyla ittifak yapanlar, vergi peşine düşmüştür.

İşte asıl mafya, asıl organize suç şebekesi bu zihniyettir.

Yazıklar olsun, bu hesabı sormazsak da gök girsin kızıl çıksın.

CHP Genel Başkanı, Türkiye’nin korona virüsü salgınını yönetemediğini iddia ediyor.

Adama derler ki, gözüne dizine dursun.

Daha ne bekliyorsun? Ne istiyorsun? Ne yapalım diyorsun?

Virüs mutasyona uğramış, bulaş hızı yüzde 70 artmış, ülkemiz adı konulmamış seferberlik haline geçmiş, şu işe bakınız ki Kılıçdaroğlu başka havalarda, başka telden çalıyor.

Dünya, Türkiye’ye gıptayla bakıyor, Dünya Sağlık Örgütü takdir ediyor, ne var ki Kılıçdaroğlu bayat eleştirileriyle ters köşeye yatmaktan, komik durumlara düşmekten kurtulamıyor.

Biz HDP açılmamak üzere kapatılsın dedik.

Bu kararımızın cesaret ve inanmışlıkla arkasındayız.

Hazine yardımlarının terör örgütüne gitmesini istemiyoruz.

TBMM’de PKK’lı istemiyoruz.

Teröristleri kucaklayıp TBMM’ne gelen bölücülere tahammül edemiyoruz.

Biz Demirtaş’a bakınca terörist görüyoruz, bebek katilinin heykelini dikmek isteyen cani görüyoruz, 6-8 Ekim olaylarında katledilen 53 vatandaşımızın acısını görüyoruz.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin terörist Demirtaş’ın derhal serbest bırakılmasını dayatan en son kararını tanımıyoruz, takmıyoruz, milli vicdanda hükümsüz olduğunu da buradan haykırıyoruz.

Milli iradeye ve Türk mahkemelerine hakareti reddediyoruz.

Hiç kimse bize masal anlatmasın.

Mesela AB üyesi İspanya’da teröre bulaşmış Batasuna’ya ne yapılmışsa hukuki ve ahlaki tutarlılık gereğince Türkiye’de de aynısının yapılmasını talep ediyoruz.

PKK’yı terör örgütü görmeyen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iç hukuk yollarının tükenmesini beklemeden önyargı ve çifte standartla hareket etmiştir.

Mezkur karar esastan da, usulden de sakattır, evrensel hukuk kurallarına aykırıdır.

Nitekim İspanya’da ETA terör örgütünün destekçisi parti hakkında verdiği kararla bütünüyle ters düşmüştür.

Avrupa’ya gelince hukuk diyenler, bize gelince terörist hukuku icat etmişlerdir.

Biz HDP kapatılsın derken haklıyız, halkın tercümanıyız.

Kılıçdaroğlu buna karşı çıkıyor.

Onun nezdinde terörist Demirtaş’ın hakkında ki somut iddialar göğsünde taşıması gereken madalya olarak görülüyor.

HDP’nin kapatılma çağrımızın üzerinden Cumhur İttifakı’nda rehinli aklınca bir çatlak oluşturmanın amacına kilitleniyor.

Bizim, Cumhur İttifakı’ndan ayrılma zemini aradığımızı utanmadan söylüyor.

Kılıçdaroğlu acınacak haldedir, baltası taşa çoktan inmiştir.

Kılıçdaroğlu yanılmıştır, yanlışa düşmüştür, yozlaşmış siyasetinin kurbanı olmuştur.

Cumhur İttifakı’nı anlayacak, özümseyecek, kabullenecek ne bir yüreği vardır ne de buna dünya görüşü yetecektir.

Cumhur İttifakı, Türkiye’dir.

Cumhur İttifakı, Türk milletidir.

Cumhur İttifakı, Milli Mücadele’dir.

Cumhur İttifakı zulme hasım, mazluma hısımdır.

Cumhur İttifakı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde Irak Başbakanı’nın onuruna verilen resmi bir yemeği propaganda malzemesi olarak şerefsizce CHP’ye ulaştıran kriptoların can düşmanıdır.

Cumhur İttifakı tarlasında çiftçi, tezgahında işçi, dairesinde memur, kalan ömründe emekli, dükkanında esnaf, fabrikasında iş adamı, sınırda Mehmetçik, sokakta bekçi ve polistir.

Sayın Kılıçdaroğlu bilesin ki, Cumhur İttifakı 2023’de tekrar iktidar olacak, Sayın Recep Tayyip Erdoğan da Cumhurbaşkanı seçilecektir.

Aklın varsa hesabını buna göre yap, basiretin varsa siyasi pozisyonunu buna göre al, alimallah yaklaşan şiddetli demokrasi rüzgarı seni bulunduğun yerden koparıp savuracaktır.

Zillet ittifakı ne derse desin, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi bütün kurum ve kurallarıyla yerleşip günbegün güç kazanacaktır.

İyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem dayatmaları fasa fisodur.

Su tersine akmaz, aynı ırmakta iki defa yıkanılmaz, tarih geriye sarmaz, dünün yağmurundan bugünün toprağına damla düşmez.

Parlamenter sistem çağrıları boşa kürek çekmek, boşuna nefes tüketmektir.

Biz başkent Ankara’dan dünyaya Türkçe bakacağız, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle alemi kavrayacağız.

Devir değişti, taşlar yerinden oynadı, boyun eğen değil dik duran bir Türkiye tarihteki yerini aldı.

Ne ABD’nin yaptırımları ne AB’nin yaptırım tehditleri; ne FETÖ’nün ayak oyunları ne PKK’nın kanlı emelleri; ne Yunan tahrikleri, ne Fransız tacizleri; ne Ermeni kumpasları ne de zalim senaryoları bize sökmeyecek, işlemeyecektir.

Alevi İslam inancına mensup canlarımızı istismar eden Batı planları, Aleviliği Almanya’nın bir eyaletinde ayrı bir din olarak tanıma rezaletleri Müslüman Türk milleti tarafından ademe mahkum edilecektir.

Bizi koparamayacaklar.

Bizi bölemeyecekler.

Kirli, kinli ve krizli üsluplarıyla bizi düşüremeyecekler.

Ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı, karıştırıcı emellere karşı cumhurun var oluş onuruyla direneceğiz, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin müstesna kazanımlarıyla karşı koyacağız.

S-400 aldıysak, bihakkın kullanacağız.

Hangara koymak yerine, bataryaları muhasım çevrelere karşı konuşlandıracağız.

İhalarımız, sihalarımız, Dağlık Karabağ’da Ermeni çetelerini nasıl mahvetmişse, vatanımıza göz diken alçakları da öyle mahvedeceğiz.

Belçika Temsilciler Meclisi’nin, Dağlık Karabağ’da Azerbaycan’ı kınayan, Türkiye’yi eleştiren kararını da yırtıp atıyoruz.

Binlerce şükürler olsun ki, 2020’nin zafer imzası Karabağ’da atılmıştır.

Bu zafer gölgelenemez, inkâr edilemez.

15 Temmuz’u unutmayacağız.

İşgal teşebbüslerini unutturmayacağız.

Terörizme diz çökmeyeceğiz, tam tersine imanla mücadeleyi sürdüreceğiz.

Ayrıca FETÖ’cülerin, cezaevlerinde sözde çıplak arama yapıldığını sosyal medyadan servis etmesiyle başlayan iftira kampanyasına aldanan, bunu da hayasızca siyaset konusu yapanlar 15 Temmuz’un rövanşını almak için kuyruğa giren Türkiye muhalifleridir.

FETÖ’nün telkin ve tembihiyle siyasi mücadeleyi sürdüren kokuşmuşların aidiyet merkezleri Türkiye değil Pensilvanya’dır.

Biz, Cumhur İttifakı’nı kararlılıkla devam ettireceğiz.

Denizden geçtik, derede boğulmayacağız.

Siyasi söylem ve mesajlarımızın sınırı Cumhur İttifakı’yla ihata edilecektir.

Tekraren ifade ediyorum, Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan 2023’de Cumhurbaşkanı adayımızdır.

Seçimler zamanında yapılacaktır.

Hiç kimse boş hayale kapılmasın, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin gelişmesi, güçlenmesi ve iyice kökleşmesi için hangi reforma ihtiyaç duyuluyorsa o yapılacaktır.

2021 yılı reform yılıdır, huzur yılıdır, sükûnet yılıdır, milli hedeflere biraz daha yaklaşma yılı olacaktır.

En azından hedefimiz budur, düşüncemiz budur, dileğimiz budur.

Bir başka çarpıklık ise salgının neden olduğu sosyal ve ekonomik zorlukların giderek boyut ve zemin kazanmasıdır.

Bütün ülkeler salgınla mücadeleyi önceliğine almış durumdadır.

Zira sağlık olmadan, hayatta kalmadan hiçbir şeyin ehemmiyeti, hiçbir şeyin kıymeti doğaldır ki olamayacaktır.

Bizim kültürümüze hakim olan “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın”, felsefesi artık dünyanın esas gündemidir.

Gerek inançlarımızın gerekse de tarihsel tasavvurumuzun vazgeçilmez öznesi insandır.

Her şey insanla kaim, insanla daimdir.

İnsanı dünyadan çekip çıkardığınızda geriye sadece derin bir boşluk kalacaktır.

Salgın döneminde, gönül medeniyetimizin, vicdan servetimizin, devlet ve millet dayanışmamızın mümtaz emsalleriyle duruş ve direnç gösterilmiştir.

Pek çok ülke yeni tip koronavirüs karşısında çaresizliğin kuytusuna gizlenmişken, Türkiye ön almış, öncü olmuş, örnek davranış sergilemiş; nitekim güçlü sağlık alt yapısıyla, özellikle şehir hastanelerinin donanımıyla ve sağlık çalışanlarımızın kahramanca mücadelesiyle sivrilmiş, öne çıkmıştır.

Bununla da kalmamış, sağlık diplomasisiyle ihtiyaç sahibi ülkelere yardım eli uzatmıştır.

Ezberleri bozan KOVİD-19 virüsü henüz tasvir ve tanımı yapılamamış bir dünyanın kapılarını aralamıştır.

Sosyal hayatın hızı yavaşlaya yavaşlaya tıkanmış, ekonomik ve ticari sistemin dinamizmi ve mekanik aksamı teklemiştir.

İnsan-insan ilişkileri, insan-toplum irtibatları, insan-devlet bağları müphem olduğu kadar kavramsal temeli hala yapılamamış yeni bir evreye geçiş yapmıştır.

Modern hayatın en önemli mümeyyiz vasfı olan akışkanlık kesintiye uğramıştır.

Bu durumun mihverinde siyasi ve ekonomik ilişkiler ağı farklı, ezcümle tahlil ve tarifi pek de olmayan riskli bir kulvara girmiştir.

Bize göre, salgının sosyo-politik ve ekonomi-politik sonuçlarının vahametini insan merkezli bir tasarım ve kavrayış atılımıyla en aza çekmek muhtemel, hatta mümkündür.

Karmaşadan dengeye zorlayarak değil, kolaylaştırarak ulaşılabilecektir.

Nitekim Cenab-ı Allah’ın bizlere buyurduğu “Her zorluğun içinde bir kolaylık vardır” ilahi müjdesi kapsamında sosyal yaraların sarılması, ekonomik külfetin kaldırılması mukadderdir.

KOVİD-19 aşısının uygulanmaya başlamasıyla, maske-mesafe-temizlik şartlarına riayetle, bunun yanında sabır, dua ve tıbbın müktesebatıyla bu kötü günler inşallah aşılacaktır.

2021 yılı, bu konuda inanıyorum ki bir eşik ve kavşak özelliğiyle insanlığın huzur penceresini ardına kadar açtığı bir döneme vesile olacaktır.

Diğer yandan insanlık unutulmaya terk edilen dayanışmayı korona günlerinde hatırlamıştır.

Altını kalın bir şekilde çizelim ki, başarısız olarak adlandırılan devletlerde toplumsal ve bireysel temelde kurulan dayanışmacı ilişkiler çözülmeye, dahası çürümeye yüz tutmuştur.

Küresel sefaletin ve kargaşanın hüküm sürdüğü, teknolojik ve ekonomik uçurumların büyüdüğü bir dünyada, insanlığın ortak birikimlerini ve değerlerini koruyup yaşatmak herkes adına bir görevdir.

Evrenin geniş boşluğunda dönüp duran dünyanın; daha adil, çevresiyle daha barışık, paylaşmanın erdemlerini fazlasıyla bilen, hakkaniyetli, vicdanlı ve müşfik insan ve toplum modeline tartışmasız ihtiyacı olduğu artık gün gibi meydana çıkmıştır.

Ya böyle bir dünyanın inşa görevi müştereken yerine getirilecek ya da insanlık kendi kendini yiyip bitiren bir organizma gibi tükenip gidecektir.

Sorun küreseldir, bu nedenle politikalar da küreyi kuşatmak zorundadır.

Aynı şeyleri defalarca yaparak farklı sonuç beklemek geleni gideni olmayan bir otobüs durağında tren beklemek kadar absürttür, akıl tutulmasıdır.

Dünyanın yorumlanması yerine insani formatla değiştirilmesi, yeni bir dünyanın tefekkür-tezekkür denkleminin kurulması şarttır, esastır.

Türk milleti bunu yapacak tarihsel ve kültürel derinliğe çok şükür sahiptir.

Ancak “Lider Ülke Türkiye” hedefine ortak akıl ve iradeyle odaklanmak, hep birlikte ulaşmak yerine, bu hedefi kösteklemek, bu hedefe zehirli hançer sallamak maksadıyla canını dişine takan sefil siyaset anlayışlarının varlığı aslında büyük bir pürüzdür.

Bir yanda şeytanlar taşa tutulurken, diğer yanda taş üstüne taş koymanın gayreti hepimizin vakıf ve şahit olduğu bir gerçektir.

Türkiye’nin en önemli sorunu iç cephesinde açılan gediklerdir.

Salgın dünyayı kasıp kavururken, bu olağanüstü ve hassas dönemde istismarı paravan yapanların, yaşanan zorluklara sevinenlerin, böylesi bir halde bile iktidar devşirmek için çırpınanların ya ar damarları çatlamış ya da kansızlıkları dillerine vurmuştur.

Meselenin özeti bize göre budur.

Bakınız CHP’ye, bakınız İYİ Parti’ye, bakınız HDP’ye, bakınız diğer siyasi ucubelere, emin olunuz görüp göreceğiniz bu olacaktır.

Yangından mal kaçırmayı düşünmek korkaklığın alametidir.

Ülkesine, milletine, vatanına namlu çevirenlerle, kefen biçenlerle can ciğer kuzu sarması olanlar, üstelik onlardan medet ve menfaat umanlar iç işgal cephesinde mevzie giren ruhsuz ve uğursuz zillet kafilesidir.

Yıkıcı eleştiri muhalefet değildir.

Yalana kul köle olmak onurlu bir siyaset hiç değildir.

Zalimlere el sallayıp “Görün bizi” demek adamlık değildir, mertlik değildir, insanlık değildir, erdemli bir tavır hiç değildir, vatan ve millet sevgisiyle de asla bağdaşmayacaktır.

Bilinmelidir ki, el atına binen tez inecektir.

Siyasetin dost ve düşman cephelere ayrılması 1930’lu yıllarda dünyayı felakete sürüklemiş vahim bir hata ve saplantıdır.

Dikiz aynasına bakarak gelecek iddiasında bulunanların yeniden bu saplantıdan nemalanma istekleri hayret edilecek bir gaflettir.

CHP Genel Başkanı tutunacak dal ararken, İP’in Başkanı demirlediği limandan ayrılıp yenisine yelken açmanın küçük ve kurnaz hesabı içindedir.

İttifak yerine yeni bir masa kurma teklifinin esbabı mucibesi bize göre budur.

Memleket masası kuramayanlar, mihnet masası kurmanın peşindedir.

Aslında nazlana nazlana bulundukları muhitten kirişi kırmanın arayışına girmişlerdir.

Bizim nazarımızda masa kurma teklifi ciddiyetsiz ve itibarsız bir tekliftir.

Masalar boştur, oturacak masa pek çoktur.

İsteyenin istediği masaya günün 24 saati oturmasında bizce bir sakınca yoktur. Buna engel olan da yoktur.

Dur diyen yoktur, niye oturuyorsunuz diyecek yoktur.

Buyursunlar otursunlar, fiskos yapsınlar, olmadı birbirlerini çekiştirsinler, bu da olmazsa kısır yiyip keyfilerine baksınlar.

Bildiğimiz kadarıyla zillet partileri uzun süredir ya masa altındadır, ya da zaman zaman masanın üstüne çıkmaktadır.

Sormak isterim ki, gündemdeki ağırlığını hala koruyan meşum anayasa taslağını kimler, nerede hazırladı?

PKK anayasasının taslak metni kaleme alınırken, CHP, HDP, İP, Saadet masaya oturmadıysa bahçede mi toplandı, tarlada mı buluştu?

Anayasa’dan Türklüğü çıkaracak kadar gözü ve gönlü kararan bu ayıplı siyaset temsilcileri ihanet masasına yeni ortak bulalım derken meşruluk mu arıyorlar, daha da meşhur olmayı mı amaçlıyorlar?

Biz Türk milletiyiz, milli ve manevi değerlerimize saldıranların, şaşı bakanların alınlarını santim santim karışlamasını biliriz.

Türklüğü, Atatürk’ü, Türk milletini, mevcut vatandaşlık tanımını Anayasa’dan çıkaracak bir melun henüz dünyaya gözlerini açmamıştır.

Aksini denemek isteyen varsa hodri meydan.

Buna teşebbüs ederlerse görürler dünyanın kaç bucak olduğunu.

HDP’ye zeytin dalı uzatıp terörist Demirtaş ile kahvaltı programı rezervasyonu yapanlar masa kurmadan önce içine düştükleri zillete kafa yorsunlar.

Tavsiyemiz, iyileştirilmiş ve güçlendirilmiş parlamenter sistem çalışmalarıyla vakit kaybetmesinler.

Millet kararını vermiştir. İş bitmiştir. Perde kapanmıştır.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Türkiye’nin geleceğidir.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi parlak Türk asırlarının yol haritası, milli birlik ve kardeşliğin, devletin istikrar ve dengesinin yegane güvencesidir.