GÜNCEL
Giriş Tarihi : 08-10-2020 19:05   Güncelleme : 08-10-2020 19:05

Başkan Konuk ;’’çiftçinin devletimizden istirhamı, lütfen guguk kuşlarını besletmeyin’’

Pancar Ekicileri Kooperatifi (PANKO) Genel Başkanı Recep Konuk , Konya Pancar Ekicileri Kooperatifinin 68. Mali Genel Kurulunda yaptığı Konuşmada çiftçilere seslendi.

Başkan Konuk ;’’çiftçinin devletimizden istirhamı, lütfen  guguk kuşlarını besletmeyin’’

 Pancar Ekicileri Kooperatifi  Genel Başkanı Recep Konuk , Mali Genel Kurulda yapmuş olduğu konuşmada şu ifadelere yer verdi:  

Değerli hemşehrilerim, kıymetli üreticiler, hepinizi selamların en güzeliyle selamlıyorum; Selamün Aleyküm.

Genel kurulumuza, aile meclisi toplantımıza hoş geldiniz sefalar getirdiniz.

Bu sene alışık olmadığımız bir genel kurul yapıyoruz. Daha doğrusu yapmak zorunda kaldık. Biz bayram yeri gibi kalabalık, coşkulu genel kurullar yapmaya, Kulu’dan Beyşehir’e, Cihanbeyli’den Seydişehir’e, Altınekin’den Çumra’ya, merkez ilçelerimiz dahil Konya’nın dört bir yanından koşup bu salonda buluşmaya, mesafeler yüzünden ayrı düştüğümüz aile fertlerimizle genel kurul vesilesiyle sene de bir defa da olsa kucaklaşmaya hasret gidermeye, birbirimizden bu çatı altında haberdar olmaya, alışmış büyük bir aileyiz. Bu sene maalesef belini bir türlü kıramadığımız salgın nedeniyle Genel Kurulumuzu hiç alışkın olmadığımız şekilde kucaklaşamadan, ailemizin her ferdinin gelemediği, kalabalıktan mahrum bir ortamda yapıyoruz, yapmak zorunda kaldık. Katılan her kardeşimden Allah Razı olsun. Eminim ki, burada konuştuklarımızı, konuşacaklarımızı gelemeyen kardeşlerimiz de merak ediyor ve siz köyünüze, kasabanıza dönünce buradaki heyecandan ve gündemden Konya’nın dört bir yanını haberdar edeceksiniz.

Değerli Hemşehrilerim;

31 Ağustos’ta TÜİK 2020 yılı ikinci çeyrek büyüme rakamlarını açıkladı. TÜİK verilerine göre sanayi sektörü %16,5, inşaat %2,7, hizmetler %25 küçüldü. Yani Türkiye daha az konut, iş merkezi, bina, yol yaptı, daha az araba, buzdolabı, makina, elbise, ayakkabı vesaire üretebildi. Lokantalar, kafeler, oteller daha az müşteriye hizmet verdi. Finans ve sigorta ile birlikte reel üretim gerçekleştiren tek sektör büyüdü; tarım. 9 Eylül’de de Türkiye İhracatçılar Meclisi Ocak-Ağustos dönemi ihracat rakamlarını açıkladı. Bir önceki yıla göre Türkiye’nin ihracatı genel olarak %12,8 azaldı. Sadece 7 kalemde ihracatı arttı, bunlardan biri %4,5 artan tarım ürünleri diğer dördü tarım sektörüyle ilişkili tarımsal sanayi kolları. Yani Türk çiftçisi ihracatı da ayakta tuttu. Öncelikle Türkiye’nin dört bir tarafındaki üreticiler ile birlikte Türkiye’yi, milletimizi ele güne muhtaç etmeyen bu salondaki tüm üreticileri, salgına rağmen tarlayı terk etmeyen kahramanları tebrik ediyorum. Salgının yorduğu ekonomimizin surlarında en azından gıda tarafında gedik açılmasına müsaade etmediniz. Bu gayretiniz için hem tüketici hem devletimiz tüm üreticilere şükran borçludur.

Dünyada Aralık ayında, ülkemizde Mart ayında başlayan salgında sağlık personeli kadar takdiri hak eden bir diğer kesim Türk çiftçisidir. Türk çiftçisi işini yaptı, tarlayı boş bırakmadı. Konya çiftçisi, pancar üreticisi hem işini yaptı hem de ülkemizin salgında kolonyasız, dezenfektansız kalmamasını sağladı. Salgınla birlikte etanol sıkıntısı başladı, Konya Şeker biz buradayız, üreticinin etanol tesisleri Türkiye’nin emrinde dedi, devletimiz de benzine etanol karıştırma zorunluluğunu askıya aldı, devletimizle şeker sanayi el ele verdi, spekülasyonların önünü kesti, fırsatçılara meydanı bırakmadı.

Değerli Hemşehrilerim;

Yaşadığımız bu salgın gelişmiş, gelişmekte olan, gelişmemiş tüm ülkeler için çıkarılacak derslerle dolu bir süreç oldu. Yaşadık gördük. Bazı ülkeler bazı ülkelerin gemilerindeki sağlık malzemesine el koydu. Bazı ülkelerin ilk aldığı tedbir, tarım ürünleri ve gıda ihracatını yasaklamak veya sınırlamak oldu.

Korona salgını ülkemizde de görüldüğünde Konya Şeker olarak bizim ilk uyarımız tarım takvimi ile ilgili oldu. Herkes, hijyeni, hastalığın belirtilerini konuşur, hadisenin magazin boyutu ile ilgilenirken biz salgının tarlaya, köye bulaşmasını engellemenin hayati önemde olduğunu söyledik. Eğer salgın köylere ulaşırsa ne tarla sürülür, ne fide dikilir, ne tohum atılır diye uyardık.  Tohum yoksa fide yoksa ekmek de salça da makarna da sebze de olmaz dedik. Mevsimlik tarım işçilerinin hastalığı yaymaması için gecikmeden tedbir istedik.  Henüz ekim başlarken, salgının dünyayı uzun süreli etkilemesi ihtimaline karşılık Türkiye’nin ithalatçı olduğu ürünlerde şimdiden destekleme primlerini, fiyatları açıklayın diye teklifte bulunduk. Dediklerimizin bazısı hayata geçti.

Toplum hayatında birçok alanda hata yapabilir, sonra düzeltebilirsiniz. Ancak bazı sektörlerde, bazı işlerde hata yapma lüksü yoktur. Vergi dairesi hata yapar düzeltilir. Sanayi de hata yaparsınız düzeltirsiniz. İnşaatta hata yaparsınız yıkar yeniden inşa edersiniz. Ancak güvenlik, sağlık ve gıda da hiçbir ülkenin hata yapma, ihmal etme, önlem almama lüksü yoktur.

Defalarca söyledim bir kez daha söylüyorum. Arabasız yaşayabilirsiniz. Telefonsuz, televizyonsuz, mobilyasız yaşayabilirsiniz. Ekmeksiz, susuz, oksijensiz yaşayamazsınız. Bunlara yani, hava, su, besin ve uykuya bazı iktisatçılar, sosyologlar fizyolojik ihtiyaçlar, bazıları temel ihtiyaçlar, bazıları ise zorunlu ihtiyaçlar diyor. Adına ne dersek diyelim bu 4 kalem ihtiyaç hayatta kalmanın olmazsa olmazlarıdır. Hava ve su için ilave bir çaba gerektirmiyor. Onları Rabbimiz bahşediyor. Ancak gıda ihtiyacının karşılanması için birileri tarlada tapanda uğraşacak, ahırda, merada çalışacak ki 83 milyon açlık çekmeyecek, aç kalmayacak.

Birilerinin çalışması yeterli mi? O da yetmez. Karar mercilerinde olanlar da hata yapmayacak. Tarlada çalışanı motive edecek, tarlaya dört elle sarılmasını teşvik edecek, çiftçinin umudunu diri tutacak. Bu olmazsa ne olur?

Bakın ne olmuş Çin’de.

Büyük atılım diye bir program başlatan Mao, tarıma da el atar. Danışmanlarının tavsiyesiyle pirinç, buğday tohumlarının daha sık ekilmesi, tohumların daha derine ekilirse, saplarının daha güçlü başaklarının daha büyük olacağı tavsiyesine uyarak da hububat tohumlarının en az bir metre derine ekilmesi talimatını verir. Ama bunlardan daha ilginci, tüm ülkede 1958-1961 yılları arasında serçe avı kampanyası başlatır.

Çin hükümetinin yaptığı hesaba göre bir serçe yılda 4,5 kilogram buğday yemektedir. Mao’ya göre serçelerin Çin Halkının ekmeğine ortak olma hakkı yoktur.  Hüküm ve sonuç bu olunca emir verilir ve katliam başlar. En çok serçe avlayana ödüller de verilen kampanyada kırsalda insanlar toplu halde sabah 5’te serçe avına çıkarılır. Teneke, tava çalınarak kuşların konması engellenir ve yorgunluktan, susuzluktan ölmesi, yuvalarının bozulması dâhil her türlü metot uygulanır. Hatta yabancı elçiliklerin bahçelerine kaçan serçelerin bile peşi bırakılmaz. Ses çıkarıp uçurarak diplomatik sığınma hakkını kullanan düşman bile sığınaklarından çıkarılıp sapanlarla avlanır. 2 milyarın üzerinde serçe katledilir.

Serçeler ölür, çekirgeler bayram eder. Hiç görülmeyen haşerat, börtü böcek ülkenin tarlalarını istila eder. Hububat üretimi dibe vurur. Sonuç bazı kaynaklara göre 20 milyon, bazı kaynaklara göre 48 milyon Çinli, Çin çiftçisinin altında imzası bulunmayan hatalar zinciri nedeniyle, açlıktan ölür. Bu acı bilançodan sonra, Rusya’dan yüzbinlerce serçe ithal edilir.

Gıda ve gıda üretiminin başladığı tarlada, tapanda, ahırda, ağılda hatanın bedeli ağırdır. Üretilmezse dışardan bulunur diyebilirsiniz. Bulursunuz da ama o zaman da bağımsızlığınızdan taviz verirsiniz, farkına bile varmazsınız.

Bazı gazetelerde görüyorum, tarım ve gıda ürünleri ile ilgili zaman zaman ithalat haberleri ve kararları çıkıyor. Eleştirenler oluyor, destekleyenler oluyor. Ancak kimsenin şunu unutmaması lazım, bunlar üreticiyi nasıl etkiliyor? Umudunu mu kırıyor, umudunu mu arttırıyor?

Çin’deki gibi öyle büyük hatalar yapmadan da olumsuz sonuçlarla karşılaşabilirsiniz. Hatırlatmak benden.

Mesela, domates hasadı başlayınca Balıkesir, Bursa tarafından feryatlar yükselmeye başladı. Salça fabrikaları sözleşmeli ektirdikleri domatesin alımını kesti. Niye? Daha ucuza almak için. 35-40 kuruşa kadar düşürdüler domatesin fiyatını. Bir çiftçi yakınıyordu, 40 kuruş maliyetim var, 40 kuruşa satıyorum. Seneye ekmeyi düşünmüyorum, umudum kalmadı, diyordu televizyonda.

Salça fiyatları mı düştü memlekette? Yooo. Pazarda ucuzladı mı domates? Hayır. Dünyada domates bolluğu mu var? Yok.

Sorun ne? Guguk kuşları kendilerine daha çok pay istiyor. Sorun bu.

Bilir misiniz guguk kuşunu?

Türkiye’de pek yok. Kumrudan, kargadan, yaban güvercininden büyükçe bir kuş… Ama yumurtası serçe, sığırcık yumurtası kadar…

Bu kuş, kuşlar âleminin en düzenbaz kuşu. Guguk kuşu yumurtasını küçük kuşların yumurtalarının arasına bırakan kurnaz bir kuş… Yumurtasının kuluçka süresi, yuvanın asıl sahibinin yumurtalarının kuluçka süresinden kısa. Yani önce guguk kuşunun yavrusu yumurtadan çıkıyor. Çıkan yavrunun ilk işi diğer yumurtaları yuvadan atmak… Guguk kuşunun yavrusunu kendi yavrusu sanan serçe, sığırcık yavruyu beslemeye başlıyor. Yavrunun cüssesi bir haftaya kalmadan anne babalık yapan kuşun cüssesini geçiyor ve sürekli yemek istiyor. Zavallı sığırcık, serçecik karı koca buna yemek yetiştireceğiz diye dört dönüp duruyor.

Benim ve benim gibi milyonlarca çiftçinin devletimizden istirhamı, lütfen bize guguk kuşlarını besletmeyin. Guguk kuşlarını yuvamızdan uzak tutacak tedbirleri alın. Hem girdi tarafında hem ürünün pazara çıkışı sürecinde.

Biz Konya Şeker olarak bunu yapmaya çalışıyoruz. Yani guguk kuşlarının Konya’daki çiftçinin yuvasına yumurtalarını bırakmasını önlemeye çalışıyoruz. Neyle? Yaptığımız yatırımlarla. Ürettiklerimizle. Ürettiklerinizi katma değerli mamul ürün haline getirip raflara çıkardıklarımızla.

Salgın gölgesinde yaptığımız genel kurulda sözü fazla uzatmamak için tek tek yatırımların, ikinci şeker fabrikasının, Et-Süt Entegre Tesisinin, Ham Yağ Fabrikasının, Yem Fabrikasının, Dondurulmuş Parmak Patates Tesisinin, Bulgur Fabrikasının, Meyve Suyu Tesisinin işlevini anlatmayacağım.

Sadece bir ürüne yeni bir ürüne parantez açacağım. No On’dan bahsedeceğim.

Hatırlarsınız, 2010, 2011’de çikolatada, çikolatalı fındık kremasında pazara girdiğimizde yapamazsınız diye bir yaygara yükseldi. Satın diyenler oldu, büyüklerle anlaşın fason üretin dediler. Ben de katıldığım toplantılarda bu itirazlara cevap verdim.

Şöyle dedim;

Dünyadaki toplam fındık ekim alanının yüzde %70’i Türkiye’de. Dünya’da üretilen fındığın da %70’ini Türkiye üretiyor. Türkiye’nin üretimi, var ve yok yılına göre 800 bin ton ile 450 bin ton arasında değişiyor. Türkiye’den sonra en büyük üretici İtalya, o İtalya’nın dünya üretimindeki payı %12 ve Türkiye’nin yaklaşık %10’u-12’si civarında üretim gerçekleştiriyor. Fındığın diğer üreticileri ABD, Azerbaycan, Gürcistan ve İspanya’nın dünya üretimindeki payı %2 ile 4 arasında değişiyor. Rakamlarda görünmeyen bir diğer ancak önemli olan husus ise Türk fındığının kalitesidir. Özellikle çikolata üretiminde verimi ve kaliteyi zıplatan özellikleridir. Bu özellikler başka üretim sahalarında yok.

Türkiye fındığı ne yapıyor? Ürettiği fındığın yaklaşık 100 bin tonunu çerezlik, yağlık ve gıda sanayinde kendisi tüketiyor, edebildiği kadarını da ihraç ediyor. Türkiye’nin ihracatı yılbaşına yaklaşık 250 bin ton iç fındık karşılığı 500 bin ton kabuklu fındıktır. Yani tükettiğinin 5 katını ihraç ediyor. Buraya dikkat, İtalya ürettiğinin yarısını ihraç ediyor, ihraç ettiğinin iki katını ithal ediyor.

Peki, bu ihracattan Türkiye’nin geliri ne? Dünyadaki arz dengesine göre değişiyor. Mesela, Türkiye 2009 yılında 245 bin ton iç fındık ihraç etmiş bunun karşılığında, 1,18 milyar dolar döviz geliri elde etmiş. 2010’da 213 bin tona karşılık 1,34 milyar dolar, 2011’de 281 bin tona karşılık 1,78 milyar dolar, 2012’de ise 230 bin tona karşılık 1,88 milyar dolar ihracat geliri elde etmiş. Türkiye’den fındık ithal eden ilk 3 ülke Almanya, İtalya ve Fransa. Bu ülkeler Türkiye’nin toplam fındık ihracatında  %60’tan fazla paya sahip. Almanya ile İtalya’nın Türkiye’den ithal ettikleri fındık karşılığı ödediği döviz yaklaşık aynı ve 350 milyon dolar civarında. Şimdi sıkı durun.

Ferrero’yu biliyorsunuzdur. Ben kısaca özetleyeyim. 1940’lı yıllarda İtalya’da sıradan yerel bir aile pastanesi. İkinci Cihan Harbi’nin bitmesiyle bir üretim tesisi kurmuşlar, şekerleme üretmek için. Sonra vites yükseltmişler. Ferrero, Nutella’nın üreticisi. Yani fındık kremasının. Şirketin amiral ürünü çikolatalı fındık kreması. Ürünün bileşimi basit; kakao, kakao yağı, fındık ve şeker. İtalya’da şeker var mı? Var. Fındık var mı? Ürettikleri yetmiyor. Yetmiyor ki, bizden ithal ediyor. Kakao var mı? Yok. Fındığı Türkiye’den, kakaoyu Afrika’dan, Güney Amerika’dan getiriyorlar. Kendi ürettikleri fındığın yani hadi diyelim 100 bin ton kabuklu fındığın piyasa değeri nedir? 250-300 milyon dolar. İthal ettikleriyle birlikte 600 milyon dolar olsun. Bunun muhtemel İtalya toplamı olduğunu özellikle belirtmek istiyorum.

Ferrero başka ne üretiyor. Bildiğiniz yumurta şeklindeki çikolatadan yapılmış sürpriz yumurta üretiyor, çocuklara hitap eden süt dilimi ve bir kaplamalı çikolata çeşidi ile geleneksel ürünleri olan sargılı şeker üretiyor. Başka ürünleri de markaları da yok. Toplamda yaklaşık 22.000 kişiye istihdam sağlıyorlar. Ciroları sizce ne kadardır. Asıl işleri fındık ezmesi. Dünyadaki ticarete konu fındık cirosu, zorlasanız 3 milyar doları bulmuyor. Amiral gemisi çikolatalı fındık kreması olan Ferrero’nun cirosu 7,2 Milyar Euro yani 9,76 Milyar Dolar. Bizim fındık ticaretimizin ulaştığı en yüksek rakamın 5 katından fazla.

Şimdi bize çikolatayla işiniz ne diyenlere ben ne cevap vereyim. Ya da niye cevap vereyim. O pazardan pay istiyorum. Açık açık söylememe gerek var mı? Türkiye fındığın ana üreticisi, şekerde de problemimiz yok. Dünyanın en kaliteli şekeri Konya’lının pancarından üretiliyor. Kakao zaten her tarafa aynı yerden geliyor. Ben bir üretici kuruluşu olarak niye o alandan geri duracağım? Durmam. Duramam. Ben o pazardan pancar üreticisi için pay istiyorum ve alacağım.

2014’teki genel kurula katılanlarınız hatırlar. Sizin huzurunuzda da neden çikolatada, fındık kremasında olmamız gerektiğini anlattım. 2014’ten bu yana 2 şey değişti. Bir Ferrero’nun cirosu. 7,2 Milyar €’dan 11,4 Milyar €’ya yani 13,4 Milyar $’a çıktı. Türkiye’nin fındık ihracatından geliri aynı aralıkta salınmaya devam etti. İkinci değişen Türkiye’deki fındık kreması pazarı oldu. Bizim pazar payımız %30’lara oturdu ve İtalyan firması dünyada ilk defa bir ülkede pazar payı kaybetti.

Şimdide aynı şeyi içecek için söylüyorum. İçeceğin temel girdisi su ve şeker… E biz de ikisi de var. Meyan kökü o da var. Gıda karbondioksiti. O da var. Niye geri duracağım? Niye meydanı bırakacağım? Rafları, market dolaplarını niye terk edeceğim? Niye denemeyeceğiz?

Kötü komşu insanı ev sahibi yaparmış.

Şeker fiyatlarını biliyorsunuz, enflasyonu geriden takip ediyor. Türkiye’de fiyatı artmayan neredeyse tek ürün şeker… Ya şekerli mamuller ve içecekler. Onların fiyatı tutulmuyor. O zaman benim de orada olmam lazım.

Lamborghiniyi bilirsiniz. Kiminiz traktör markası olarak, kiminiz dünyanın en pahalı spor arabası olarak.

Feruccio Lombarghini bir çiftçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Makinalara meraklı olduğu için meslek lisesi okumuş. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra, kurduğu atölyede tarım aletleri, makinaları üretmeye başlamış. Sonra da traktör… Ürettiklerinden para kazanınca da kendisine Ferrari marka bir spor araba almış. Yarışlara meraklı olan Lomborghini’nin Ferrarilerinin sayısı önce 2’ye sonra 3’e çıkmış. Ancak 3 arabasının da debriyaj sistemi sürekli arızalanıyormuş. Arabaların sürekli tamirden çıkmaması üzerine kendisi işe el atmış ve ürettiği traktörlerin debriyajlarını örnek olarak arabasının sorununu çözmüş. Sorunu ve çözümünü anlatmak için Enzo Ferrari ile görüşmek istemiş. Kapıda 2 saat bekletilmesine de sinirlenen Lamborghini, Enzo Ferrari’ye “ürettiğiniz arabalar berbat” diyerek şikâyetini anlatmış. Ferrari de cevaben “siz ancak traktör sürersiniz, bir Ferrariyi asla düzgün kullanamazsınız” diyerek sürücü hatası imasında bulunmuş.

Aldığı cevap, gördüğü tavırla hırslanan Lamborghini, ürettiği traktörlerin parçalarının bazılarını değiştirip, tasarımını yapıp ilk spor arabasını el işçiliği ile üretti. Bugün lüks spor araba pazarının en çok satanlarından biri…

Ben de diyorum ki, debriyaj sıkıntılı. Gelin pancar şekeri kullanın. Bir pancar şekeri kullanırlarsa 3 başka tatlandırıcı kullanılıyor. Sen tarhanadan anlarsın, gazlı içeceği bilmezsin diyorlar. Biz de kendi göbeğimizi kendimiz kesmek için bir yola çıktık, inşallah bunda da hedefimize ulaşacağız. Ulaşmak zorundayız. Çünkü Türk çiftçisi Konya çiftçisi olarak biz mevcutla yetinecek kadar zengin değiliz.

Değerli Hemşehrilerim;

Konya Şeker’in, kooperatifimizin yaptıklarına, krizin tarlaya ulaşmaması için gösterdiği çabaya geçmeden önce bir konuya değinmeden geçemeyeceğim.

Genel Kurul kararı aldık ilana çıktık. Bir yaygara başladı. Sosyal medyada görenleriniz olmuştur. Sıradan bir prosedürü, Yönetim Kurulu kararını onayınıza sunmamızı bahane ederek çiftçiden ne kaçırıyorsunuz diye bir fitne tohumu atılmaya çalışıldı.

İki tane âmâ oturmuşlar yemek yiyorlar. Önlerinde bir tencere sarma. Şapur şupur yerlerken, biri ötekine, dur demiş. Öteki şaşkın ne oldu? diye sormuş.

Fark etmedim sanma demiş diğeri, sarmaları ikişer ikişer götürüyorsun demiş.

Öteki, olur mu? Tek tek yiyorum ben demiş.

Diğeri, ha iyi o zaman demiş. Ben ikişer ikişer götürüyorum da senin de öyle yaptığını sandım demiş.

Kişi kendinden bilirmiş işi. Buyurun merak ettiğiniz karar bu. Konya Pancar Ekicileri Kooperatifi, PANKOBİRLİK’in bir kredi işlemine hissesi oranında kefil olmuş. Öküz altında aradığınız buzağı bu. Yani rutin bir işlem kararı…

Değerli Hemşehrilerim,

Hamala sormuşlar var mı bir sıkıntın? Diye, sırtımdaki yük ağır gelmiyor da şu omuz atanlar, çelme takanlar olmasa daha çok sefer yapacağım, daha çok yük taşıyacağım, demiş.

Bizim ki de o hesap, çelmelerden kurtulacağız diye bazen önümüze bakamıyoruz.

Önümüze bakmaya fırsat bulduğumuzda da şunları yapıyoruz, yapmışız.

Çağımızda dünyadaki başarılı tarım kooperatiflerinin iki yönlü işlevi var; birincisi ortaklarının girdi maliyetlerini düşürmek ikincisi ortaklarının ürettiği ürünü pazarda doğru konumlandırarak veya pazara doğru çıkararak ortaklarının kazancını arttırmak.

Bizim yaptığımız, tüm gelişmiş ülkelerdeki kooperatifler gibi iki yönlü bir iş. Birincisi üretim maliyetlerini düşürmek, ikincisi ortaklarının ürününü pazara doğru şekilde konumlandırmak ve mamul ürün haline getirip tüketimden üreticiler adına pay almak. Yani işin özeti şu; bizim kooperatifimizin iki tane hedefi var. Biri üretirken ortaklarının cebinden daha az para çıkmasını, ikincisi ürünü pazarlarken ortaklarının cebine daha çok para girmesini sağlamak.

Sizin üretirken kazanmanız yani sizin cebinizden daha az para çıksın diye neler yaptık özetliyeyim;

Mesela; daha pancarı almadan pancar bedelinden tahsil edilmek üzere avans ve kooperatif finans sisteminden 520 Milyon 45 Bin 161 TL finansman desteği sağlamışız size. Bunun net finansman maliyeti ödeme ve tahsil vadeleri de düşünüldüğünde yaklaşık 21 Milyon 946 Bin 628 TL Bu şu demek üretmek için finansman kullansaydınız bu para sizin cebinizden çıkacak ve bu para bankalara veya tefeciye gelir olacaktı. Bu para yani 21 Milyon 946 Bin 628 TL sizin cebinizden çıkmayan paradır.

Mesela, 2019 Mart-2020 Şubat arasında pancar tevzi gübre fiyatı ile piyasa fiyatları üzerinden yapılan kıyaslamada Üre, Kompoze, Sülfat gibi üç kalem gübrede sizin cebinizde kalan para 12 Milyar 277 Milyon 158 TL’dir.

Aldığınız her damla sulama borusunda piyasaya göre avantajınız 1000 metre damlama boruda 110 TL civarında iken mandallı yağmurlama borularında bu oran, çeşitlerine göre bir adet boruda 2 TL ile 2,5 TL arasında avantaj sağlanıyor. Yani kooperatifimiz piyasada olmasaydı sulama borusu için ödeyeceğiniz 100 Liranın, damlamada 27,83 Lirası, yağmurlamada 90 mandallıda 4,66 Lirası, 75 mandallıda 8,2 Lirası sizin cebinizde kalmayacaktı. Bu zirai ilaç, tohum, ekipman birçok kalemde aynıdır.

Gelelim ikinci ayağa yani satarken kazandıran, cebinize daha çok para girmesini sağlayan ayağa. Ayçiçeğinde, mısırda, buğdayda, arpada alımını yaptığımız her kalem üründe alım politikasıyla piyasa fiyatlarını nasıl regüle ettiğimizi burada tekrar anlatmayacağım. Bunu zaten en iyi siz biliyorsunuz. Sadece şunu söyleyeceğim; Konya Şeker’in 2004 yılından bu yana yaptığı yatırımları yapmadığını düşünün Konya çiftçisi 764 bin ton az ayçiçeği üretecekti. Yani Konya çiftçisinin cebine giren kabaca 1 Milyar 513 Milyon TL ilave ayçiçeği parası buraya gelmeyecek ithalat bedeli olarak Ukrayna, Rusya, Bulgaristan’a 434 Milyon $ gidecekti. Mesela Et ve Süt Entegre Tesisi olmasa Konya çiftçisi yaklaşık 1 Milyar 822 Bin ton civarında sütü bugün istese de üretemeyecek 2 Milyar 928 Milyon TL bölge çiftçisinin cebine girmeyecekti. Mesela 470 bin ton patates bu bölgede eksik üretilecek 345 Milyon TL ilave patates zirai geliriniz olmayacaktı. Fabrika yatırımlarımız olmasa, bugün pancar kotanız yarı yarıya az olacak, Konya Şeker pancar parası olarak size geçen yıl için 1 Milyar 141 Milyon TL yerine 470 Milyon TL ödeyebilecekti. Bugün bu miktardan fazlasını siz daha ürününüzü teslim etmeden avans ve finans desteği olarak alabiliyorsunuz. Yaptığımız 32 kalem ürün alımı için toplam ödemesini yaptığımız ürün bedeli geçtiğimiz yıl 2,5 Milyar TL’yi aştı. Bu sene 3 Milyarın üstünü epeyce üstünü göreceğiz inşallah.

Bu rakamdaki her artışın, buranın aldığı her ürün kaleminin, guguk kuşlarından kurtarabildiklerimiz olduğunu sakın unutmayın. İnşallah her ürünü kurtaracağız. Çünkü, biz daha çoğunu istiyoruz ve yapabileceğimizi de biliyoruz. Bizim kooperatifimizin ve kooperatifimizin iştiraklerinin bu ülkenin bütün raflarına da, pazar tezgâhlarına da, mutfaklarına da, üretim bantlarına da siz tarlada üretmeye devam edebilin diye talip olduğunu, sizin mevzi kaybetmemeniz için sadece işletmelerin verimliliğini arttırmakla meşgul olmadığını onlarca açık ve örtülü, sizin bildiğiniz, bilmediğiniz hücumu da savuşturduğunu belirtir, genel kurulumuza iştirakiniz, bir beraber olma konusunda kararlılığınız için teşekkürlerimi arz eder, genel kurulumuzun tüm kooperatiflerimize, ortaklarımıza, tarım sektörüne hayırlı olmasını diler, tarlanın bereketine bereket katmak için gösterdiğimiz gayrette, çiftçinin ekmeğini büyütmek için sergilediğimiz çabada, Türk çiftçisini ve pancar üreticisini dünyada bir adım öne taşımak için çıktığımız amansız yarışta Rabbimin yar ve yardımcı olmasını, bir sonraki genel kurulu alışkın olduğumuz şekilde yapmamızı nasip etmesini temenni ederek hepinizi saygıyla selamlarım.

Şafi sıfatıyla bu salgını sağlıkla atlatmamız ve tüm üreticilerimiz ile ailelerini sağlıklı günlere eriştirmesi için Rabbimize duacıyız.

Allah’a emanet olun.