İl Başkanı Demirel ; ‘’Konyalı Hemşerilerimize Teşekkür Ediyorum’’

Saadet Partisi Ocak Ayı il divan toplantısı parti il başkanlığında gerçekleşti. Toplantıda basına açık bölümde saadet partisi Konya il başkanı Mehmet Demirel konuştu. Toplantıya 20. Dönem Konya Milletvekili Hasan Hüseyin Öz, ilçe başkanları AGD Konya Şube Başkanı Durmuş Ali Kara, DİNBİRDER Konya Şube Başkanı Abidin Yalman, ve çok sayıda partili katıldı.

SİYASET - 25-01-2026 18:38

Demirel Konuşmasında yerel ve Ülke gündemine dair birçok konuyu ele aldı.
İşte Demirel’in Konuşması;

 

Sözlerime başlarken Konyalı hemşehrilerimize teşekkür ederek başlamak istiyorum. Geçtiğimiz ay Genel Başkanımız şehrimizi ziyaret etti. Bu ziyaret kapsamında kendisiyle birlikte şehrimizde bir dizi önemli temaslarda bulunduk. Ardından Konya’nın sanayicileri ve iş insanlarıyla verimli bir toplantı gerçekleştirdik. Akabinde il divan toplantımızı yaptık. Salonlara sığmayan büyük bir katılımla gerçekleşen bu programlarda emeği geçen tüm teşkilat mensuplarımıza ve bizleri yalnız bırakmayan kıymetli hemşehrilerimize ve programlarımıza eşlik eden basın mensuplarımıza teşekkür ediyorum.

EMEKLİ MAAŞLARI

Bildiğiniz üzere, emekli maaşlarına yapılan son zammın ardından hükümet yetkilileri en düşük emekli aylığının 20 bin lira olacağı yönünde açıklamalarda bulundu. Buradan açık ve net bir şekilde ifade ediyoruz: Biz bu rakamın bırakın kabul edilmesini, görüşülmesini dahi doğru bulmuyoruz.

Bizim teklifimiz nettir ve tartışmaya kapalıdır:
En düşük emekli aylığı, en az asgari ücret seviyesine yükseltilmelidir.

Genel Başkanımız Sayın Mahmut Arıkan’ın imzasıyla başlattığımız bu haklı kampanya, emeklilerimizin yoğun desteğiyle kısa sürede çığ gibi büyümüş ve 1 milyonu aşkın imzaya ulaşmıştır. Bu imzalar birer rakam değil; geçim derdiyle boğuşan emeklilerimizin feryadıdır, adalet çağrısıdır.

Buradan soruyoruz:
Bugün 20 bin lira maaş alan bir emekli nasıl geçinecek?
Evi kiradaysa ne yapacak?
Okuyan bir evladı varsa, torununa harçlık veremiyorsa, mutfağındaki tencere kaynamıyorsa bu hesabı kim verecek?

Bakınız, rakamlar her şeyi açıkça ortaya koyuyor.
2026 bütçesinde 2,75 trilyon TL faiz ödenecek. En düşük emekli maaşını 20 bin TL yapmak için ayrılan bütçe ise 70 milyar TL.

Yani emekliye verdikleri para sadece 19 günlük faiz gideri kadar.
 

Bu tablo bize şunu net biçimde gösteriyor:
Sorun kaynak yokluğu değil, öncelik meselesidir.

Biz buradan bir kez daha söylüyoruz:
Emekli sadaka değil, alın terinin karşılığını istiyor.
Lütuf değil, insanca yaşam talep ediyor.

 BELEDİYENİN YANLIŞ KARARLARI

Konya Büyükşehir Belediyemiz “Konya modeli belediyecilik” diyor. Bu ifadelerin tamamı kulağa hoş gelen, edebi yönü güçlü, toplumu yönlendirmeye ve algı oluşturmaya müsait cümlelerdir. Cümlelerin yapısında bir sorun yoktur. Ancak mesele sözlerin güzelliği değil, bu sözlerin içinin ne kadar doldurulduğudur.

Maalesef Konya Büyükşehir Belediyesi’nin aldığı kritik kararlarda ciddi isabetsizlikler görüyoruz. İnanın, bu toplantının sonuna kadar yüzlerce örnek sayabiliriz. Ancak birkaç tanesini özellikle ifade etmek istiyorum.

Öncelikle Üçler Mezarlığı’nın yanına yapılan otel meselesi. Bu otel aynı zamanda alkollü bir oteldir. Düşünün orada Konya’nın büyükleri, âlimleri, manevî önderleri orada meffundur. mübarek insanların bulunduğu bir kabristanın hemen yanı başında içkili eğlenceler yapılmaktadır. Sormak gerekiyor: Konya’da başka yer mi yoktu da özellikle bir kabristanın köşesi seçildi?

Bir diğer konu Mevlâna Meydanı’dır. Mevlâna Meydanı miting yapılacak bir alan değildir. Mevlâna Meydanı manevî bir mekândır. Hazreti Pir’in huzurunda, hangi konu olursa olsun; hakaret içeren konuşmaların yapılması, sloganlar atılması, yüksek sesle müzik dinlenmesi inancımıza ve kültürümüze aykırıdır. Maalesef Mevlâna Meydanı tahrip edilmiş, miting alanına dönüştürülmüştür.

Bugüne kadar bu nedenle birçok programa katılmadık. Ancak bir programa katılmak zorunda kaldık. Programın konusu Gazze’ydi. Buna rağmen Mevlâna Meydanı’nda hakaret içeren sloganlar atıldığını, küfürlü söylemlerin kullanıldığını gördük. Bu kabul edilemez. Buradan bu şehri yönetenlere açıkça sesleniyorum: Mevlâna Meydanı’nı miting alanı olmaktan çıkarın. Orası insanların huzur bulduğu, dua ettiği, dinlendiği, manevî sohbetlerin yapıldığı bir mekândır. Politik konuşmaların yapılacağı bir yer değildir. Bu konuda da belediye maalesef isabetli bir karar verememiştir.

2010 yılından bu yana her belediye seçimi öncesi billboardlarda aynı ifadeler yer alıyor: “Metro geliyor”, “Metro başladı”. Peki soruyorum: Nedir Konya modeli belediyecilik? Ulaştırma Bakanlığı İstanbul’da, Ankara’da, İzmir’de metro yapıyor. Konya’da neden yapılmıyor? Konya çantada keklik mi görülüyor? “Konya modeli” denilen şey tam olarak nedir? Bunun cevabını bekliyoruz.

“Banliyö treni yapıyoruz” deniliyor. Ancak ilk düğme yanlış iliklenmiştir. Hızlı tren hattı Konya’da yer üstünden geçirilmiştir. Bu büyük bir hatadır. Bu hat mutlaka yer altına alınmalıydı. Şehir ikiye bölünmemeliydi. Hızlı tren elbette güzel bir hizmettir, Allah razı olsun. Ancak doğru şekilde yapılmalıydı. Yer altından yapılsaydı bugün konuşulan ray ilaveleri de yer altından yapılırdı ve trafik hiç etkilenmezdi.

2010 yılından bu yana 16 yıl geçti. Bir tane kazma vurulmadı. Tren raylarının yanına bir ray daha döşemekle Konya’nın ulaşım sorununun çözüleceğini düşünüyorsanız kendinizi kandırıyorsunuz. Bir tramvay hattı yapmakla bu sorun çözülmez. Köklü çözümler gereklidir.

Bir diğer önemli konu: Konya Büyükşehir Belediye Başkanımız ve ekibi kısa süre önce Çin’e gitti. Neden? Kredi aramak için. Devlet bütçesinin çok büyük bir kısmı faize gidiyor. Devlet, borcunun faizini ödemek için yeniden faizli borçlanmaya gidiyor. Aynı anlayış belediyelerde de görülüyor. “Çin’de ucuz kredi var” deniliyor. Biz faizden kaçınan bir geleneğin mensuplarıyız. Belediye üretimle ayakta durur; borçla değil.

Askerî tank taburunun bulunduğu alanın imara açılmaması gerektiğini söyledik. “Yatırımı nasıl yapacağız?” dediler. Oysa Meram Tıp Fakültesi yakınındaki cephanelik arazisi zaten belediyeye devredilmişti. Oraya bina yapılsaydı kimse karşı çıkmazdı. Ancak yeşil alanlar yok ediliyor. Çocuklarımızın geleceği, şehrin nefesi yok ediliyor. Lütfen bu hatalardan vazgeçin.

Satışa çıkarılan ikinci arazi için kimsenin ihaleye girmemesi Konya halkının ferasetidir. Belediye bu araziyi satabilir, yetkisi vardır. Ancak burası Konya’nın geleceğidir ve bunun vebali büyüktür.

Eski Büyükşehir Belediye binasının yerine yapılan kütüphane de yanlış bir tercihtir. Kütüphaneye karşı değiliz. Ancak seçilen yer trafik açısından son derece yoğun bir bölgedir. Konya’da daha sakin, daha uygun alanlar varken böyle bir karar alınması yanlıştır.

Belediyenin yaklaşımı adeta bir emlakçı anlayışına dönüşmüştür: “Satarım, borcumu öderim.” Aynı anlayış hükümette de vardır. Üretim tesisleri özelleştirilmiş, borçlar artmış, faiz yükü büyümüştür. Konya Büyükşehir Belediyesi’nin de 2050 yılına kadar faiz ödemek zorunda olduğu bilinmektedir.

Bir diğer ciddi sorun da basına yönelik baskıdır. Belediyeyi eleştiren haberler yapan basın kuruluşları reklam kesintileriyle, cezalarla tehdit edilmektedir. Basın susturulmak istenmektedir. Oysa basın, halkın doğru bilgi alma hakkının teminatıdır. Basın susturulursa, ülke zarar görür.

Belediye başkanlarına çağrım şudur: Gurur meselesi yapmayın. Konya’nın geleceğini ilgilendiren konularda insanları, siyasileri, uzmanları toplayın; “Ne düşünüyorsunuz?” diye sorun. Güç zehirlenmesi feraseti kör eder. Yanlış kararlar Konya’nın geleceğini karartır.

Bir zamanlar Konya modeli belediyecilik vardı. En ucuz ekmek, en ucuz su, en ucuz ulaşım vardı. Bugün ise her ay suya zam yapılmakta, vergiler fahiş oranlarda artırılmaktadır. İnsanlar 2.000 lira ödediği ev için 8–9 bin lira ödemek zorunda bırakılmaktadır. Bu halk ezilmemelidir. Bu halkın devlete olan güveni zedelenmemelidir.

Son olarak şunu ifade ediyorum: İnsan beşerdir, hata yapabilir. Ancak hatada ısrar edilmez. Vatandaşın sırtına faiz yükü bindirilmez. Biz belediyemizin faizsiz bir anlayışla yönetilmesini bekliyorduk. Ancak gelinen noktada kredi arayışları bizi derinden üzmektedir.

Bu yanlışlardan dönülmesini temenni ediyorum.

DEVLET PROTOKOLÜNE UYMAYAN DAVRANIŞLAR

Sözlerimi toparlarken, ülkemizin ne denli lakayt bir yönetim anlayışıyla karşı karşıya olduğunu da vurgulamak istiyorum. Cumhurbaşkanının oğlu, sanki resmî bir devlet görevlisiymiş gibi bakanlar, valiler, belediye başkanları ve çeşitli kamu yöneticileri tarafından üst düzey protokolle karşılanması kabul edilebilir bir durum değildir.

Ne yazık ki Konya Büyükşehir Belediye Başkanı da geçtiğimiz dönemlerde bu şekilde karşılamıştır. Bu tutum, devlet ciddiyetiyle ve yerleşik protokol kurallarıyla bağdaşmamaktadır.

Devlet protokolü, kişilere göre değil, makamlara göre uygulanır. Aksi hâlde kamusal düzen, kişiselleşmiş bir yönetim anlayışına dönüşür ki bu durum hukuk devleti ilkesine açıkça aykırıdır. Kamu yöneticilerinin görevi, bireylere değil; devlete, anayasaya ve millete karşı sorumluluk bilinciyle hareket etmektir.

Bu tür uygulamalar, devlet yönetiminde ciddiyetin zedelendiğini, makamların keyfî biçimde anlamlandırıldığını göstermektedir. Türkiye, şahıslara göre şekillenen bir idare anlayışını değil; kurallara, liyakate ve kurumsal akla dayalı bir yönetimi hak etmektedir.

KANAYAN YARAMIZ GAZZE

Kıymetli kardeşlerim, son olarak tabii ki Filistin, Gazze konusu hiç gündemimizden düşmeyen bir konu. Düşmemeli de. Biliyorsunuz on Ekim'den bu yana orada sözde bir barış süreci yapılıyor. Garantör ülkeler belirlendi. Bu ülkelerden bir tanesi de Türkiye. Aslında bu ülkeler garantör bir ülke falan değil. Bu ülkeler garnitür ülke garnitür. 10 Ekim'den bakın yedi Ekim'den bahsetmiyorum 2023’ten bahsetmiyorum size. 10 Ekim 2025’ten şu ana kadar 500’ün üzerinde gazeli kardeşimiz şehit oldu. 1500’ün üzerinde kardeşimiz yaralandı. Binlerce kardeşimiz esir Burada siz garantörü ülke olarak ne yaptınız? Buradaki kardeşlerimizin kurtuluşuyla alakalı ne yaptınız? Hani AK Parti düşerse Gazze düşerdi. Hani AK Parti iktidarda niye yaptınız? Ve şimdi olayın ikinci boyutuna geçiyor. Bakınız tam bir Bizans oyunu. İkinci boyutu ne biliyor musunuz? Hamas'ın Silahsızlaştırılması. Ve maalesef Dışişleri Bakanı bu konuda imzayı attı. İmzayı atmak üzere görevlendirildi, imzaya. Kıymetli kardeşlerim, biz o hükümetteki arkadaşlarımızı anlamakta güçlük çekiyoruz. Gazze’nin yanındayız deyip şu ana kadar binlerce şehidi toprak parçası bırakılmayan oturacak binası bırakılmayan gazete gazeteli kardeşlerimiz için siz ne yaptınız? Ama yapmadığınız o kadar çok şey var ki. Büyükelçilik binanızı bile kapatmadınız. Hala Azerbaycan Boru hattı Seyhan'dan devam ettiler. Hiçbir çabanız oldu. Hala gemiler Biz bu gemileri açıklıyoruz. Onun için kıymetli kardeşlerim. Milli görüş yoksa zulüm var. Milli görüş yoksa pahalılık var. Milli görüş yoksa ezik insanlar var. Milli görüş yoksa ümitsiz insanlar var. En korkulan durum bu. Onun için de biz burada tüm bu olumsuzluklara rağmen bizi dinleyen, bizimle birlikte hareket eden vatandaşlarımıza, kardeşlerimize sesleniyoruz. Asla ümitsiz olmayacağız. Biz varız. Biz de çalışacağız, var olacağız. ilçelerimizde, mahallelerimizde tüm teşkilatlarımızı kuracağız, çalışacağız. Çalışmazsak bu ülkenin geleceği nokta belli. Daha fazla faiz, daha az maaş, daha köleleştirilmiş bir Türkiye. Onun için kıymetli kardeşlerim inşallah hep birlikte gücümüzün takatimizin sonuna kadar en iyi çalışmalar yaparak yaşanabilir bir Türkiye'yi yeniden büyük bir Türkiye'yi ve yeni bir dünyayı inşallah bizler kuracağız

 

Günün Diğer Haberleri