Türkiye, Havacılığın Önemini Erken Kavradı

Emekli Hava Astsubaylar Tayyar Yıldırım ve Atilla Hizarcı Konya Aydınlar Ocağı’nda Türk Havacılığının tarihi seyrüseferini anlattı:

KÜLTÜR - SANAT - 03-06-2026 17:45

Konya Aydınlar Ocağı’nın mutat Selçuklu Salı Sohbetlerinde bu hafta emekli Hava Astsubay Tayyar ve Atilla Hizarcı, 01.06.1911 tarihinde kurulan Türk Hava Kuvvetlerinin kuruluş yıl dönümünde gök vatandaki teknolojik gelişmeleri anlatırken hatıralarından örnekler sundu.

Konevi derneği salonundaki programın açılış konuşmasını yapan Aydınlar Ocağı Konya Şubesi Başkanı Dr. Mustafa Güçlü “Şam’da Hz. Ümeyye yani Emeviye Camiini ziyaret ederken orada üç tane hava şehidimizin kabrini görmüştük.  Mustafa Kemal hiç uçağa binmemiş. Fransa imal ettiği uçakları dünyaya tanıtırken ordu mensuplarını davet etmiş. Türkiye’den de bir Paşa ile Yüzbaşı Mustafa Kemal katılmışlar. Programda ziyaretçiler uçağa bindirilerek uçurulmaktadır. Sıra geldiğinde Mustafa Kemal binmek için hamle yaptığında Paşa kolundan tutup (Bilmediğin aş ya karın ağrıtır ya baş) diyerek binmesini engellemiş ve o binmedikleri uçak düşmüş. Belki bu hadisenin tesiriyle Mustafa Kemal ömründe hiç uçağa binmemiş” dedi.

Daha sonra kürsüye gelen emekli Hava Astsubay ve Konya Aydınlar Ocağı Yönetim Kurulu Üyesi Tayyar Yıldırım Türk Hava Kuvvetleri’nin kuruluş ve gelişimini anlattı. İlk Türk Kara Ordusunun M.Ö. 209, Deniz Kuvvetlerin’nin 1081, Jandarma Komutanlığı’nın da 1839 yılında kurulduğunu söyleyen Yıldırım “Dünyanın ilk askerî havacılık teşkilatlarından biri olan Türk Ordusunda havacılıkla ilgili ilk çalışmalara 1909 yılında başlanmış,  1910 yılı sonlarına doğru, havacı personel yetiştirilmek üzere birkaç subayın Avrupa’ya eğitime gönderilmesi öngörülmüş fakat ülkenin içinde bulunduğu mali zorluklar nedeniyle gerekli ödenek bulunamadığjdan gönderilememiştir” diye konuştu.

Havacılığın önemini kavrayan Mahmut Şevket Paşa’nın gayretleriyle 1911 tarihinde Tayyarecilik Komisyonu kurulduğunu ve bu tarihin Türk Hava Kuvvetlerinin kuruluş yılı olarak kabul edildiğini ifade eden Yıldırım “Süvâri Yüzbaşı Fesa ile İstihkâm Teğmeni Yusuf Kenan beyler Fransa’daki Bleriot Fabrikası’nın uçuş eğitimlerine gönderildi. 1914 yılında da İstanbul-İskenderiye seferi sırasında ilk pilot hava şehidimiz, uçağın düşmesi sonucunda Mehmet Feti Bey oldu” diyerek devam etti.

Havacılığın tarihçesine dair bilgiler vererek devam eden Yıldırım “17 Aralık 1903 tarihinde Willbur ve Orwiille Wright kardeşlerin, ilk motorlu uçağı sembolik olarak da olsa uçurmalarından sonra dünyada havacılık teşkilatlarının temeli atılmaya başlandı. 1909-1912 yılları arasında ABD, Fransa, İngiltere, Almanya, İtalya, Avusturya ve Rusya ile hemen hemen aynı yıllarda Türk Askerî havacılık teşkilatı da kurularak ilk sıralarda yer aldı. Fesa ve Yusuf Kenan beylerden itibaren ilk pilot subaylara kavuştu. 3 Temmuz 1912’de de İstanbul Yeşilköy’de Hava Uçuş Okulu açılarak uçucu subayları ülkemizde yetiştirilmeye başlandı” dedi.

Hava Okulu’nun açılmasından sonra Türk ordusunda havacılık çalışmalarının hızlandığını ve personel sayısının çoğaldığını, Birinci Dünya Savaşı başında da hava tayyare bölükleri kurularak havacıların aktif kıta görevi yapmaya başladığını anlatan Yıldırım “1912-1913 Balkan Savaşı’nın birinci safhasında, henüz yeterli seviyede tecrübe kazanmamış olan Türk havacıları, ikinci safhada büyük başarılar elde etti. Türk havacılığının ıslahı ve geliştirilmesi yeni uçaklar alınarak sürdürüldü. Hava Kuvvetleri 1914 yılında Kıtaatı Mevaki-i Müstahkeme Müfettişliği emrinden alınıp Muhabere ve Muvasala Şubesine bağlanıp Teşkilat-ı Havaiye Müfettişliği adı verildi, fakat 1914 yılında 1. Dünya Savaşının başlamasıyla ıslahat ve geliştirme çalışmalarına ara verildi. 1915 yılında bazı Alman hava personeli Türk Hava Kuvvetlerine gelmiş, bir kısım havacı da uçuş eğitimi için Almanya’ya gönderilmişti. Türk Havacı Kuvvetlerinin ilk şehitleri ise 27 Şubat 1914 de yüzbaşı Fethi bey ve üsteğmen Sadık bey oldu. Bunlar, 8 Şubat’ta Kahire’ye gitmek üzere havalanan filoda yer aldı ve Şam’a başarıyla indi. 27 Şubat’ta Şam’dan Kudüs’e uçarken teknik sebeplerle Taberiye gölü yakınlarına düşen uçakta şehit oldular” diyerek sözlerini sürdürdü.

Türk Hava Kuvvetleri’nin hava okulu, tayyare istasyonları, tayyare bölükleri, sabit balon bölükleri, uçaksavar topçu birlikleri ve meteoroloji istasyonları şeklinde teşkilatlanarak gelişimini sürdürdüğünü aktaran Yıldırım  “1. Dünya Savaşı döneminde Türk Hava Kuvvetler mevcut yapısıyla, Çanakkale'den Hicaz'a, Kafkasya'dan Filistin'e kadar çok geniş bir alanda ve Türk askerinin çarpıştığı hemen hemen her cephede savaşa katıldı. 1’inci Dünya Savaşı’ndan kalan uçaklarla İstanbul, İzmir ve Konya’da birer tayyare istasyonu, Elazığ ve Diyarbakır’da da birer tayyare bölüğü oluşturuldu. 23 Nisan 1920’de Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasından sonra da ilk iş olarak düzenli ve disiplinli orduların kurulmasını esas kabul edildi ve Millî Savunma Bakanlığının 13 Haziran 1920 tarihli emriyle, Harbiye Dairesi’ne bağlı olarak Hava Kuvvetleri (Kuva-yı Havaiye) Şubesi kuruldu” dedi.

İlk plânda eldeki kırık dökük uçakların onarılarak hizmete kazandırılmasına çalışıldığını, 29 Ekim 1923’de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra çağdaş havacılığa uyum sağlayacak güçlü bir hava kuvvetinin kurulması için çalışmalara başlandığını anlatan Yıldırım “1915’de Hava Okulu Eskişehir’de yeniden kuruldu ve aynı yıl ilk mezunlar verildi. 1930 yılında Fransa ve İngiltere’den sonra ABD’ye de eğitim için personel gönderildi. 1933 yılından itibaren havacılığın sembolü olan mavi renkli üniforma tercih edildi. 1939 yılına Hava Tugayları kuruldu. 1940 yılında da envanterinde 500’e yakın uçak olan Türk Hava Kuvvetleri Balkanların en güçlü hava kuvveti haline geldi. 1943’de hava tugayları tümen seviyesine çıkarıldı. 1944 yılında Genel Kurmay Başkanlığı emriyle Hava Kuvvetleri Komutanlığı müstakil bir kuvvet olarak teşkil edildi “diyerek devam etti.

Türkiye’nin 1952 yılında NATO’ya girmesinden sonra jet uçaklarına geçiş yaşandığını ve pervaneli uçakların terk edilmeye başlandığını vurgulayan Yıldırım “Cumhuriyetin ilk yıllarında ülkemizde milli uçak sanayinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar olduğunu da biliyoruz. Hürkuş bunlardandır. Fakat bu başarılı teşebbüs geliştirilememiş ve kapanmış. Günümüzde üretilen Hürkuş tarihe bir atıftır. Savunma sanayiinde yerli hava araçlarının üretiliyor olması büyük bir kazançtır” dedi.

Çocukluk yıllarında köylerinin üzerinden geçen uçaklara el salladıkları günleri hatırlatarak devam eden Yıldırım “Seydişehir’in Oğlakçı köyünden çıkıp İvriz Öğretmen Okulunu bitirdim ama öğretmen olmak yerine Hava Astsubay Okuluna gittim. Seri bir uçuş sırasında indiğimiz yerlere levazım malzemeleri de teslim ediyorduk. Konya’dan havalanırken uçağımızın, Torosları aşabilmek için şehir üzerinde daire çizerek yay gibi yükselmesi gerekiyordu. O aşamada Seydişehir’i de havadan ve yakın planda gördüm. Meradaki hayvanları, köy yolunda yürüyen insanları görebiliyordum. İnince babama telefon edip latife maksadıyla (Falanca saatte tarlada ne yapıyordun?) diye sordum. Meğer tarladaymış (Çalışmaya gitmiştim) diye cevap verdi ve çocukluk yıllarımızda uçağa el sallayan çocukları hatırladım” diyerek sözlerini tamamladı.

Daha sonra, görsel sunum eşliğinde uçaklar hakkında bilgiler veren emekli Astsubay Atilla Hizarcı, eğitim ve hava astsubaylığına başlama dönemini ve hatıralarını da anlattı. “Her uçağın havalanmadan önce bütün aksamının teknisyenler tarafından kontrol edildiğini ve uçuş onayı verildiğini kaydeden Hizarcı “Uçak her şeyden önce can taşıyor, her türlü kontrol teknisyenler tarafından yapılarak gerekli önlem alınır. Ben de o teknisyen astsubaylardan biriydim” dedi.

Lastiğin uçaktaki hayati akşamlardan biri olduğuna vurgu yaparak 1990’lı yıllarda yaşanan lastik tartışmalarına değinen Hizarcı “Petlas o dönemde kalite bakımından diğer lastiklerin gerisindeydi. Buna rağmen bizi ikna etmek için çabaladı ama milyon dolarlık uçakları ve içindeki canları riske edemezdik” diyerek devam etti.

Soru üzerine; Orgeneral Eşref Bitlis’in şehit düştüğü ve kayıtlara kaza olarak geçen hadiseye dair görüşlerini de paylaşan Hizarcı “Hava şartları ne olursa olsun, meteorolojik şartlar da dikkate alınarak yapılan teknik kontrollerden sonra uçuşa karar verilir. Bu bilgiden hareketle, merhum Bitlis’in şehit düştüğü kazanın, bir teknik arıza ile yaşandığına ben ikna olmadım” şeklinde cevap verdi.

Program sonunda Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü konuşmacılar emekli Astsubay Tayyar Yıldırım ve Atilla Hizarcı’ya günün hatırası olarak kitap takdim etti.

 

Günün Diğer Haberleri