SİYASET
Giriş Tarihi : 11-02-2020 20:49

Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Bedelini çok ağır ödeyecekler'

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Rejimi ciddi manada orada özellikle de İdlib’te misliyle belalarını buldular ama yetmez daha devam edecek. Bunlar bizim Mehmetlerimize saldırdıkça bedelini çok ama çok ağır ödeyecekler. Bu adımları da yarın kamuoyu ile paylaşacağım” dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: 'Bedelini çok ağır ödeyecekler'

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen Yaşayan İnsan Hazineleri Ödül Töreninde konuştu.

İdlib'teki saldırıda hayatını kaybeden şehitlerimize Allah'tan rahmet, yaralılara ise acil şifalar dileyen Erdoğan, “Yarın ki grup toplantımızda Suriye meselesini ve bundan sonra atacağımız adımları, nitekim dün yapmış olduğumuz üst düzey toplantıda gerekli karşı cevapları en üst düzeyde Suriye tarafına verdik. Rejimi ciddi manada orada özellikle de İdlib'te misliyle belalarını buldular ama yetmez daha devam edecek. Bunlar bizim Mehmetlerimize saldırdıkça bedelini çok ama çok ağır ödeyecekler. Bu adımları da yarın kamuoyu ile paylaşacağım” ifadelerini kullandı.

Türkiye'nin, yaşayan insan hazineleri bakımından dünyanın en mümbit coğrafyasında yer aldığını belirten Erdoğan, “Yaşayan insan hazinelerimiz milli kültürümüzün bayraktarları ve usta-çırak geleneğinin seçkin temsilcileridir. Ahilik geçmişte kalmış bir nostalji değil, bugün de hayatımızda yerini koruyan bir değerler silsilesidir. Ahilik, bir mesleki eğitim kurumu olduğu kadar aynı zamanda manevi tekemmül müessesesidir. Talebelerine evvela doğruluğunu, sabrı, dürüstlüğü, helal kazancı, kanaati öğreten bir mektep olan ahilikte usta, çırağını evladı gibi görür, korur, kollar. Çıraklıktan ustalığa doğru yürürken hem mesleğe hem de hayata dair incelikler keşfedilir. Bu süreç ustanın çırağını el becerisi yanında kalben ve ruhen de eğittiği bir mektebin adıdır” ifadelerini kullandı.

“Bugün maalesef ahlak ve ekonominin birbirinden ayrı telakki edildiği bir dünyada yaşıyoruz” diyen Erdoğan, “Dünyanın yaşadığı birçok buhranın temelinde bu sorunlu zihniyet var. Daha fazla kazanmaya, hırsa, aç gözlülüğe, acımasız bir rekabete dayanan bu düzen insanlığın tamamını tehdit ediyor. Bizler kalkınma, büyüme, zenginleşme yolunda insani değerlere daha çok sahip çıkmayı ahlakı, vefayı, cömertliği esas alan bir medeniyete sahibiz. Bu medeniyet, kapını, keseni sofranı, açık tut; elini, dilini, belini bağlı tut düsturunu benimseyen ahilerin elinde şekillenmiştir. Çıraklarına dağıtan değil toparlayan, yıkan değil yapan ol diye nasihat eden bu ustaları anlamayan milletimizin hiçbir hassasiyetini anlayamaz.

Böylesine köklü, özgün bir medeniyet müktesebatına sahip olmamıza rağmen bugün kıymetini uzun yıllar bunun bilemedik. Bunda Türkiye'nin kültür, sanat ve siyaset hayatını kuşatan ideolojik bakış açısının önemli payı bulunuyor” dedi.

Bir dönem çağdaşlaşma adına milletin ruh kökü ile bağını koparmaya yönelik pek çok girişimin, bir kültürel soykırımın yaşandığını sözlerine ekleyen Erdoğan, “Tek parti yıllarında kültür hayatımızı esir alan anlayış çağdışı yaftası vurduğu kadim değerlerimizi bu topraklardan söküp atmak için her yolu denedi. Musikiden mimariye, edebiyatımızdan geleneksel sanatlarımıza kadar bizi köklerimize bağlayan ne varsa dışlandı, görmezden gelindi.

Milletin değerlerini, milletin zevk ve kültürünü gerilik emaresi olarak gören bu kültürel faşizm en büyük darbeyi Türkiye'nin kültür ve sanat hayatına vurdu. Ülkemizde uzun yıllar sinemadan tiyatroya birçok alanda başarıdan, kaliteden ziyade ideolojik aidiyet ödüllendirilmiştir. Sanatçılar ortaya koyduğu ürünlerden daha çok siyasi görüşlerine göre baş tacı edilmiş ya da yok sayılmıştır.

Kimi zaman hiçbir sanat değeri olmayan eserler yüceltilirken, milletin bağrından çıkmış sanatçıların özgün eserleri kasıtlı bir şekilde geri plana itilmiştir. Bu ülkede minyatür, ebru gibi tamamen bize ait sanatlar yıllarca perde arkasında tutulmuş, gündeme dahi getirilmemiştir. Türk müziğinin alaturka müzik denilerek yasaklandığı, türkülerimiz tezek kokuyor denilerek tahkir edildiği tuhaf dönemler yaşadık. Mesela ülkemizin yetiştirdiği en büyük halk ozanlarından olan Neşet Ertaş en verimli dönemlerinde kadri kıymeti layıkıyla bilinmeyen elitist sanat anlayışının kurbanı olmuş hazinelerimizden bir tanesidir.

Aşık Veysel'de öyle değil miydi? Ankara sokmadılar. Kendisi imkansızlıktan, yokluk ve yoksulluktan dolayı tam 25 sene boyunca gurbette yaşamak mecburiyetinde kalmıştır. Aşık Veysel gibi büyük bir usta dönemin Ankara Valisi tarafından kılık kıyafetinden dolayı şehrin merkezine alınmamıştır. Batı karşısında kompleksli, kendi insanına küstah, kendi değerlerine karşı düşman bu zihniyet Türkiye'nin kültür, sanat ve toplum hayatında onarılmaz yaralar açmıştır. Ne zaman ülkemiz bu zihniyetin esaretinden kurtuldu işte o zaman halkın sanatçıları hak ettikleri ilgili görmeye başladı. Son 17 yıldır kültür sanat hayatımızın zenginleşmesinin daha renkli daha özgün özgür bir karaktere bürünmesinin gerisinde işte bu yatan sebep yaşanan bu değişimdir” diye konuştu.

Türkiye'nin sadece siyasette, ekonomide, savunmada değil, kültür, sanat ve edebiyat alanında da vesayet zincirlerini artık kırdığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Şiirleri, kitapları, müzikleri yasaklayan bir ülkeden şairleri edebiyatçıları arasında ayrım yapmayan, sanatçılarını ötekileştirmeyen, asırlara sari zengin kültür mirasına sahip çıkan yepyeni bir Türkiye'ye kavuştuk. İnşallah bir daha asla milletimizin üzerine vesayet gölgesi düşürmeyecek kuşatıcı kucaklayıcı tavrımızı devam ettireceğiz.

Bugün de ülkemizin farklı köşelerinde kendi çabalarıyla kadim mirasımızı devam ettiren, geleneksel sanatlarımıza gönül vermiş sayısız hüner sahibi insanımız yaşıyor. Ancak teknoloji ile beraber diğer pek çok alanda olduğu gibi geleneksel sanat dallarında da ciddi sınamalarla karşı karşıyayız. Üstat ve ustalarımızın pek çoğunun sanatlarını devam ettirecek talebe ve çırak bulmakta zorlandıklarını görüyoruz. Unutulan ve devam ettirilemeyen her bir sanat köklerimizle bağımızı kuran bir halkanın kopması, milli hafızamızdan bir sayfanın eksilmesi demektir. Devlet olarak biz bu konuda büyük bir hassasiyet gösteriyoruz. Kültür ve Turizm Bakanlığımızın farklı projeleriyle belediyelerimizin, vakıf ve derneklerimizin çeşitli çalışmalarıyla, yaşayan insan hazinelerimize sahip çıkmaya çalışıyoruz.

Fakat bunun yeterli olmadığı aşikardır. Eğitim kurumlarımızla, üniversitelerimizle, medya organlarımızla hep beraber milletçe aklımızın, yüreğimizin, zevkimizin ürünü olan hazinelerimize sahip çıkmalıyız. Bu değerlerimizi gelecek kuşaklara anlatma ve aktarma çabasının ötesine geçerek daha uzun soluklu çalışmalar yürütmeliyiz. Burada istikbalimizin teminatı olan gençlerimize de önemli sorumluluklar düştüğüne inanıyorum. Geleneksel sanatlarımızın ve kültürümüzün ve kültürümüze aynı zamanda ait diğer değerlerin devamlılığı ancak gençlerimizin sahiplenmesine bağlıdır. Cumhurbaşkanı olarak bu yönde yapılacak her türlü gayreti gerekirse himayemize alarak desteklemeyi sürdüreceğiz.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, ödüle layık görülen, ipek böcekçiliği geleneği alanında Hasan Büyükaşık'ı, alem ustası Mahmut Efeoğlu'nu, kemençe yapım ustası Hasan Sancak'ı, damal bebek yapım ustası Fidan Atmaca'yı, çini sanatı alanında Hamza Üstünkaya'yı, telkâri sanatı alanında Suphi Hindiyerli'yi, Çanakkale seramiği alanında İsmail Bütün'ü, ebru sanatçısı Ahmet Hikmet Barutçugil'i, bitki yetiştirme ve ağaç aşılama alanında Orhun Güven'i, abdallık geleneği davul yapım ve icrası alanında Adem Göçer'i, aşıklık geleneği temsilcilerinden Maksut Koca'yı ve Ali Rıza Ezgi'yi, sipsi yapımı ve icracısı Mehmet Bedel ile Halime Özke'yi, eşme kilimi dokuma ustası merhum Ümmü Balyemez adına ödül alacak Ümit Balmehmi'yi tebrik etti.