Küresel güç mücadelesinin askerî, ekonomik ve teknolojik boyutlarda sertleştiği; vekâlet savaşlarının doğrudan çatışmalara evrilme riskinin arttığı bir vasatta, 3. Dünya Savaşı’nın eşiğinde olunduğu artık inkâr edilemez bir gerçek. Böyle bir konjonktürde #Türkiye’nin güçlü, caydırıcı ve yüksek harekât kabiliyetine sahip bir orduya malik olması; savunma sanayiinde tam bağımsızlık hedefini kararlılıkla sürdürmesi; millî birlik ve bütünlüğünü tahkim ederek iç cepheyi sağlam tutması ve istikrarlı bir hükûmet sistemiyle yönetilmesi bir tercih meselesi değil kaçınılmaz bir mecburiyet. Unutmamak gerekir ki hibrit harp unsurlarının öne çıktığı bu çağda iç cephe, en az sınır hattı kadar stratejik bir güvenlik alanıdır. Siber saldırılar, algı operasyonları ve ekonomik manipülasyonlar üzerinden yürütülen çok katmanlı baskılar karşısında en kritik savunma hattı, millî birlik ve dayanışmadır.
Devletlerin kaderi, kriz zamanlarında ortaya koydukları stratejik akıl ve liderlik kapasitesiyle şekillenir. Türkiye’nin en büyük talihi; Genel Başkanımız Sayın #DevletBahçeli’nin bilgeliği, engin devlet tecrübesi ve eşsiz ferasetiyle #Türk siyasetini uzun vadeli bir perspektifle yönlendiriyor olmasıdır. Günlük polemiklerin ötesine geçen, bölgesel ve küresel gelişmeleri büyük resim içinde okuyabilen bu stratejik akıl sayesinde Türkiye, nice badireyi serinkanlılıkla karşılamış; doğru yerde, doğru zamanda ve doğru araçlarla hamle yaparak riskleri fırsata dönüştürmeyi başarmıştır. Sayın Genel Başkanımızın yıllar öncesinden yaptığı jeopolitik uyarıların bugün birer birer doğrulanıyor olması, öngörülerinin sıradan bir siyasi değerlendirme değil, derin bir devlet aklının tezahürü olduğunu göstermektedir.
#İsrail denen haydut devletin #OrtaDoğu’yu kalıcı bir istikrarsızlık alanına dönüştürme, bölge ülkelerini parçalı ve zayıf yapılar hâline getirme ve Türkiye’yi bu ateş çemberinin içine çekme arzusunu gizlemediği kaotik bir dönemden geçiyoruz. #Gazze’de sergilenen pervasızlık, #Lübnan ve #Suriye sahasında yürütülen saldırgan politikalar, bölgesel gerilimi bilinçli şekilde tırmandırma stratejisinin açık göstergeleridir. Dahası, İsrail’deki bazı akıl tutulması yaşayan çevrelerin “Türkiye’nin yeni hedef” olduğunu alenen dile getirmesi, niyetin artık örtülü değil açık bir tehdit boyutuna taşındığını ortaya koymaktadır.
Ne var ki #Türkiye, eski Türkiye değildir. Millî birliğini pekiştirmiş, terör belasını bertaraf etmiş, askerî caydırıcılığı artmış, savunma sanayiinde yerlilik oranını yükseltmiş, bölgesel denklemde oyun kurucu kapasiteye ulaşmış güçlü bir devletten söz ediyoruz artık. Sayın Genel Başkanımızın uzun zaman önce dile getirdiği “İsrail’in nihai hedefinin Türkiye olduğu” yönündeki tespitinin ne kadar doğru olduğu bugün daha iyi anlaşılıyor. Bu gerçek karşısında yapılması gereken şey ise açık: Hamasete kapılmadan, rehavete de düşmeden, millî güç unsurlarını azamî ölçüde tahkim etmek, iç cephede gedik açmaya çalışanlara fırsat vermemek ve Türkiye’yi hedef alan her kirli senaryoya karşı teyakkuzda olmak.
Çalkantılı bir çağda ayakta kalmanın yolu; güçlü devlet, güçlü ordu, sağlam millet ve dirayetli liderliktir. Türkiye bu imkânlara ve bu iradeye sahiptir. Bölgemizdeki ateş çemberi genişlese de, ülkemiz aleyhine hesaplar büyüse de, Türk milleti tarih boyunca olduğu gibi bugün de kendi kaderini tayin edecek kudreti fazlasıyla barındırmaktadır.
Unutulmasın ki Türkiye Cumhuriyeti, tehditlerle yön değiştirilecek, gözdağıyla geri adım attırılacak bir devlet değildir. Türkiye; Lübnan değildir, İran değildir, Suriye değildir. Türkiye, hürriyet için kan dökmeye de can vermeye de hazır olan Türk milletinin binlerce yıllık aklı, irfanı ve mukaddesatını ayakta tutan yıkılmaz bir kudretin devletleşmiş hâlidir. Herkes hesabını buna göre yapmalıdır. #TelAviv’deki her hesabın #Ankara’da bozulacağından da kimsenin şüphesi olmamalıdır.